Bir Bach vardır Saariaho'dan içeri

Bir Bach vardır Saariaho'dan içeri
Bir Bach vardır Saariaho'dan içeri
Grammy ödüllü çağdaş besteci Kaija Saariaho'nun Borusan Kültür Sanat'ın siparişi üzerine bestelediği 'Frises'in dünya prömiyeri yarın Borusan Müzik Evi'nde. Ünlü besteci, müziğini Radikal'e anlattı.
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

Günümüzün en önemli çağdaş müzik bestecilerinden Grammy ödüllü Kaija Saariaho, eserlerinin seslendirileceği iki özel konserle kasım ayında Borusan Müzik Evi’ne konuk oluyor. Saariaho’nun Borusan Kültür Sanat’ın siparişi üzerine bestelediği ve ünlü kemancı Richard Schmoucler’e adadığı ‘Frises’ adlı yapıtın dünya prömiyerinde sanatçıya Fransız elektronik müzik ustası Jean-Baptiste Barrière eşlik edecek.
Borusan Müzik Evi, diğer taraftan 1–28 Kasım tarihleri arasında ‘Tidelines’ adlı sergiye ev sahipliği yapacak. Yazar Amin Maalouf, görsel sanatçılar Raija Malka ve Melek Mazıcı ile yine besteci Kaija Saariaho’nun disiplinlerarası işbirliğinden doğan ‘Tidelines’ edebiyat, müzik ve görsel sanatların bir aradalığından üreyen işlerle izleyiciyi kimlik üzerine düşünmeye davet ediyor.
Saariaho’yu tanımayanlara tanıtmak, tanıyanlara muştulamak için üç beş soru da bizden gitti. Tahminimin aksine sorularıma pek fazla ilişmeden kendi müziğini anlattı, sağ olsun. 

Keman çalmaya altı, piyanoya sekiz yaşında başlamışsınız. Ama Mozart’ın biyografisini okuyunca yeterince yetenekli olmadığınıza karar verip org ve müzikoloji eğitimine dalmışsınız. Kendinize karşı hep böyle acımasız mısınızdır?
Bu acımasızlık değil de gerçekçi olma çabası. Sonuçta halihazırdaki bir çocuğun kendine has fikirleriydi. Etrafımda da kendimi çok fazla sorguladığımı söyleyebilecek kimse yoktu. Ama evet, iş ahlakım yüksektir. Bu tavır bir taraftan ait olduğum kültürden geliyor fakat yıllar içinde ben de kendime karşı daha nazik olmayı öğrendim.
Edith Södergran, Virginia Woolf, Sylvia Plath, Anaïs Nin gibi kadın yazarların müziğinizde etkileri olduğunu söylüyorsunuz. Bu isimlerin sizin için ortak noktası nedir?
Bu bahsettiğiniz yazarların hepsi fevkalade sanatçılar ve işleriyle kendilerine bu dünyada bir yer açmakta çok büyük zorluklar yaşamışlar. Ben onların sadece sanatlarından değil, yaşamla ilgili görüşlerinden de etkilendim. Genç bir kadın olarak rol modeli arayışım vardı ve buna müzik içinde pek karşılık bulamayınca edebiyata yöneldim.
Magnus Lindberg ve Esa-Pekka Salonen gibi dostlarınız müziğe yönelik gündelik fikirler katıp Tristan Murail ve Gérard Grisey gibi isimler de armoniye dair perspektif kazandırmış olmalılar müziğinize.
Biz öğrenciliğimizde Magnus ve Esa-Pekka ile bir dolu müzik tartışmasına girerdik. Fikir alışverişinde bulunur ve birbirimize yorum yapardık. Zaman içinde herkes kendi yoluna girdi ve şimdilerde artık müzikten çok yaşam hakkında konuşuyoruz. Bu anlamda Kuzeylilikle ilgili tek bir tavır söyleyemem müziği tarif etmeye kalksam, ama daha uzun cümleler ve ritmik öğelere daha az yönelmiş bir seçimden söz edebiliriz. Öte taraftan Murail ve Grisey ise her zaman farklı besteciler oldular, çalışma yöntemleri de öyle. Benim müziğim ise frekansların ve tınıların armoniklerle ilgili bana ilham vermesinin bir sonucu olarak görülebilir. Benim besteleme tekniğim çok farklı kaynaklara ve ayrıca dizinsel (dizisel) müziğe dayanır. 

Peki enstrümantasyon anlayışınızın hemen her 10 yılda bir değiştiğini düşünüyor musunuz?
Daha ziyade, enstrümantasyon yaklaşımımın sürekli evrildiğini söyleyebilirim. Değişimlerin kaynağı benim hem besteci olarak deneyimlerim hem de kişisel değişimlerim. Ama ilk bestelerimden bu yana enstrümantasyonda temel değişimlerim olduğunu düşünmüyorum. Beste yaparken de önce kendim için başlıkları belirlerim ki böylece belli bir malzeme üstüne yoğunlaşıp müziğe bir çehre kazandırabileyim. Daha sonra o başlıklar da bu müziğin parçası olur, çünkü benim müzik formları ve belirlediğim başlıklar ile kurduğum ilişki birbirine çok benzer. Ve hepsi ayrılmaz biçimde bana ait fikirlerdir.
Raija Malka, Amin Maalouf, Melek Mazıcı ve sizin çalışmalarınızla ilk olarak Helsinki’de düzenlenen ve bu aralar İstanbul ’a gelen ‘Tidelines’ sergisinin meselesi nedir? ‘Tidelines’ insan kimliği ve bizim buna yönelik tavrımızı ifade eden sanatsal algımızın birlikteliğinden inşa olmuş bir enstalasyon. Temel fikir Amin Maalouf’un ‘Les identités meurtrières’ (Ölümcül Kimlikler) kitabına dayanıyor. Bir insanın kimliği karmaşık ve değişkendir, kimse kimsenin ardına ve sadece kimliğine saklanmamalıdır. Örneğin dinsel bir kimlik bir anda fanatik, insanlıktan çıkmış ve farklılıklara hoşgörüsünü kaybetmiş bireyler yaratabilir.
İstanbul’da ‘Frises’ın dünyada ilk seslendirilişi gerçekleşecek. Form ve içerik olarak nasıl özetlersiniz? ‘Frises’ Bach’ın keman için yazdıklarından ve şakon, pasakalya gibi bazı tarihi varyasyon tekniklerinden esinlenmiş bir yapıt. Kırılgan olduğu kadar enerjik ve fiziki bir sound’u var. Elektronik bölümünde ise enstrümanın renk ve olanaklarını genişleterek bahsettiğim tarihi besteleme tekniklerine yeni ve çağdaş bir yorum getirmek istedim.
‘Frises’in dünya prömiyeri yarın 20.00’de, Saariaho’nun müziğiyle katkıda bulunduğu ‘Tidelines’ sergisi ise 28 Kasım’a kadar Borusan Müzik Evi’nde.