Bir çiçek bir sokak...

Bir çiçek bir sokak...
Bir çiçek bir sokak...
Sıraselviler Billurcu Sokak'taki 26 senelik Çiçek Bar'ın devri, bir devrin bitişi gibi... Aynı sokakta 37 senelik Maça Kızı Barber Shop (Berber Dükkanı) kristal avizeleriyle hâlâ köşede. Sokaktaki kahveler teker teker 'cafe'ye dönüşürken, başından sonuna bir yürüyüş eyledik Billurcu'da...
Haber: BERRİN KARAKAŞ / Arşivi

Sokaklar değişmeye ayaklarımızın ucundan başlar. Önce taşları sökülür, sıcak sıcak asfalt dökülür. Hüzünlüdür görüntü… Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının işaretidir. Nostalji, melankoliklerin işi dersek, bir tarafıyla da heyecan verir elbet yeni. Beyoğlu Sıraselviler Caddesi’ndeki yaralı bereli Billurcu Sokak’ın hali de böyle. Üzerlerine dökülecek asfaltı bekliyor Arnavut kaldırımı taşları. Sokağın her iki ucuna belediyenin astığı afişler, değişimi müjdeliyor. “Billurcu Sokak Güzelleşiyor!” Kahveler yavaş yavaş ‘cafe’lere dönüşüyor sokakta. 70’lerde kaçak içki, kaçak sigara, kaçak kumar… ne ararsanız var Maça Kızı Kahvesi, artık Laterna isminde, beyaz masalarını sokağa çıkartmış bir ferah cafe. 

Sokağın girişindeki 35 senelik As Kahve, “Zindan Cafe” olmak üzere tadilatta. Mirasçıların bir araya gelmemesinden dolayı 20 senedir kapalı, bir zamanların Santral Otel’i, geçen sene itibariyle City Center ismiyle yepyeni bir otele dönüştü. Az ilerisinde bir hayalet bina Otel Anax da yenilenir yakında. Billurcu Sokak’a dair en büyük değişim, kuşkusuz 26 senedir Yeşilçam’ın güzide isimlerini, Bertolucci’den Elia Kazan’a memleketi ziyaret etmiş meşhur sinemacıları, heykeltıraşları, ressamları, yazarları, gazetecileri ağırlamış Çiçek Bar’ın devri. Bu devir, bir devrin bittiğinin işareti. Açılışıyla sokağı değiştiren Çiçek Bar, devriyle de bir başka değişimin işareti. Barın ortaklarından Arif Keskiner, nam-ı diğer Çiçek Arif’in anlattıklarıyla, 80’lerde Billurcu Sokak tekinsiz, randevuevleriyle dolu bir sokak. Maça Kızı Barber Shop’un sahibinin esprisiyle “Şu girişe bir kapı yapacaklardı neredeyse. Beni de kerhane berberi…” 

Tantan temizliği 
Çiçek Bar’da Arif Keskiner’le buluşmadan önce, sokağın başını tutmuş değişim afişinin altında oturmuş esnafın sohbetine dahil oluyorum. “Bu sokakları biz temizledik tinercilerden, çapulculardan, otopark mafyasından, korsanlardan…” diye başlıyorlar anlatmaya. Bu temizlikte büyük rolü olan Sadettin Tantan’a minnetlerini belirtmeyi de ihmal etmiyorlar. Son durum itibarıyla en hararetli tartışmaları kaldırımlar. İki hafta önce topladıkları imzalarla, Fen İşleri’nden memurlarla yaptıkları toplantıda konuşulanların hiçbirinin yapılmayacağı kanaatindeler. “Yaz” diyorlar; “Rizeli Belediye Başkanı’nın torpiliyle Rizeli müteahhitin şişirme asfaltı!” Billurcu Sokak’ı kesen Meşelik Sokak gibi bir sokağa kavuşmayı uman esnaf, bulduğu karşısında sitemkar. “Bu kadarcık kaldırımda iki kişi nasıl yürüyecek, bebek arabası nasıl geçecek?” derdinde. Sokağın trafiğe kapanması olasılığı, Taksim Acil’in çıkışı da Billurcu Sokak’a dahil olduğundan, zor görünüyor. Taksim’deki trafiğin yeraltına alınacağı zamana da, daha çoook var. 

