Bir bekâr anne olarak Sevgili Meryem'e mektubumdur...

Bir bekâr anne olarak Sevgili Meryem'e mektubumdur...
Bir bekâr anne olarak Sevgili Meryem'e mektubumdur...
'Tükenmişlik sendromuyla' ülkeyi terk eden 'Muhteşem Yüzyıl'ın Hürrem'i Meryem Uzerli dört aylık hamile. 'Bekâr anne' olacağını söyleyen Uzerli'ye, bir bekâr anneden mektup var...
Haber: SAFİRA E. DENİZ / Arşivi

Hamileliğim, hatırı sayılır bir düşüş gösteren IQ’um nedeniyle entelektüel açıdan pek faal olamadığım bir dönem oldu. Değil kitap okumak, bir tanıtım yazısını bile anlamakta zorlandığım zamanlar az değildi. İş film, dizi –bak, tiyatro oyunu, konferans diyemiyorum bile– izlemeye falan gelince daha da karmaşıklaştı. ‘Ayı Yogi’de parkın yahut ‘The Muppets’da tiyatronun kurtarılmasına samimi bir şekilde sevinç gözyaşı döktüğüm vakidir. Bu ahval ve şerait içinde ‘Muhteşem Yüzyıl’ı izlemek, zorluk derecesi bakımından ABD Dışişleri Bakanı olmak gibi bir şeydi. Yine de altından kalkabildim. Özellikle ikinci sezonda som kötülük, kumpas ve histeri abidesi gibi gösterilmesine rağmen, sevgili Mehmet Tarhan’ın dediği gibi pişiği varmış gibi yürüyen şirret Hürrem’i sevmekte ve sıkı bir Hürrem’ci olmakta tereddüt etmedim. Kişisel hikâyem Nigâr Hatun’unkine benzer gibi olsa da, ‘Muhteşem Yüzyıl’ temalı bir gece düzenlense, elbette Hürrem kostümüyle gidecektim, aksi düşünülemezdi. Sonra bir baktım, hikâyem, Meryem Uzerli’nin hikâyesiyle kesişmiş.
13 ½. Hafta
Hamile olduğumu öğrendiğimde kızım 13,5 haftalık olmuştu. Kadınların kürtaj olma hakkını kadına kürtaj olması için baskı yapmak olarak algılayan baba, girdiği şoku atlatamadı, ben, onun bütün çabalarına rağmen kürtaja ikna olamadım ve ayrıldık. Şanslıydım: “Sen ne istersen ben arkandayım” sözünün hakkını veren bir annem ve ablam, “O bizim biricik kızımız, elbette yanındayız” diyen bir ailem, çevremde pervane olan dostlarım vardı. Hamileliğimde de doğurduktan sonra da hiç yalnız kalmadım, desem yeri. Beş aylık kızımın şimdiden sosyal kelebek olmasında, evimizi hiç boş bırakmayan bu dostların payı büyüktür. Meryem Uzerli’nin de bu bakımdan en az benim kadar şanslı olmasını dilerim.
Doğruya doğru, bu kulaklar “Çocuk babasız büyümez, barış evladım” telkinleriyle de dolup taştı. Kişisel husumetimi kızıma yansıtmamak, onu düşmanlıkla beslememek konusundaki kararlılığım ayrı. Gelgelim, naçiz kanaatimce iki insan bir çocuk ‘sayesinde’ bir arada kalabilmeli, onun ‘yüzünden’ değil. Bu sebeple kızımı birbirini sevmeyen bir anne-babayla, mutsuzluğu garantili bir ortamda değil, babasız büyütmeyi göze aldım. Elbette zaman ne gösterir, nelerle sınanırım, bu sınavlardan nasıl geçerim, bilemiyorum. Şu an bildiğim tek şey çocuğuma hem anne, hem baba olmak yahut ona babasının yokluğunu hissettirmemek gibi büyük, kocaman kocaman iddialarımın olmadığı. Arzum, onun bununla barışık yaşamasını sağlamak. Umarım bunu becerebilirim.
Hamileliğim hem fiziksel, hem ruh sağlığı açıdan son derece iyi geçti. Hamile olduğumu öğrendiğim anda duyduğum sevinç, sonrasına dair tüm endişelerime, korkularıma rağmen bir an bile azalmadı. Bu sevinç, aldığım kararda hep yanımda oldu; annem, ablam ve dostlarım gibi hiç yalnız bırakmadı beni. Buraya kadar anlattıklarımdan bir peri masalı bile biçilebilir. O bakımdan, ‘ayın karanlık yüzüne’ de kısaca da olsa değinmekte fayda var: Hamilelik, sonrasında lohusa ve emzirme dönemleri, her şey yolunda gitse de –bununla, sevilen insanla yaşanan mutlu bir yuvayı kast ediyorum– kadın açısından oldukça zorlu: IQ düşüyor düşmesine ama endişeler fantastik korku filmi senaryosundan çıkmış bir hâl alabiliyor. Misal, hatırı sayılır bir süre boyunca ve beynimde sağ kalabilmiş gri hücrelerimle kızımın babasının, arabasını oturduğumuz evin bulunduğu yokuştan bayır aşağı salarak bana çarpmaya kalkacağını ama –film bu ya– benim olağanüstü bir çeviklikle sıçrayarak bu cinayet girişiminden kurtulacağımı filan düşünebildim. Bir süre iki adımlık yolu otobüsle yahut taksiyle gitmemin sebebi hamilelik yorgunluğu değildi yani. Hem bu süreçte, hem de süt verirken, içime akıtılmış olan kötülüğün beni ve kızımı –kelimenin birinci anlamıyla– zehirleyeceğinden korktuğum da oldu. Bu korku şu an metaforik olarak devam ediyor. O yüzden, kızımın babasını, hak edip etmemesi meselesinden değil, bu zehirden arınmak için affedebilmek istiyorum.
Oooo… Çenem düşmüş, sevgili Radikal Hayat ekibinin bana ayırdıkları yerin sonuna gelmişiz bile. Sevgili Meryem’e –bir Hürremciliğimi, bir de hikâyemi bahane edip aniden samimileştiğim için kusuruma bakmasın– her türlü zehirden azade, mis gibi bir hamilelik, sonrasında da güzel bir annelik hikâyesi dilerim. Gönlü ne olsun, nasıl olsun istiyorsa, o olsun. Korkmak, aptallaşmak, düşmek salt hamilelik, annelik değil, insanlık halidir, hatta bir hikâyeyi doğru dürüst yaşayabilmek için gerekir bile… Sevgilerimle arz ederim.

Hürrem nerede hamile kaldı?