'Bir çocuk daha yapacak olsam hiçbir aşıyı yaptırmazdım'

'Bir çocuk daha yapacak olsam hiçbir aşıyı yaptırmazdım'
'Bir çocuk daha yapacak olsam hiçbir aşıyı yaptırmazdım'
Yedi yaşındaki oğlunun ilk aşılarını sorgusuz sualsiz yaptıran Asena Devlet, dördüncü yaşta yaptırdığı aşıyla gelen olumsuz reaksiyonlardan sonra aşılara şüpheci yaklaşmaya başlamış. İki yıldır bu konuyu araştıran Devlet, oğluna artık aşı yaptırmıyor. İsmi bizde saklı bir diğer anne ise bir yaşındaki kızını aşılatmıyor. Nedenlerini bu iki anneden dinledik...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Dün başlayan yazı dizimizde kısa süre önce Türkiye 'de yeniden gündeme gelen aşı tartışmasından bahsetmiş, Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Önder Ergönül'ün, aşının ne olduğu ve neden gerekli olduğuna dair açıklamalarına yer vermiştik. Bugün ise aşılara eleştiri getiren ve çocuklarına aşı yaptırmayan iki anne ile birlikteyiz.      

Asena Devlet yedi yaşında bir erkek çocuk annesi. Boğaziçi Üniversitesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu, Türkiye'de editörlük, çevirmenlik ve yabancı dil öğretmenliği yapmış. Şu anda yaşadığı Hollanda’da oğlunun dünyaya gelmesinin ardından bir süre özel sektörde çalıştıktan sonra işten ayrılıp tam zamanlı annelik yapmaya başlamış bir kadın. Kendisiyle, kurucusu olduğu ve ebevynleri ‘çocuklarını aşılatmadan önce bilgi sahibi olma’ yönünde uyaran bir Facebook topluluğu vesilesiyle buluştuk.
Devlet’in ‘aşı meselesine’ olan ilgisi; oğlunun yaşadığı aşı reaksiyonu sonrasındaki tedavi ve araştırma sürecinde başlıyor. Bugün yedi yaşında olan oğlunun aşılarını, oğlunun dört yaşındayken aşıya karşı gösterdiği reaksiyon ertesinde yaptırmayı bırakıyor.
İki yıldır yoğun olarak internet üzerinden bütüncül sağlık, beslenme ve fonksiyonel tıp alanlarındaki sertifika programlarına katıldığını, ailesinin sağlığı için güvenilir kaynaklardan bilgi edinmeye çalıştığını söyleyen Asena Devlet sorularımı yanıtladı. 

Çocuğunuza aşı yaptırmama kararını nasıl aldınız? 
Aşılarla ilgili tek bir şüphesi ve bilgisi olmayan bir anneydim. 1974 doğumluyum, Elazığ'da bulunduğumuz okul öncesi dönemde ağabeyimle su çiçeği haricinde tüm hastalıkları peş peşe geçirmiş çocuklarız. '80 döneminde okullarda uyguladıkları aşılar dışında aşı bilmeyen, o olduğumuz toplam belki üç doz aşıdan sonra da belirgin bir yan etki göstermemiş nesildeniz biz.
Yabancısı olduğumuz ve usulleri, kanunları henüz tam bilmediğimiz bir ülkede oğlumuzun doğumunda sonra davet edildiğimiz rutin kontrollerin birinde, “Aşılarını olması lazım bebeğinizin, ileride kreşe veya okula girişte problem de olur” denilerek önümüze bir form konuldu ve çocuğunun sağlığı için en iyisini yapmaya zaten hazır ve ‘yabancı statüsünde’ olduğumuz ülkenin bürokratik engelleriyle uğraşmaya niyeti olmayan taze anne-babalar olarak formu bile okumadan imzayı attık. Oysa ne Hollanda'da aşılar kanunen mecburi, ne de kreş veya okula girişte aşı şartı aranıyormuş.
KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı ile ilgili şaibeler kulağımıza çalınınca ailemizdeki eski ve yeni kuşak hekimlere danıştık ancak net bilgi alamadık. İlk iki senelik aşılarını tereddütlerimize rağmen oldu oğlum. Ancak dördüncü yaş aşılarından sonra gelişen reaksiyonla acil servisin yolunu tuttuk. Hayatımızda yeni bir sayfanın açıldığı dönem oldu bu.

