Bilinçaltımızda dolaşan rehber: Koku

Bilinçaltımızda dolaşan rehber: Koku
Bilinçaltımızda dolaşan rehber: Koku
Bağışıklık sistemimizden toplumsal normları algılamaya yaşamımızın her anında çaktırmadan bize eşlik ediyor kokular. Koku duyusuna dair bir atölye düzenleyecek olan parfümör Vedat Ozan anlatıyor...
Haber: HÜLYA AVTAN / Arşivi

Hemen hepimizin hafızasında yer etmiş kokular vardır. Anneannemizin evinin kokusu, sevgilimizin ten kokusu, sokağımızın kokusu gibi. Farkında olmasak da kokular o kadar önemli ki, bu sayede yolumuzu bulduğumuz bile oluyor. Koku duyusunun ne denli yönlendirici olabildiğini parfümör Vedat Ozan ile keşfe çıktık. 5 Ekim’den itibaren İstanbul Bilgi Üniversitesi kapsamında Koku Atölyesi düzenleyecek olan Ozan’dan gündelik yaşantıda bilincinde olmadığımız pek çok şeyin sırrını da öğrenmiş olduk.
Koku ilkçağlardan itibaren önemliydi muhtemelen.İlkçağlardan öncesinde de önemli. İnsan beyninin geçirdiği üç evre var. Bir sürüngenlikten dört ayak üzerine geçer olduğumuz an. Yiyeceğe ulaşma, tehlikeden korunma, doğru eş seçiminde kokunun çok fazla önemi var. Bu yüzden diğer dört duyudan ayrılıyor. Duygu ve hafıza işleme merkezimize gidiyor. Üzerinde olduğu gibi bir kontrolümüz yok. Beni duymak istemeseniz kulağınızı kaparsınız ama burnunuzu kapatırsanız nefes alamazsınız. En hayati işlevi gören burnunuzla koku eşleşmiş durumda. İçgüdüsel olarak da çok önemli. Çocuk koku almaya annesinin plasenta sıvısının içindeyken başlıyor ve bu kokuyu hafızasına bir etiket takarak işliyor. Doğduktan sonra da huzurlu ortamın temsilcisi annenin kucağında rahatlayabiliyor. Parfüm kelimesinin kökenine baktığımızda işin resmi çıkıyor. İnsanlar ilk başlarda kokulu otları, ağaçları alıp yakmışlar ve çıkan dumanın kokusuyla ilgilenmişler. Parfüm köken olarak ‘dumanla yükselen’ anlamında. Paganik dönemlerden beri var. Tektanrılı dinler de çoktanrılı dinlerin pek çok âdetini taşıyor.
Burada kurumsal tarafı devreye giriyor.Hıristiyanlığın kokusunda, İsa doğunca üç âkil adam onu ziyaret ediyor; hediyeleri mür, günlük ağacı reçinesi ve altın. İkisinin kokulu unsur olması önemin altını çiziyor. Bugün kiliseye gittiğinizde buhurdanlıkların içinde mür ve günlük ağacı yanar. Tevrat’ta baktığımızda Musa’ya verilmiş net parfüm formülü görüyoruz. Müslümanlığa geldiğimizde söylentiler var; Hz. Muhammed’in teri gül gibi kokardı, cennette zeminin misk ve safrandan olduğu gibi. Kurumsal kokuyla kastedilen, herhangi bir yerde o kokuyu duyduğunuzda o kurumun şemsiyesinin altına girmeyi isteyebileceğiniz koku. Diyarbakır’da İbari Camii yapılırken minaresinin harcına misk partikülleri yerleştiriliyor. Bir çağrı aslında bu; “Ezanla beraber camiye gel” diyor. Görsellik, işitsellik ve koku; üç duyu da var. Bugün duyusal pazarlama dediğimiz şeyin bütün elemanları kullanılmış.
Kokuların iyileştirici gücü de var mı?
Bu biraz aromaterapi denen ama günümüzde çok suiistimal edilen bir şey. Bitkinin kokusundan faydalanmak değil, kokunun bitkisinden faydalanmak önemli. Şu da var; çok uzun dönemler bazı kokuları bir şeylerle özdeşleştirmişsek aynı şeyi hissedebiliyoruz. Yasemin kokusu afrodizyaktır, çimen rahatlatır gibi. Bunlar otomatik olarak kodlanmış şeyler değil, bunu öğrenip böyle algılıyoruz. Koku öğrenilen bir şey.
Kullandığım ve bildiğim için seviyorum muhtemelen o kokuyu ama güzel ve çirkin çok göreceli şeyler, böyle bir ayrım var mı?
