Binealin gösterdikleri

Binealin gösterdikleri
Binealin gösterdikleri
Sanat yazarlarına 13. İstanbul Bienali'ni ve sevdikleri işleri sorduk...

EVRİM ALTUĞ
KRİZİN KÜRESELLİĞİ ORTAYA KONDU
Tamamını gezmedim ancak, bienalde bu yıl içeriden savaşan bir tutum gözüküyor. Savaştığı durum ise bir kamusal alanın varlık problemi. Fulya Erdemci bunu yaparken yabancı ve Türkiyeli sanatçıların görsel ve kültürel emeğinden destek alıyor. Bienalde izlediğimiz projelerle Erdemci bize karşı karşıya olduğumuz krizin yerel değil son derece küresel ve hızlı bir manzara gösterdiğini ortaya koyuyor. Özellikle Volkan Aslan’ın Galata Rum İlköğretim Okulu’ndaki olimpiyatla ilgili çalışması beni etkiledi, Ayşe Erkmen de etkileyici. Yabancılardan Jorge Galindo’nun çalışması güzeldi. Bir de Galata Rum İlköğretim Okulu’nda iki sanatçılı bir oda yerleştirmesi var ‘Dominio’ ismi mültecilik ve bölünmüşlükle ilgili.
Bienalin bütün mekânlarını kısa sürede gezmek bienali gezmek olmuyor. Ne kadar çok vakit geçirirlerse değer yargıları o kadar sağlam olur, diye düşünüyorum.

NECMİ SÖNMEZ
BİENAL ARTIK TOPALLIYOR

Biena,l tasarımı ve gördüğümüz yorumuyla adeta her telden çalan bir grup servisi savrukluğunda. Kavramsal çerçevenin yokluğundan kaynaklanan samimiyetsizlik, içeriksizlik her mekânda kendini belli ediyor. İlginç işler gerçekleştiren sanatçıların varlığına rağmen özellikle genç kuşak Türk sanatçıların ihmal edildiklerini görüyoruz. İstanbul dinamiklerini bilen Fulya Erdemci’nin yıllardır aynı sanatçılar etrafında dönen ‘bizim grup’ anlayışını sürdürmesi son derece manidar. Bu açıdan bienalin artık sıradanlaştığını, bırakalım eski yıllardaki heyecanını yürürken bile topalladığını görüyoruz.
Bunun sebepleri nedir diye tartışmamız daha demokratik, sorgulayan bir çizginin oluşması için neler yapılabilir sorusunu yüksek sesle sormamız gerekiyor. Acaba İstanbul Bienal’i sadece uluslararası kültür turizmine hizmet sunan bir ‘event’ olarak mı varlığını sürdürecek yoksa hızla değişen sosyal , ekonomik, politik gelişmelere gönderme yapan bir yapıya ulaşabilecek mi? Bu konuda ne yazık ki olumlu düşünemiyorum.

AYŞEGÜL SÖNMEZ
DENEYİMİ ÖNE ÇIKARAN İŞLER ÖNEMLİ
Kamusal alanda sanat üzerine ontolojik bir seri işin bir araya gelmesinden ziyade ihtiyacımız olanın tam tersi; sokakla mahrem arasında bu coğrafyadaki otantik halleri gündeme getirmesi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla deneyimi öne çıkarmasını... Bunu gündeme getiren çok az iş var. Onlardan biri sanırım Elmgreen ve Dragset ikilisinin Rum okulunda canlı canlı yazdırdıkları günlükler. Bu günlükleri okuyabilmek ve yazıldıkları ana tanık olmak bir bakıma sanat yapıtının yapılış anına tanıklık. Aynı zamanda mahremle dışarı dediğimiz o engin boşluğun kapladığı yerleri imlemesi açısından benim bu bienalden beklentimi de özetliyor.

TUBA PARLAK
OLUMLU VE OLUMSUZ TARAFLARI VAR

Bienalin henüz tamamını göremedim maalesef sadece Antrepo’yu gezebildim. Onun üzerinden konuşacak olursak, bienalin genel olarak ortaya attığı kentsel dönüşüm ve buna dair sorunları Antrepo’da oldukça yoğun biçimde görebiliyorsunuz. Bir arada birden çok ‘aspect’i izleyiciye vermeye çalışmasının hem olumlu hem olumsuz tarafları var tabii. Olumsuz olarak, daha çok yayılabilirdi diyebiliriz ama bienalin son anda yaşadığı mekân sorununu düşününce anlaşılabilir bir durum. Olumlu olarak da gidecek izleyiciyi orada uzun süre tutacak bir yoğunluğu var serginin. En çok Jorge Galindo ve Santiago Sierra’nın video çalışmasını etkileyici buldum. En çok dikkatimi çeken işlerden biri de Amal Kenawy’nin ‘Silence of Sheep’ti. Mider Lopéz’in ‘Yollar Açmak’ isimli çalışması da güzeldi.