Ve araştırmalara mı başladınız? Aşıların yan etkilerine dair bilimsel dayanaklara mı ulaştınız?
En başta yapmam gerekeni yapmadığım, araştırmadan oğluma bunu yaşattığım için büyük suçluluk duygusuyla araştırmaya başladım. Araştırdıkça oğlumun gördüğü zararın görünürdekinden nasıl daha ağır ve derin olduğunun farkına vardım. Dünyam karardı.
Aşıların prospektüsteki yan etkilerini okudukça, geriye dönük küçükken aslında aşılardan sonra yaşadığımız fakat asla aşıyla ilişkilendirmediğimiz sorunlar yerine oturdu. Dünyanın her yerinde anne-babaların benzer sorunlarla boğuştuğunu, sisteme dair büyük sorunların, ihmallerin olduğunu anladım. Bu arada oğlumun sağlığı hızla bozuluyor; iştah kaybı, içe kapanıklık ve çekingenlik, ard arda geçirilen üst solunum yolları enfeksiyonları, nörolojik tikler, alerjiler birbirini kovalıyordu.
Yolumuz bu noktada homeopatiyle kesişti. Naturapat (Doğal tedaviler uygulayan alternatif tıp uzmanı) ve klasik homeopat olan hekimimizin kontrolünde bağırsak ve üst solunum yollarına yönelik tedaviye başladık, aşılar için özel tedaviler (remedy) uygulandı, lenfatik sistem desteklendi, vitamin destekleri aldık ve oğlumuz sadece bir, iki haftada nefes alabilmeye, yemeğini yemeye başladıç. Birkaç aya kalmadan tikler gitti. Çok daha mutlu ve canlı bir çocuk haline geldi. Ailecek büyük bir dönüşüm yaşadık; sağlığa, beslenmeye bakışımız değişti, dar kalıpların ötesindeki alternatifleri keşfettik.
Hayatta en güvendiğim hekim olan babamın bu süreçte her şeyden önce çocuğumla ilgili alacağım kararı annesi olarak bana bırakması, seçimlerimizi saygıyla karşılaması, anlattıklarımı dikkate alıp üstüne bir de üşenmeden araştırma yapıp bana bilimsel kaynak sağlaması, bana olan güven ve desteği, benim için her şeyden kıymetli. En büyük bilimsel dayanağım, vaksinolojinin neredeyse tamamıyla bilimsel dayanaktan yoksun olmasıdır. (Vaccine Illusion, Tetyana Obukhanych, İmmünolog)

Peki var olan aşı programına temel itirazınız nedir?
Bugün yenidoğanın bağışıklık sistemiyle ilgili ne kadar az bilgiye sahip olduğumuz bizzat immünologlarca çeşitli yayınlarda ifade ediliyor (Novel Roles for Immune Molecules in Neural Development: Implications for Neurodevelopmental Disorders, Front Synaptic Neurosci. 2010) Her gün muazzam giriftlikte bir yapı olan immün sistemimizle ilgili yeni keşifler geliyor (Immunosuppressive CD71+ erythroid cells compromise neonatal host defence against infection. Nature. 2013 ve  Molecular mechanisms underlying anti-inflammatory phenotype of neonatal splenic macrophages. J Leukoc Biol. 2007). Hal böyleyken; Amerikan yasalarınca ‘kaçınılmaz olarak güvenliği sağlanamayan’ (unavoidably unsafe) ilaç kategorisine alınıp, ilaç firmalarına dava açılmasının yolu bütünüyle kapatıldıktan sonra, daha güvenli hale getirmek için ortada hiçbir nedenlerinin kalmadığı, ilaç firmalarının her ne zarar verirse versin yasalarca her türlü hukuki sorumluluktan muaf tutuldukları tek ürünü olan aşılarla, yenidoğan ve bebeklerin vücutlarına yoğun bir immünolojik saldırı yapılıyor. Temel itirazım budur.
Popülasyonun zayıf bireylerine ‘kaçınılmaz olarak zarar verileceği’ bilinmesine rağmen, sürünün bütünü, genelin selameti için bu bireylerin kurban edilmesinde sakınca görmeyen yeni bir tıp etiğinden bahsediyoruz.

