Bir aile filmi

Bir aile filmi
Bir aile filmi
LGBT bireylerin ailelerinin kabulleniş ve sonrasında yaşadıklarını resmeden 'Benim Çocuğum', homofobiyi içselleştirmiş Türkiye toplumundaki önyargı duvarlarını yıkmak için önemli bir adım. Tabii kitleleri salonlara çekebilirse...
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Yaklaşık iki haftadır süren ve ‘sonuç’ alınıncaya kadar sürmesini umduğumuz Gezi Parkı direnişi gösterdi ki, Türkiye ’deki özgürlük alanları alabildiğine kısıtlanmış, ‘baskı’ dayanılmaz boyutlara ulaşmış durumda, her ne kadar hükümet bunu ‘anlamıyor’ olsa da. Gençlerin ellerinde yükselen bu direniş, toplumun bütün kesimlerine olduğu gibi, LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) bireylerin haykırışını da daha duyulur hale getirdi. Kitleler, cinsel yönelimlere karşı önyargılarını bir nebze olsun kırabilecek doneleri de buldular bu hareketin içinde.
Deneyimli belgeselci Can Candan’ın Meclis’e kadar taşınan çalışması ‘Benim Çocuğum’ da son derece doğru bir zamanda gösterime girerek, homofobik toplum için ‘mesele’yi çok daha anlaşılır kılacak gibi görünüyor, kitleyi salonlara çekebilirse tabii. Cinsel yönelimleri aileler üzerinden okuyan ve yedi ebeveynin deneyimlerini aktaran film, bir yandan önyargıların adım adım nasıl kırıldığını, ‘kabulleniş’in hangi aşamalardan sonra gerçekleştiğini aktarırken, öte yandan da bu ailelerin kabulleniş sonrası takındıkları tavrı belgeliyor. Çocukları için soluk alabilecekleri bir alan yaratmak için ellerinden geleni yapan anne-babalar, süreç içinde birer aktiviste dönüşüyorlar, ki çocuklarının sadece kendileri tarafından değil toplum tarafından da kabullenilmesi için bunun olmazsa olmaz olduğunu biliyorlar. 

Umudumuz Gezi 

Belgeselin ilk bölümünün alabildiğine çarpıcı anlar barındırdığını, ailelerin deneyimlerini aktarırken bize gösterdikleriyle örnek teşkil ettiklerini belirtmemiz lazım. Toplumun büyük bölümünün, hatta hükümetin bile ‘hastalık’ olarak tanımladığı farklı cinsel yönelimlerin aksine, homofobinin ‘hastalık’ olduğunu ve tedavi edilmesi gerekenin/tedavi edilebilir görünenin homofobi olduğunu belgeliyor bu örnekleme. Ömer, Şule, Günseli, Pınar, Sema, Nilgül ve Zeki anne-babalar, Türkiye toplumunun aynası gibiler, ‘konuşulamayanı konuşarak’ tabuları da yerle bir ediyorlar.
İkinci bölümse, anlatmaktan ziyade harekete geçmek üzerine kurulu. Evet, çok zor da olsa kendileri durumu kabullenmişler, ama bunu genele yaymak için çabalamaları gerekiyor artık. Onlar da bunu yapıyor ve LGBT bireylerin özgürleşmesinin önündeki duvarları yıkmak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. 2008’de kurulan LİSTAG (LGBT Aileleri İstanbul Grubu) çatısı altında çalışmalarını sürdürerek olabilecek en iyi sonucu almak için çabalıyorlar.
‘Benim Çocuğum’, LGBT bireyler üzerinden hareketle çekilmiş bir belgesel değil, ki süreç içinde bu tür belgeseller de izledik. Film, ailelerin kabulleniş ve sonrası ruh hallerini yansıtarak meseleye farklı bir pencereden bakıyor. Homofobiyi içselleştirmiş bir toplumda işleri zor ailelerin, ama bu bir adım ve uzun yürüyüş sonunda hedefe ulaşacaklarından kuşkumuz yok. En azından, Gezi Parkı direnişinde olduğu gibi öyle olmasını umut ediyoruz...