'Bihter ve Behlül de queer bir çift'

'Bihter ve Behlül de queer bir çift'
'Bihter ve Behlül de queer bir çift'
10 Temmuz'a kadar sürecek 'Ah Oh' sergisinin arkasında adı kısacık, derdi büyük bir oluşum var: ğ... Aykan Safoğlu ve Adnan Yıldız anlattı

* ğ nasıl bir oluşum?
Adnan Yıldız: Küratöryel ve sanat pratikleri içinde testosteron oranı çok yüksek. Sergilerdeki kadın sanatçı görünürlüğü bir problem, feminizm bir türlü dönüşemedi, cinsiyet politikaları henüz işlenmemiş durumda. Queer olarak okunan sanatın da Marc Jacobs tarzı şık olması, Nişantaşı’nda, Doğan apartmanında oturması ne kadar ironik. Paran kadar ‘queer’sin! Buralardan yola çıktık. Gündelik olana, politik zemine sızma stratejisi güttüğümüzden, değişen ajanda bizi şekillendirdi. Mesela davet ettiğimiz İç-Mihrak’ın posterlerinde Kavaf’ı görmek, sürecin yavaş yavaş tamamlandığına dair bir his veriyor. 

* 27 Haziran’a kadar sürecek 18. LGBTT Onur Haftası’nda ‘Zeki Müren’i Seviniz’ adlı panele de katkınız var.
Aykan Safoğlu: Arkadaş Z. Özger’in ‘Merhaba Canım’ şiirinin bir dizesi bu cümle. Özger, 70’lerde erken bir heteroseksizm eleştirisini, sol bir angajman içinden yapıyor. Öldükten sonra sahiplenildiğinde de eşcinsel olması uzun süreler yadsınmış. Biz onu sahipleniyoruz. Flyer’ımızda Bülent Ersoy olmasının nedeni de bu. Bugün hâlâ askeri bir oligarşi olduğunu düşünüyoruz. Bize göre Bülent Ersoy’un orduya ve savaşa karşı olduğunu dillendirmesi cinsellikten, aşk politikalarından bağımsız değil.
A. Yıldız: Buradaki tartışmayı zaten görsel bir deneyim olarak izleyiciye açıyoruz. Serginin LGBT toplumuyla sanat insanları arasında bağ kurmayı amaçlayan panelinde Fatih Özgüven, Erden Kosova, Özlem Güçlü olacak ve Türkiye’de sinema, güncel sanat ve edebiyat geleneğinde ‘queer’ nasıl tariflenir, onun üzerine konuşacaklar. 

* Bu çerçevede Türkiye’nin queer’lerine dair bir işaret etme haliniz var değil mi? Sevim Burak örneği gibi... 
A. Yıldız:
ğ’yi seçmemizin nedeni, burnunun ucundaki o harfin de queer’liği aslında. O kadar da uzak değil; hep öteki, öbürü, uzaktaki, tu kaka olan ya! Biz şunu ivedi bir şey olarak gördük: Kaos GL, Lambda gibi LGBTT örgütlenmelerle ilişki kuracak, onlarla sanat eleştirisi arasında köprü oluşturacak ama sanat pratiğinden de bahsedecek bir ortaklık hali... Biz burada queer’i bir perspektif olarak tanımladık. Böyle bir tartışma için Sevim Burak ön koşuldur. ‘Sevim Burak queer’dir’ derken tam olarak bunu kastediyoruz. Var olan kodlarla oynama biçimi, yazış şekli, hikâyelendirmesi, dili erkek egemen edebi geleneği kıran ve ardından gelecek akışkan okumaların önünü açan metinler... 

* Aşkın, arzunun politikası, siyasetin gündeminden, karar mekanizmalarından da bağımsız değil, öyle mi? 
A. Yıldız: Foucault ile Kristeva arasında bir köprü vardı zaten, biz onu yeniden keşfetmedik. ‘Aşk-ı Memnu’ Türkiye’sinden bahsediyoruz. Bence, Bihter ve Behlül queer bir çift. Kendilerine bütün o ahlaki köşkün içinde bir aşk dili yaratıyorlar. Diğerlerinin kurallarını ihlal edip kendilerinden ibaret bir dünya yaratıyorlar, yine diğerlerinin tuzağına, kurallarına, ahlakına yenik düşüp birbirlerinden nefret ediyorlar. Bunun insanların ilgisini çekmesi doğal; her evde bu hapis hissi, birbirinin polisi olma durumu mevcut. Zevk almak ve vermek devlet tekelinde.


    ETİKETLER:

    Bülent Ersoy