Tüm aşıların mı yoksa belli aşıların mı çocuğa fayda yerine zarar getireceği düşüncesindesiniz? Dolayısıyla yaptırmak istemediğiniz –ya da keşke yaptırmasaydım dediğiniz- aşılar programın tamamındaki aşıları mı kapsıyor?
Şöyle yanıt vereyim, bir çocuk daha yapacak olsam hiçbir aşıyı yaptırmazdım. Kişiyi koruyacak bir tek şey var, o da kendi bağışıklık sistemi. Bağışıklık sistemini diğer vücut sistemlerinden bağımsız olarak manipüle edemezsiniz. Vücudun herhangi bir noktasına yaptığınız müdahale, silsile halinde birbirini takip eden değişim ve etkileşimleri doğurur. Vücutta bilinmeyen ve kontrolünüz dışındaki sayısız değişken olduğunu ve immünoloji dalının bu açıdan baktığınızda kısıtlarını çok net ifade eden, Stanford Üniversitesi'nden bir araştırmacının yazısını öneriyorum okurlarınıza (http://sm.stanford.edu/archive/stanmed/2011summer/article7.html)
Yine, 10 yıl öncesine kadar beynin kendine ait bir bağışık sisteminin olduğu dahi bilinmez, savaş halinde olduğumuz mikroplar sayesinde hayatta kalabildiğimiz bugün anlaşılmış ve bu mikropların ana makamı olan sindirim sisteminin bağışıklık sistemimizin yüzde 80'ini oluşturduğu ancak son birkaç yıldır telaffuz edilmeye başlanmıştır.
Tüm dünyada sağlığa daha bütüncül bir yaklaşım hâkim olmaya başlamışken hekimlerimizden bizlere bağışıklık sistemimizi nasıl güçlendireceğimizin yollarını öğretmelerini, beslenmenin ve mikrobiyotamızı çeşitlendirmemizin hayati önemini halka anlatmalarını bekliyoruz. Olması gerektiği gibi küçük yaşta tahrip edilmemiş, desteklenmiş bağışıklık sistemi sayesinde geçirip edineceği kalıcı bağışıklığı neden, hangi nedenlerle beş senede bir tekrarlayıp bütün riskleri yeniden yeniden almamızın gerektiğini, üstelik koruma garantisi bile olmayan, yüzde 100'e yakını aşılı popülasyonlarda bile aynı hastalıkların düzenli olarak patlak verdiğini gördüğümüz aşıların yapay, taklit korumasına neden tercih etmemiz gerektiğine dair geçerli bir açıklaması yok tıp dünyasının. 

Dünyanın tartışığı konu: Çocuğa aşı yaptırmalı mı yaptırmamalı mı?

