Bir Brüksel çıkarması

Brüksel yolculuğu keyifli başladı. Tüm orkestra, sanatçılar ve biz gazeteciler için özel bir uçak ayarlanmış.
Haber: ÖZGÜL APAÇE / Arşivi

Brüksel yolculuğu keyifli başladı. Tüm orkestra, sanatçılar ve biz gazeteciler için özel bir uçak ayarlanmış. Sezen Aksu ise bir önceki uçakla gitmiş. Brüksel uçağındaki ilk yarım saat yarı uyanık, yarı uykuda geçti. Ama kahveler geldikten sonra atmosfer tamamen değişti. Önce Diyarbakır Belediyesi Çocuk Korosu şarkı söylemeye başladı. Uçağın neredeyse yarısı çocukların başına toplandı ve şarkılara eşlik etmeye çalıştı. Küçük çocuklar bu ilgiden memnun, bir şarkı, bir şarkı daha derken neredeyse yarım saat şarkı söylediler. Uçağın bir köşesinde uyumaya çalışan kimi müzisyenler hariç herkes durumdan memnundu. Uçaktaki herkes Türk ve tanıdık olunca ilk yarım saatin sonunda tüm kurallar bozuldu. Uçak ahalisinin yarısı ellerinde sigara, ayakta seyahat etmeye başladı. Bu durumdan rahatsızlığını dile getiren tek kişi ise Sertab Erener oldu. Ama şikayeti bir işe yaramadı ve üç buçuk saatlik yol şarkı, türkü, çay sigara derken çabucak bitti.
Uçakta genel olarak Avrupa Birliği konuşuldu. Vartanant Ermeni Kilisesi Korosu, Sefarad Yahudileri Müzik Grubu, Diyarbakır Belediyesi Çocuk Korosu, Oniro Yunan Müziği Grubu ve İzmir Opera ve Balesi Orkestrası'ndaki herkeste yurt dışında, hem de parlamenterlerin önünde konser verecek olmanın heyecanı vardı. "AB'den adaylık için bir tarih alıp geleceğiz," uçakta en çok yapılan espriydi. Yani, Musevi grubundan Yavuz Hubeş dışında hemen herkes durumundan memnun görünüyordu. Yavuz Hubeş "Biz öğretmenlerinden geçer not almak için müsamereye çıkan okul öğrencileri miyiz, birlikte ne kadar iyi ve mutlu yaşadığımızı onlara kanıtlamak zorunda mıyız?" diyerek aslında bu konsere sıcak bakmadığını dile getiriyordu. Ama yine de gelmişti konsere. Gerçi Yahudi topluluğundan sadece iki kişi gelmişlerdi, grubun diğer üç üyesinin işleri varmış. Uçak yolculuğu Türkiye Şarkıları'nın Brüksel çıkartmasının, Türkiye'nin AB'ye girmesinde faydası olur mu, olmaz mı tartışmaları eşliğinde geçti.
Brüksel'deyiz
Organizasyon gayet iyiydi. Havaalanında hiç beklemeden otellerimize gittik ve konser saatini beklemeye başladık. Müzisyenlerse prova için konser salonunun yolunu tuttu. Konser salonu, Brüksel'in ünlü kültür sarayı Palais des Beaux Arts'tı. Müzisyenler öğle yemeği yerine prova yapmayı tercih edince öğle yemeği iptal edildi, doğru konser salonuna gidildi. Tabii bu da ortamda hafif bir gerginlik yarattı. Çünkü akşam yemeği gece yarısından sonra yenecekti. Kimi gazeteciler bu durumdan rahatsız oldular. Müzisyenlerin derdi ise başkaydı. Onlar prova için çok az zaman kalmasından rahatsızlardı. Zaten provadan çok, bir sound check yapıldı. Bu da profesyonel müzisyenlerde endişelere yol açtı. Ama konser saati gelince tüm bunlar unutuldu. Kuliste çok sıcak bir hava vardı. Sezen Aksu ailesinden Ozan Doğulu, Sertab Erener ve Işın Karaca kulisin en neşeli isimleriydiler. Ozan Doğulu konsere annesi ile gelmişti. Işın Karaca ise "Ben Sezen Aksu ailesinin en küçük kızıyım onun için buradayım," diyordu büyük bir gurur içinde (Bu arada elindeki kırmızı sprey boya ile orkestradan birinin saçlarını boyuyordu). Sertab Erener de "Ben Sezen'in hayranıyım, o yüzden buradayım," dedi. Yani tüm Sezen Aksu ailesi hazır ve nazırdı. İnsan onlarla konuşunca Sezen Aksu'nun etrafında nasıl bir hayranlık halesi yarattığını gerçekten daha iyi anlıyor. Yaşar Gaga, Sezen Aksu'nun her işini görüyordu. Tabii Meral Okay da oradaydı ve hiç durmadan koşuşturuyordu. Hatta bir ara Okay'ın kuliste stresten burnunun kanadığı kulağımıza geldi. Herkes oradaydı, ama bir tek Sezen Aksu'yu göremiyorduk. Uçağa binerken de, konser öncesinde, hatta sonrasında da onu göremedik. Kimseye röportaj vermiyor, hatta ortaya bile çıkmıyordu.