Çiçek Bar’la birlikte Kemal Sunal, Tarık Akan gibi meşhurların da berberi olan Maça Kızı’nın sahibi, dükkana buyur ediyor beni. Bir siyah poşet içinden eski fotoğrafları çıkarıp anlatıyor. “Tez geçse de her sevgide bir hatıra vardır” gibi şarkı satırları eşliğinde, siyah beyaz bir dünya . Kendisinin de oynadığı, Orhan Günşıray’ın ilk filmi ‘Lejyon Dönüşü’nden kareler, eskiden Maçı Kızı’nda çalışan, üç beş dükkan ilerideki Blue Star Erkek Kuaförü’nün rakı masasında gençlik fotoğrafları, Almanya maceraları derken muhabbet Çiçek Bar’ın devrine geliyor. “Biliyorsun en büyük dedikodu berberlerde döner. Aslında Çiçek Bar otel olacak, görürsün” diyor.
‘Aşağı direk’ kime gerek… 

Pera Güzel Sanatlar’ın karşısında, sokağın bir tenha köşesinde yaşamaya çalışan Esayan Okulundan Yetişenler Derneği’nin (1947) önünde bir boyacı, kafası önünde ayakkabı boyarken yanaşıyorum yanına. Gezi Parkı’nda çalışamadığı için artık Billurcu Sokak’ın bir köşesini mesken tutmuş. “Buradaki kahvelerden az çok iş çıkıyor” diyor. Ayakkabılarını boyattıkları pek görülmemiş “ ‘cafe insanları’ndan ekmek çıkar mı?” soruma “Tamamen kaybolmaz kahvedekiler. İki taraf birleşir” diye cevaplıyor. Bu iki birlikteliği, bir zamanlar Maça Kızı Kahve’si olan, sahibinin Almanya’da ve Amerika’da yaşayan oğullarının katkılarıyla modern bir mekan Laterna’ya dönüşmüş cafe’de görebiliyoruz. Üst katta okey masaları, yeşil örtüler hala duruyor. Billurcu Sokak’ın dönüşümüne dair “Hep üst sınıfı düşünüyorlar. Orta direği de düşünüyorlar aslında ama alt direği düşünen yok” diye cevaplıyor ayakkabı boyacısı. Alt direkten, orta direk Blue Star Erkek Kuaförü’ne giriyorum. Sokakta kiraların doğal olarak artacağını anlatıyor sahibi. Yan tarafta restore edilmiş binadaki 30 metrekarelik eşyalı odaların 1 milyon liraya kiraya verilmesinin bile bunun emaresi olduğunu söylüyor. “Bu sokak cafe’lerle dolarsa, sizin dükkan ne olur?” soruma “Para neredeyse o olur. Belki burası da cafe olur” diye cevap veriyor. 

Çiçek Bar Nobel’i Yaşar Kemal’e 
Blue Star’dan çıktığımda elinde bastonu, sokağın başından görünüyor Çiçek Arif. Kapıdan girince sağ kolda ışıklı küçük film afişleri panosu selamlıyor bizi: ‘Casablanca’, ‘La Strada’, Buster Keaton’ın ‘One Week’i… Biraz ilerisinde Alaaddin Aksoy’un Yaşar Kemal’den Tarık Akan’a, Onat Kutlar’dan Şerif Gören’e Çiçek Bar’ın müdavimleri için kaleme aldığı dörtlüklerden oluşan “Karadeniz dilinde” “Çiçekname” panosu. Yaşar Kemal için: “Karinca su içerse/ Denizler biter derdik/ Çiçek bar Nobel’ini/ Yaşar Kemal’e verduk” yazmış Aksoy. Onat Kutlar için: “On yıl geçti aradan/ Özleduk seni Onat/ Sinema bir şölendi/ Kalmadı onda da tat.” 

Çiçeklerle süslü, “Gurbete Gidişinin 1. yılında Zeki Ökten” fotoğrafı ve yanındaki Nazım Hikmet resminin önündeki masaya oturuyoruz. Çiçek Bar’ın devrini “Yaşlandık, yorulduk, biraz kendimize zaman ayıralım” özetiyle anlattıktan sonra, ilk açıldığı zamanlara gidiyor Keskiner. Taa 1950’lere, Atlas Pasajı’nin girişindeki Kulis Bar ve devamında açılan Papirüs’e. Kulis Nişantaşı’na taşındıktan sonra batıp, Papirüs de büyük bir yangın atlatınca oluşan boşluğu Çiçek Bar’ın doldurduğunu söylüyor. TRT dışarıdan yapımlara başlamasaydı, belki Çiçek Bar da olmayacaktı. Yapımcı Keskiner 1984 yılında Halit Çapan’ın “Bay Alkolü Takdimimdir” kitabını TRT’ye dizi yaptıktan sonra kazandığı parayla borçlarını ödüyor once. Sonra 3 milyon 300 bin liralık KDV’yi erteleyerek, ortağı Azmi’ye “Elinde ne kadar para varsa koy” diyerek Çiçek Bar’ın temellerini atıyor. Kısa bir zaman ofis olarak kullanılan, gelip gidenin bol olduğu mekan, 27 Aralık 1985’te, yağmurlu bir günde Sinema Sevenler Derneği Lokali olarak açıyor kapılarını. 