Oğlunuz için aşının koruduğu, korumayı amaçladığı hastalıklara karşı ne tür önlemler alıyorsunuz?
Aldığı homeopatik tedaviden ve hayatımızdan olabildiğince ekstra kimyasalları çıkarıp yüzde 100 organik beslenmeye geçişimizden sonra oğlumun bağışıklık sistemi, ateşi gereken şekilde yükselterek kendi kendine enfeksiyonları hiç müdahalesiz kısa sürede yakıp bitirecek ve bu kısa hastalık periyodu sonrası çok daha zinde olacak denli güçlendi. Şu aşamada tek kaygım, çocukluk döneminde geçirip de kalıcı bağışıklık sağlayamadığı hastalıklarla ergenlik döneminde karşılaşması olur. O yüzden bu evrede ne kadarını geçirirse kardır diye bakıyorum, engellemeye çalışmıyorum.
Yine de son derece temiz beslenen, düzenli uyuyan, stres ortamı oldukça düşük ve sadece doğal malzemelerle, teknolojisiz eğitim veren bir okula devam eden, farmasötik ilaç/antibiyotik kullanmayan, mikroplardan kaçmak yerine doğayla haşırneşir olmaya teşvik edilen ve böylelikle hem aldığı probiyotik gıda ve desteklerle iç florası, hem de vücudunun dış florası zenginleştirilen, GDO ve Glifosat'tan mümkün olduğunca kaçınılan, sevilen, değer verilen ve mutlu bir çocuğun aldığı bu temelle ve kazandırılan alışkanlıklarla hayatının geri kalanını da sağlıklı geçireceğini düşünüyorum, ümid ediyorum.
Anne-babası olarak eşimle sürekli kendimizi geliştirmeye, gerektiğinde kullanmak üzere alet çantamızı zenginleştirmeye, imkânlarımız dahilinde sağlıkla ilgili mevcut ne olanaklar varsa bunlardan yavaş yavaş edinmeye ve deneyimlemeye çalışıyoruz.

“Modern anneler kabakulak, kızamık gibi hastalıkları görmemiş. Bu hastalıkların 50 sene kadar önce ne kadar öldürücü olduğunu bilmiyorlar” görüşüne yanıtınız ne olurdu?
Bu Amerika'da tıp ve ilaç sektörünün aşı konusundaki en faal aktörü Prof. Dr. Paul Offit'e ait bir ifadedir.  Bu bildirimin aksi çok rahat şekilde Amerikan ve İngiliz resmi mortalite ve morbidite kayıtlarından teyit edilebilir. Aşıların devreye girmesinden çok önce, bu hastalıklardan ölümler yüzde 90'ın üzerinde düşüş göstermiş, aşısı olmayan hastalıklar da doğal bir seyirle etkisini kaybetmiştir.
Bu istatistikleri görmeseniz dahi, çok basit şekilde 1920 ve 30'ların tıp fakültelerinde okutulan ders kitaplarına bakıldığında o dönemin hekimlerinin bu şimdi vebadan tehlikeli diye lanse edilen basit çocukluk hastalıklarını nasıl tarif ettiğini ve ne denli rahat olduklarını görürsünüz.
Bu hiç komplikasyon olmuyordu demek değil tabii ki ancak Holywoodvari bir dramatizasyonla nakledilen bu tip yalan yanlış ifadeler yüzünden bugünkü genç anne-babalar bu hastalıkları geçiren her çocuk ölecek zannediyor. Korkarım buna bugünün genç hekimleri de dahil.
Hekimlerimiz çocuklukta geçirilecek normal hastalıklarda komplikasyon neden oluşur, anne-babalara bunu anlatmalı ki kendileri için gerçek risk nedir, değerlendirebilsinler. Bunlar da çok basit şeyler aslında; anne sütü yerine kullanılan formül süt, konvansiyonel/pastörize inek sütü, sıklıkla kullanılan farmasötik ilaçlar ve özellikle antibiyotik, bozuk/kötü beslenme, aşılar ve elbette evde bakım için uygulanacak basit yöntemlerin bilinmemesi.
O yüzden, sonsuza kadar aşılanıp durmazsak “Bir zamanların bu ölümcül hastalıkları aşı öncesi dönemdekine çıkar” bildirimleri resmi istatistikler bakımından doğru değil. Ölüm oranları aşılar devreye girmeden önce yüzde 90'ların üzerinde azalmış durumda zaten. Hem de modern zamanlarda bu hastalıklardan ölümlerin neden azaldığına dair daha rasyonel bir açıklama mevcut. Yok hayır, aşı değil elbette bu... Hijyen, yani temizlik. Makalenin adı, ‘Hijyen ve enfeksiyonlar arasındaki neden-sonuç ilişkisine dair kanıtlar.’ (Allison E Aiello and Elaine L Larson, What is the Evidence for a Causal Link Between Hygiene and Infections?)
Türkiye'nin geleceğinden bahsediyoruz, yarınımız çocuklarımızın zihinsel, ruhsal ve bedensel sağlığından. 2025'te her iki erkek çocuktan birinin otizm teşhisi alacağı öngörülen, psikoterapötik ilaç kullanma yaşı 4'e inmiş, çocuk nüfusunun yüzde 54'ü bugün kronik hastalık sahibi, 10 sene öncesinin verilerine göre her 50 çocuktan birinin otizmli olduğu, sağlık sistemi büyük bir çöküntü içindeki Amerika'dan gelecek yönlendirmelere ihtiyatla yaklaşılmalı, mesajı kimin verdiğine dikkat edilmeli derim ben naçizane.

