Bir aile meselesi

Bir aile meselesi
Bir aile meselesi
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Woody Allen’ın ‘ara veren yanıyor’ tadındaki filmografisine yetişmek zor gerçekten! Uzun zamandır her yıla bir (kimi zaman iki) film sıkıştıran ‘hastalık hastası’, üzerine iki film seyrettiğimiz (üçüncüsü de yolda olan) 2010 yapımı ‘Uzun Boylu Esmer Adam’la (You Will Meet a Tall Dark Stranger) kapımızı çalıyor bu hafta.
Bu film, tipik Woody Allen ‘arıza’larıyla ete kemiğe bürünmüş bir çalışma. Ne cismiyle ne de sesiyle var olduğu hikâyede, sinemacının ‘ruhu’ açık seçik görülebiliyor. Bir ailenin (anne, baba, kız, damat) aşk ve cinsellikle imtihanını mercek altına alan yönetmen, her bir karaktere kendi beynini yerleştirmiş gibi duruyor. ‘Gençlik aşısı’ arayışındaki baba (Anthony Hopkins), derdinin çaresini sahte falcıda arayan anne (Gemma Jones), patronuna (Antonio Banderas) abayı yakan galerici kız (Naomi Watts), karşı binadaki ‘kırmızılı kadın ’la (Freida Pinto) iştahı kabaran ve başarısız bir yazar olan Amerikalı damat (Josh Brolin)... Hepsinin derdi ortak aslında; hayat yolculuğunda onları taşıyacak bir ‘eş’ arıyorlar. Başarıyorlar mı derseniz, düş kırıklıklarının baskın çıktığını söyleyebiliriz bu arayışta.
Woody Allen sinemasının temel taşları arasında öne fırlayan ‘endişe’nin ‘Uzun Boylu Esmer Adam’da da belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Hikâyedeki bütün karakterlerin bu endişeyle biçimlenen bir serüvenleri var. Farklı açılardan onları köşeye sıkıştıran bu kavram, yığınla kelimeyle dışavuruluyor her zamanki gibi. Akıllı diyaloglarla karakterlerin beyinlerine girmemizi sağlayan Allen, eğlenceli bir rota tuttursa da bunu ‘aydınlık’la sonuçlandırmıyor. Belli ölçülerde ‘ahlâki’ bir yaklaşım gösteren sinemacı, karakterlerin arayışlarının onları sürüklediği durumla gösteriyor bu tavrını. Bu noktada, en büyük çöküntüyü yaşayan anne karakterinin diğerlerinden farklı biçimde ‘kurtuluş’ umudu taşıdığını görüyoruz, ki ‘eden bulur’ mantığı da devreye girmiş oluyor böylece.
Woody Allen’ın sonraki filmlerinden ‘Paris’te Gece Yarısı’nın (Midnight in Paris) gerisinde, ‘Roma’ya Sevgilerle’nin (To Rome with Love) bir adım önünde olduğunu söyleyebileceğimiz ‘Uzun Boylu Esmer Adam’, ‘tipik Woody’ beklentisi içindeki hayranları tatmin edecektir kuşkusuz. Londra’yı mekân edinmesine karşın ‘turistik’ olmadığını da ekleyelim.