Biz kapadık onlar açacaklar 
Ödüllü sinema afiş yarışmalarından, seçim zamanı “Kararsızlarda çözüm arayışları” gibi toplantılara hareket bitmiyor Çiçek Bar’da 80’lerden itibaren. Bir döneme damgasını vurmuş ‘Bizimkiler’ dizisinden Osman Seden’in ‘Çalıkuşu’na, gönüllerimizde yer etmiş dizilerin temelleri burada atılıyor. Nasıl ki bugün artistleri görmeye Cihangir’e gidiyorsa insanlar, o dönemde de Çiçek Bar’a gidiyorlar. Lakin herkes kolay kolay giremiyor Çiçek’e. “Burası dışarıya kapalı gibi gözüküyor zaten hep” deyince ben, “Özellikle öyle yapmıştık. Şu pencerenin önüne kavaklar dikmiştik. Ama artık açılacak. Biz kapattık, onlar açacaklar” diyor Keskiner. Sonra yine eskilere dönüyoruz. “Şu köşe Yeşilçam Masası, Picasso resminin altı” deyip o masada oturan İsmet Ay’ı, Zeki Ökten’i, Savaş Dinçel’i anlatıyor. Keskiner’in “20 sene müzik sadece tuvalette çaldı burada” sözü, günümüz barlarıyla Çiçek’in farkını yeterince anlatıyor. Çünkü burası, her şeyden evvel “Sohbet Barı”. Yaşar Kemal, Adonis, Cemal Süreya, Cengiz Aymatov gibi “müşterilerin” olduğu bir bar olsa olsa “Sohbet Barı” olmalı. Çiçek Bar’da müzik, müdavimler öldükçe, evlerinden çıkamayacak kadar yaşlandıkça 20 sene sonra Özlem Yüksek ve Sergio’nun müzikleriyle başlıyor. 

Ben hâlâ buradayım 
Çiçek Bar’ın bir köşesinde eski bir daktilo cam içinde, bir diğer köşede eski bir kamera. “Tüm bunlar kalacak” diyor Arif Keskiner. Barın devrinden sonra kaygılanan dostlarına da müjdeyi veriyor; “Ben yine buradayım”. Bu haberle 90. yaşını geçenlerde Çiçek’te kutlamış Aydın Boysan ve 91 yaşındaki Mücap Ofluoğlu gibi eski tayfa derin bir nefes almıştır kuşkusuz. Çiçek Bar anılarını kitaplaştıran 73 yaşındaki Keskiner’in yeni kitabı “Akşam Çiçekleri’ yazılırken, değişmeye başlar Çiçek Bar. Keskiner ‘yeni’yi büyük bir şenlikle karşılasa da, anılara daldığında gözleri de doluyor. İsmet Ay’a 50. Sanat Yılı için düzenledikleri özel geceyi anlatırken mesela. Tiyatronun simgesi gülen ve ağlayan yüzün İsmet Ay versiyonunu yaptırıp duvara asıyorlar. Bir duvarı Ay’ın oyunlarda çekilmiş fotoğraflarıyla süslüyorlar. Cağaloğlu Hamamı’nın turistler için hazırlattığı şarap şişelerinin etiketlerini söküp İsmet Ay kartoneti yapıştırıp davetlilere dağıtıyorlar. Müjdat Gezen barın üzerine çıkıp bir konuşma yapıyor. Gecenin sonunda İsmet Ay ‘Vişne Bahçesi’ oyununun final sahnesini sergiliyor. Rusya’daki değişimle birlikte değişen, terk edilen Aristokrat evinde tek başına kalan uşağın hüznünü oynuyor. Ve bütün Çiçek, gözyaşına boğuluyor…