 Simge fotoğraftır.

SÖZ; BEBEĞİNE AŞI YAPTIRMAYAN BİR BAŞKA ANNEDE:

'Ya aşıdaki koruyucu madde çocuğuma kalıcı zarar verirse?'

35 yaşında, üniversitede biyoloji eğitimi almış ve bir yaşında bir kız çocuk annesi. Yargıtay’ın ‘Geçerli bir gerekçe yoksa aşı için ebeveyn rızası aranmaz’ yönündeki kararının ardından kendisine ulaşıyoruz ancak bilinçli olarak aşı yaptırmayı reddeden pek çok ebeveyn gibi isim vermek istemiyor. Aşılara neden şüpheli yaklaştığını kendisinden dinledik…

Aşılarla ilgili şüpheleriniz nasıl başladı?
Özel sektörde çalışıyorum. Bir arkadaşım vesilesiyle homeopati ile tanıştım, kendi şikâyetlerim için kullandım. Yıllardır süren regl sancılarım ve gözlerimde kaymayla birlikte ağrı vardı, hiç birisi kalmadı. Yöntemle ilgili derin araştırmalar yaptım. Aşı ile ilgili yazılmış yazılara ve yaşanmış bazı örneklere de ulaşma şansım oldu. Okudukça annemin söyledikleri aklıma geldi, tüm aşılarım yapılmış ama çocukluk çağı hastalıklarımı oldukça zor geçirmişim. Ancak kardeşimin aşı vakti gelmeden ona benden tüm bu hastalıklar bulaşıyor ve çok kolay atlatıyormuş. Bir yazıda çocukların bağışıklık sistemi tam gelişmeden yapılan gereksiz uyarmaların bağışıklık sisteminde uzun vadede problemler yaratabilecegini yazıyordu. Aşı yapılması gerekliliğini savunan uzman görüşleri ve karşıt uzman görüşlerinin ulaşabildiğim kadarını okudum.
Ailemde neredeyse herkeste otoimmün hastalıklar var. Otoimmün hastalık ne demek? Bağışıklık sistemindeki savaşçı hücreler yabancı ve zararlı etkenlere karşı savaş açar ve onları yok ederler. Biz de bu vesileyle hastalıklardan kurtuluruz. Ancak bazen bir nedenden dolayı savaşçı hücreler kişinin kendi hücrelerini yabancı zanneder ve onlara savaş açar. Bu saldırı sinir hücrelerine yapılırsa, MS dediğimiz hastalık ortaya çıkar.

