Bir derenin sessiz akışı gibiydi

Bir derenin sessiz akışı gibiydi
Bir derenin sessiz akışı gibiydi
Fazıl Say'ın piyano konçertosu 'Su'nun Türkiye prömiyeri Antalya Piyano Festivali'nde yapıldı. Piyanodan bağlama tınıları çıkardığı anlarda Say, bir dere kenarındaki halk ozanı kılığına büründü.
Haber: SERHAN BALİ / Arşivi

Antalya, önceki akşam bir Fazıl Say eserinin daha Türkiye prömiyerine evsahipliği yapma onuruna erişti. Bu, şehirde 14 yıldır düzenlenen Antalya Piyano Festivali’nin de açılış konseriydi aynı zamanda. Festivali Antalya’ya kazandıran Fazıl Say, etkinliğin sanat yönetmenliğini de yapıyor. Her yıl bir Say eserinin dünyanın uzak bir köşesinde prömiyeri yapıldıktan sonra Türkiye’de ilk kez Antalya Piyano Festivali’nin açılış konserinde bestecinin yurttaşlarıyla buluşması seremonisine alıştık. Cuma akşamı Türkiye prömiyeri yapılan ‘Su’ (Water) adlı piyano konçertosunu ise Avrupa ’nın seçkin klasik müzik etkinlikleri olan Gstaad (İsviçre) ve Mecklenburg-Vorpommern (Almanya) festivalleri sipariş etmişti. Eserin dünya prömiyeri geçtiğimiz ağustos ayında yapılmıştı.
Antalya Kültür Merkezi’ndeki açılış konserinde, Fazıl Say ve Naci Özgüç yönetimindeki Antalya Devlet Senfoni tarafından Türkiye prömiyeri yapılan ‘Su’, üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm ‘Mavi Su’, coşkulu devinimleri, sonsuz maviliğiyle ‘deniz üzerine bir meditasyon denemesi’. Ama ‘Akdeniz mi’ diye sorarsanız, ‘galiba değil’ derim, çünkü Fazıl’ın açıklamasında da geçtiği gibi, uzak diyarları çağrıştıran egzotik tınılar bu bölümde bazen öne çıkıyor. Ara sıra duyulan caz, ragtime hatta makam müziğimiz bölüme eklektik bir karakter katmış. İkinci ve en uzun bölüm olan ‘Kara Su’, ‘küçük bir göl ve etrafında olup bitenleri’ anlatıyor. Fazıl bu bölümde, üst pozisyonlarda gezinen kemanlar, ağaç üflemelilerin ciyaklamalarıyla tekinsiz bir atmosfer yaratmış.
‘Yeşil Su’ adlı üçüncü bölümde ‘bir derenin sonsuz akışını’ dinledik. Derenin biteviyeliğini temsil eden özel çalgılar, bölümün başından sonuna kadar hiç susmadı. Fazıl bu bölümde, piyanosundan bağlama tınıları çıkardığı anlarda, bir dere kenarındaki halk ozanı kılığına büründü. ‘Su’, içinden geçen çok sayıda doğa sesiyle, ‘su’ adına yazılmış bir piyano konçertosundan ziyade, tıpkı Vincent d’Indy’nin o ünlü eseri gibi, piyano ve orkestra için yazılmış bir doğa senfonisi gibi.
İkinci yarıda Say’ın ‘İlk Şarkılar’ını dinledik. Henüz 23 yaşında bestelediği şarkılardı bunlar. Şarkılarını bundan böyle Serenad Bağcan’a emanet ettiğini de konserde bizzat onun ağzından öğrendik. Fazıl’ın bu şarkıların icra edilmesi için neden bu kadar beklediği de Bağcan’a yaptığı övgülerde saklıydı. Klasik batı müziği tarzı şan eğitiminden geçen Bağcan’ı Fazıl’ın gözdesi kılan, şancının aynı zamanda bu toprağın türkülerini de yanık hançereyle okuyabilmesini sağlayan gırtlağı ve halk müziği söyleyiş stiline yatkınlığı.
Şarkılarını Serenad Bağcan gibi bir isme teslim etmenin coşkusu, Fazıl’ın yüzünden ve icrasından okunuyordu. Bağcan’ın hakikaten billur gibi, sıcacık sesiyle ortaya koyduğu incelikli yorumları, bu güveni boşa çıkarmayan bir isim olduğunun ispatıydı.