Güzel ve çirkin geniş yelpazede baktığınızda yok. Bir Çinliye süt koklatamazsınız, süt ürünleri kullanmazlar. Vücutları kuvvetli değil süte karşı. Kokunun esas önemi, bize kötü olanı söylemesi. Evrimsel bir bakış açısıyla tehlike nerede mesajı verir. Hazza dayalı algı sonradan gelmiş. Misk, 300 sene önce düşük hayat formlarının kokusu kabul ediliyor. Fahişelerin ve eşcinsellerin kokusu diye iki ötekileştirilmiş gruba ait. Bir fahişe o dönem sokağa çıktığında aydınlatma yok, kendini belli etmeli, o da reklamını kokusuyla yapıyor. Çok güçlü ve erojen bölgelere yakın yerlerden gelen bir koku bu. Böyle bir algıya sahipken endüstri devrimiyle kimya alanında ciddi gelişmeler oluyor ve zor bulunan misk fabrikalarda imal edilebiliyor. Böylece neredeyse en ucuz yapay molekül koku haline geliyor, en çok satan kokular içinde kullanılmaya başlıyor, deterjan gibi. Bir temizlik algısı geliyor. Ötekileştirilmiş koku, temizlik kokusu oluyor.
Bazı insanlarsa hiç koku alamıyor…
Anozmik diyoruz. Koku alamamak korkunç bir şey. Yemek yandı, doğalgaz vs. Gazlar aslında kokusuzlar, bizi uyarmak adına içine koku esansı ekleniyor. Uyarıl, alarma geç, bir şey yap. Bunu daha ileri obsesif boyutlarda görüyoruz, kendi kokusundan emin olamıyor kişi. Üstelik sadece yemeğin imalatı değil onun lezzetinin de yüzde seksenini koku oluşturuyor. Hem güvenlik tehlikesi hem hazza dayalı yitimle ortaya çıkan pek çok intihar vakası var. Yediğinizin ne olduğunu anlamanız için kokusuna ihtiyacınız var. Yoksa size burnunuz kapalıyken 40 çeşit dondurma yedirsem ayırt edemezsiniz.
Herkes o kadar çok parfüm kullanıyor ki, ten kokumuzun farkında olamıyoruz neredeyse.
Hiç parfüm kullanmasanız dahi ortamda endüstriyel bir parfüm oluyor. Dolayısıyla direkt ten kokusuna ulaşmanız çok zor.
Öte yandan moderniteyle iyice tektipleşmeye başladık, kendimize has, ayırt edici ten kokumuzun varlığını da unuttuk.
Ten kokusu normalde bağışıklık sistemimizin sinyallerini yayıyor. İki farklı bağışıklık sistemi idealde bir araya gelmeli ki ortaya çıkan nesil daha güçlü olsun. Artık onu ayıramıyor durumdayız.
Tıp ve koku ilişkisi kurulabilir mi?
Modern tıptan öncesinde tıp-koku ilişkisi bambaşka. Miyazma teorisi var. Hastalıkların sebebinin kötü hava ve koku olduğuna inanılıyor. Bütün Avrupa 400 sene buna inanıyor. O zaman bakteri vs. bilinmiyor ama hastalıkların yoğun olduğu kaynaklar genelde mezbahaların, çöplerin yanı. Çürümenin kokusundan korkuyorlar. Veba salgını dönemleri... Doktorlar kendilerini kokuyla koruma altına almaya çalışıyor. Vücut kokumuzun birçok hastalığın kabaca sinyalini verdiğini biliyoruz. Köpekler cilt kanseri kokusunu kesine yakın anlıyor. Sahibinin bacağının aynı yerini sürekli koklayan köpeğinden rahatsız olan bir kadının doktora gidip orada tümör olduğunu öğrenmesiyle başlayan bir şey bu. Kanserli hücrelerin kendine has kokusu var.
Koku atölyesi 5 Ekim-23 Kasım tarihleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü’nde. Ayrıntılı bilgi için: 0 212 311 72 21 ya da bilgi-egitim@bilgi.edu.tr

AIDS’E KARŞI ASEKSÜEL KOKULAR

80’lerden itibaren, AIDS salgını başladı ve o zamana dek çok moda olan hayvansı ve çiçeksi parfümler yerine şeffaf, aseksüel kokular ortaya çıktı çünkü seks tehlikeliydi. Bunlar dönemsel algılarımızı etkiliyor. O bir yana, bebek doğduğunda kendi dışkısının içinde yuvarlanmaktan rahatsız olmaz, tuvalet eğitimiyle dışkı kötü olur. Yani egemen, kokunun algısını değiştiriyor.

KOKULARIN KAYNAKLARI

Misk: Misk geyiğinin cinsel organı ile karnı arasındaki bir bezeden elde ediliyor. Sanskritçede de testis demek.
Civet: Civet kedisinin çok heyecanlandığı ya da korktuğu zaman anüs çevresinde oluşan salgıdan elde ediliyor.
Amber: İspermeçet balinasının kusmuğundan elde ediliyor.
(Bu kokular artık doğal yollardan elde edilmiyor.)