Kendi durumunuzdan dolayı daha hassastınız yani…
Evet, kendimden yola çıktım. Genetik olarak otoimmün hastalıklara sahip bir ailenin çocuğuyum. Bu demek ki bende bağışıklık sistemi gerekenden fazla tepki verme potansiyeline sahip. Sonra ne oluyor, ilk aşı ile bağışılık sitemim uyarılıyor sonra ikinci aşı ve hatta yetmedi karma aşı dediğimiz aşılar ve sistem kontrolden çıkıyor çocukluk dönemim sürekli hastalıklarla geçiyor. Ve alerjen bir çocuk oluyorum, neredeyse her şeye alerjim vardı. Peki alerji ne demek? Bağışıklık sisteminin her şeyi düşman zannedip tepki vermesi demek.
Resim kafamda şekillenmeye başlamıştı. Bu bilgilerim ve yeni bilgilerim ışığında etrafımı ve çocukları gözlemlemeye başladım. Görüyordum ki toplumda alerjileri olan çocuk sayısı her geçen gün artıyor, evet yapılan aşılar için gerekçe gösterilen hastalıklar çok tehlikeli ama bu alerjen çocukların başına ne geleceği ve tehlikenin boyutu henüz bilinmiyor. Bu konuda tıp dünyasının daha geniş kapsamlı araştırma yapması gerektiğini düşünüyorum.
Bir deyim vardır; yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. Ailelerin tam da bunu yaşadığını düşünüyorum. Ben de anne olunca bunu yaşadım. Çocuğum benden genetik hafızasını almıştı. O da potansiyelde aşırı hassas bir bağışıklık sistemine sahipti. Daha çok okudum, örnekleri araştırdım. Daha yeni İtalya’da bir anne, çocuguna aşı vurulduktan sonra kolunun ağrımasıyla başlayan şikâyetlerin asla durmadığını, başka şikâyetlerin de üstüne bindiğini ve en son çocuğunun otizm oldugunu bildirerek İtalyan hükümetine ‘aşı sonrası mağdur olduğuna dair’ dava açtı ve kazandı. Hem kendisine tazminat ödendi, hem de hükümet para cezası aldı. Sanırım yargı bu kararı verirken tıbbi düzeyde araştırmalarını yapmıştır.
Bilimsel otorite otizm ve aşı arasındaki bağlantıyı halen araştırıyor. Aşılarda civa vardı eskiden, sonra civanın sinir sistemine olumsuz etkileri kanıtlandı ve aşılardan kaldırıldı. Yani ne oldu? “Afedersiniz yanlışlık yaptık, bu zamana kadar şimdi düzeltiyoruz.” Şimdi aşılara koruyucu olarak biraz alüminyum koydular ama bu madde de sinir sitemi üzerinde olumsuz etki yaratır. Bütün bunlardan sonra çocuğuma aşı yaptırmama kararı aldım ve yaptırmadım.

Aşı programına temel itiraz noktanız nedir?
Kişilere bakılmaksızın herkese aynı uygulamanın yapılıyor olması. Her insan bir değil ki. Bir virüs var, grip virüsü olsun ve beş kişiye bulaşsın. Birisi hapşırıkla atlatıyor, birisinin gözünden yaş geliyor, birisi kemiklerinin ağrıdıgını söylüyor, birisinin ateşi çıkıyor, birisinin çıkmıyor... Etken aynı olmasına rağmen tepkiler farklı çünkü her insanın yapısı farklı. Tedavi veya koruma sürecinde bu farklılıkları önemsemez, herkese aynı şeyler uygulanırsa uygulamanın güvenilirliğini yitirdiğini düşünüyorum. Hangi hastalığı hangi kişinin nasıl geçireceğini bilmiyoruz, bu yüzden kişiye özgü yaklaşım diyorum… Birisinin aşının içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı hassasiyeti varsa ve bundan dolayı ölürse veya kalıcı hasar bırakan bir hastalık geçirirse, hesabını kim verecek? Arı sokması ile anaflaktik şoka girip ölen insanlar var, biliyorsunuz. Aşıların içeriği kesinlikle açıklanmalı.