Konser başlıyor
Sonunda konser saati geldi. Ama bir türlü başlayamadı. Avrupa Hareketi 2002'den Cengiz Aktar oldukça uzun bir konuşma yaptı. Birazdan zaten notaların anlatacağı her şeyi sözcüklere dökmeye çalışıyordu. Konuşma uzadıkça herkes sıkılmaya başladı. Ardından sahneye Berna Yılmaz, sonra da Mesut Yılmaz çıktı. Üç beş cümlelik konuşmasının ardından konser başladı. Sezen Aksu çok etkileyici düz siyah kadife bir elbise ile çıktı konsere, "Bu bir fantezi değil, bizim hayatımız oldu," ilk cümlesiyle de büyük alkış aldı. Sezen Aksu'nun ayağı şiş ve bandajlı olmasına rağmen performansı çok iyiydi. Konserde her şey güzeldi. Bir tek Sefarad Yahudileri gurubunun üç üyesinin eksikliği hissediliyordu. En çok alkışı Diyarbakır Belediye Çocuk Korosu'nun şarkıları aldı. Konserin en sonunda çıkan Enderun Klasik Türk Müziği Topluluğu da çocukların arkasından en çok alkışı alan grup oldu. Konser sonunda tüm seyirciler ayaktaydı; bir yandan ağlıyor, bir yandan da gülmeye çalışıyorlardı. Hiç hesapta yokken hep beraber Melike Demirağ'ın Arkadaş şarkısı da söylendi. En çok gözyaşı dökenlerden biri ise gazeteci Şenay Düdek oldu.
Konser sonrası
Konser sonunda hep beraber bir yemeğe gidildi. Yemek boyunca tek konu Avrupa Parlamentosu'ndan konsere kimlerin geldiği idi. Çünkü tüm gazeteciler salonun alt bölümünde oturmak zorunda oldukları için, localarda oturan parlamenterleri kimse göremedi. Parlamenterleri göremeyince de gazeteciler konseri "Türk'ün Türk'e propangandası," olarak değerlendirdi. Evet üst düzey yetkililer gelememişlerdi. Ama zaten konser 15 gün içinde kotarılmıştı ve bildiğiniz gibi Avrupalılar genelde günlük işlerini aylar öncesinden planladıkları için çoğunun aynı tarihte çok önceden planladıkları başka işleri vardı. Yine de AB Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Joost Lagendijk'in, üye 15 devletin daimi temsilcileri veya temsilci yardımcılarının geldiği söyleniyordu. Hatta Avrupalı parlamenterlerin yanında oturan Belçika Senatosu'ndaki Türk kökenli senatör Fatma Pehlivan, İzmir kökenli bir levanten olan bir AP milletvekilinin İzmir'in Kavakları şarkısında ağladığını söyledi. Ama tabii biz gazetecilerin locada olan bitenleri görmesi mümkün olmadı. Yani akşam yemeği de Avrupa Hareketi 2002'nin gazetecileri Avrupa Parlamentosu'ndan önemli isimlerin geldiğine ikna etmeye çalışması ile geçti.
Bu arada 250 kişi bir restoranda yemek yemeğe çalışınca serviste gecikmeler oldu. Bazı gazeteciler dışarıda yemek yemek için çıktılar. Ama Brüksel'de o saatte açık bir yer bulunamadığından aç kaldılar. Ertesi gün erken saatlerde kalkıldı, uçağa binildi ve yine şarkılar, türküler eşliğinde dönüldü.
Organizasyon bozuklukları
Dönüşte kimi gazetecilerin organizasyonu beğenmeyip eleştirmesi, kimilerinin de "AP'den kimse gelmedi," demesi organizasyonu yapan Ahmet San'ı çok üzmüş. San "Salonun sadece %20'si Türk'tü. Haksızlık ediliyor. Bu arada aç kalma konusuna gelince, tabii restoran ve bar açılışlarında el üstünde tutulan bu arkadaşları Brüksel'de biraz eksik bırakmış olabiliriz. Biliyorsunuz öğle yemeği iptal edilip provaya gidildi. Halbuki parası ödenmiş ve öğle yemeği organize edilmişti. Akşam yemeğine gelince, 250 kişi aynı anda bir restoranda yemeğe giderse gecikme olması doğal. Ama biz hedefe kilitlendik. Bu eleştirilere üzülüyorum ama önemli olan bizim Avrupa Birliği'nin kalbinde iyi bir konser vermemiz ve sesimizi duyurmamız. Sezen Hanım'ın bu işten maddi bir kazancı neredeyse yok, müzik grupları ise çok cüzi bir miktarda para aldılar. Bu iş gönül işi," diyor.
Sonuç
Görünen o ki, Sezen Aksu'nun Brüksel çıkartması başarılı mıydı, yoksa Türk'ün Türk'e propagandası mıydı tartışmaları daha uzun süre devam edecek. Ama neresinden bakarsanız bakın Türkiye Şarkıları'nın AB'nin kalbinde atması iyi görünüyor. Belki bir gün, bir adım daha ileriye gidilir, Türk müziğinin ünlü ismi Sezen Aksu ya da bir başkası dünyaca ünlü Kürt müzisyen Şivan Perwer'le, Ermeni müzisyen Djivan Gasparyan'la ve diğer azınlıkların da ünlü isimleriyle bir konser verir.