Herhangi bir ciddi hastalıkla karşılaştı mı çocuğunuz şu ana kadar?
Çocuğum şu an ciddi bir hastalıkla karşılaşmadı ve inanmayacaksınız ama daha hiç ilaç kullanmadım; ağrı kesici, ateş düşürücü, öksürük ilacı vs hiçbirini kullanmadım. Kızım gayet sağlıklı ve hastalıkla bedeni gayet rahat savaşabiliyor. Yaşıtlarına oranla oldukça sağlıklı. Ama bu demek değil ki asla ilaç kullanmayacağım. Demek istediğim her şey gerektiği kadar olmalı, her çoçuk Dolven, Calpol kullanmamalı ama buna ihtiyacı olan çocuklar tabii ki kullanmalı.

AŞILAR KONUSUNDA YETERİNCE BİLGİLENDİRİLMİYORUZ
Ailelerin rutin aşılar öncesi tıbbi olarak yeteri kadar bilgilendirildiğini düşünüyor musunuz?
Aşılar konusunda yeteri kadar bilgilendirilmiyoruz. Kim diyebilir ki “Ben aşının yan etkileri ve etkileri konusunda Sağlık Ocağı’ndan tatmin edici bilgi aldım, vücuduma zerk edilen sıvının tüm içeriğini biliyorum ve kesinlikle güveniyorum.” Kişi tamamen bilgilendirilmeli ve kendi isteğine bırakılmalı.

Aşının koruduğu hastalıklara karşı sizin aldığınız önlemler neler?
Hastalık sürecinde tıbbın yeterli deneyimle yaklaşıp yardımcı olacağına inanıyorum. Ve sağlıklı bir çocuğun da bu hastalıkları çok sıkıntılı ve ciddi boyutlarda geçireceğini düşünmüyorum. Ayrıca alternatif tıp ile uğraşan çok değerli hekimlerimiz var. Bu hekimlerimize hastalık sürecinde güvenip, çocuğum için gereken neyse onların insan odaklı ve kişiye özel bir yaklaşımla tedavi edebileceklerine inanıyorum. Bu konuyla ilgili Türkiye’de deneyimli ve kendini yetiştirmiş hekimlerin olduğunu bilmek çok güzel.

Doktorlar günümüzde kabakulak, kızamık gibi hastalıklarn ne kadar tehlikeli, ölümcül olabileceğini günümüzde unuttuğumuzu anımsatıyor…
Bazı ölümcül hastalıklar için geliştirilen aşıların koruyuculuğu ömür boyu değil ki. Örneğin Hepatit B aşısının koruması bir süre geçerli. Belirli aralıklarla yenilemek gerekiyor . O zaman da sıklıkla aşı yaptırmamız gerekecek. Bugün çözümü olmayan bir sürü hastalık var ve modern dünyanın getirisi olan hastalıklar bunlar. Neden bunları da düşünmüyoruz? Hayat biçimimiz, yediklerimiz, içtiklerimiz, GDO’lu besinler, kullandığımız kimyasallar, aşırı stres… Bütün bunlar öldürücü bir çok hastalığın nedeni. Kızamıktan ölmeden aşı ile kurtardığımız çocuğumuzu hayat boyu yavaş yavaş zehirliyoruz, yaşamak bu değil bence. Sağlıklı, mutlu, huzurlu olmak, coşkulu olmak demek yaşamak. Bu yüzden hastalık etmenlerine yönelik önlem almak, doğayı bilmek, doğa ile insan doğasının armonisini bozmadan önlem almak demektir. Bu yaklaşımda çalışan tüm sağlık çalışanlarımıza canı yürekten teşekkür ediyorum.

YARIN: Tartışmada söz, doktorlarda. Prof. Dr. Selim Badur aşılara dair eleştirileri yanıtlıyor. Profesör doktorlar Ahmet Rasim Küçükusta ile Alişan Yıldıran ise aşı programına hangi gerekçelerle itiraz ettiklerini anlatıyor.