Bir 'eskici'den aşındırılan tarihler

Bir 'eskici'den aşındırılan tarihler
Bir 'eskici'den aşındırılan tarihler

Bahadır Yıldız?ın ?Zamansız Aşınmalar? adlı sergisi 27 Mart?a kadar Galeri Apel?de görülebilir.

Üzeri örtülüp zamanaşımına uğratılanları, faili meçhulleri anlatmak için aşındırma malzemesi zımparadan daha iyi bir seçim olamazdı herhalde... Atıklara, çöplere epeydir tutkun olan Bahadır Yıldız, Galeri Apel'deki sergisinde tam da bunu yapıyor
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Malzemelerini atıklardan seçmesinden, eskiyi sevmesinden sebep, kendisine ‘Eskici’ demesi hikâyeyi tamamlıyor. “Çağdaş ya da güncel sanatçı olarak tanımlamıyorum kendimi. Güncel bir tutum içindeyim, kullandığım imgeler ve dertlerim çağdaş. Ama önceden beri eski eşyalarla, çöplerle çalıştığım için ‘Eskici’ diyebiliriz belki bana. Bazı atıkları başka bir şeye dönüştürmeden onlarla uzun süre oynamaktayım da...” sözleri, işleriyle üst üste getirilince çok daha anlaşılır oluyor.
Bahadır Yıldız’ın son işleri; ‘karanlıkta bırakılmış, aşındırılmış tarihleri’ ve ‘edilgen’ halimizi anlattığı desen ve heykelleri, 27 Mart’a kadar Galeri Apel’deki ‘Zamansız Aşınmalar’ adlı sergisinde görülebilir. Zımpara kâğıdını kullanarak, sarmalayarak ya da zımparalayarak yaptığı işlerde atıklar başrolde. Kum, talaş, tutkal ve suntaların da kullanıldığı çalışmalar, tam da malzemelerin kendisi gibi meselelere dokunuyor; eski, eskitilmiş, dokunulmasından hazzedilmeyen, tarihin karartılmış sokaklarından karelere...
Ne zaman düştü karanlığa itilenler aklınıza?
Çocukluğum 80 sonrasında geçtiği için, 80’i hazırlayan 1978 Maraş Katliamı’yla ilgili okuduktan sonra da oluşan hassasiyetle alakalı... O tip tarihleri kast ediyorum karanlıkta kalmışlar, örtülmüşler, faili meçhuller derken.
Zımpara dokunması hoş olmayan bir malzeme, karanlığa itilenler de dokunanı yakan meseleler...
Aşınmaktan, aşındırılmaktan bahsetmek istediğim için zımpara kâğıdını seçtim. Aşınmanın yavaş ve hemen fark edemediğimiz bir süreci olduğu için de ‘Zamansız Aşınmalar’ ismini seçtim. Diğer sebepse karanlıkta kalmış birtakım tarihleri hatırlatmak. 6-7 Eylül, 1978 Maraş Katliamı gibi... Resmi olmayan rakamlara göre 500 kişi palalarla öldürülmüş. Üzeri örtülüp zamanaşımına uğratılmış tarihlerden... Zımpara kâğıtlarını kullanmadan önce de zımparalayarak resim yapıyordum. Bu, zımparalanarak biçimlendirilen plakayı edilgen kılıyor. Lake kaplı sunta olan mutfak ve elbise dolabımın kapaklarını söküp bu edilgen resimlere dönüştürdüm. Çıkan sunta fonu oluşturdu, kalan lakeler figürlerin yüzeyini. Sonra zımpara kâğıdının kendisini kullanmaya başladım. Biçim-içerik beraberliği de iyi oldu aşınmaktan, aşındırılmaktan bahsederken.
Azınlıklar ve faili meçhuller öne çıkıyor sanki sergide.
Azınlıklar derken Ermeniler ya da Süryaniler gibi bir gruptan bahsetmiyorum. ‘Azınlık ruhu nasıl bir şeydir’i merak ettiğimden onları yaptım. Orada da zımpara kâğıdı yakışıyor. Sürekli baskı altında kalan insanlar paranoyaklaşır, kabukları sertleşir. Bizim yaşadığımız topraklarda böyle şeyler çok olduğu için... Heykelleri sararak, dolayarak yaptığım için o sarmal hallerden kaynaklı da, faili meçhulleri biçimsel olarak çok iyi anlatabilirim gibi geldi. O yüzden çukur halde, sarmal halde olan portreler var.
Önceki işler de hep atık malzemelerle mi?
Antalya’da öğrenciyken, yıkılmak üzere olan bahçeli, ahşap evler kiralayıp oturdum. Onların bodrumlarındaki, tavan aralarındaki eşyaları dönüştürmekle başlayan bir süreç. Burada sanayi atıklarına geçtim. Öncesinde evde soğan kabuklarını kaynatıp renklerini çıkarıyordum. Ev içinde, ev sıkıntısını anlatacak malzemelerle resim yapıyordum. O resimlerle hazırladığım portfolyoyla Apel’e gelmiş ve yeni aldıkları, eski eşyalarla dolu mekânlarında o eşyaları da kullanarak ‘Son Katman’ sergisini hazırlamıştım. 
Bolca kumdan heykel çalışmanız da var...
Paraya ihtiyacım olunca kum heykel festivallerine katılıyorum. Yıkılacağını bilerek yapmak, egoyu altüst ediyor, rahatlatıcı bir tarafı var. Yazları onu yapıyorum, sonra içimden çıkanları... Onlar biraz politik ve karanlık oluyor. Akdeniz Üniversitesi Heykel Bölümü’nden önce siyasal bilimlerde öğrenciydim. Daha önce de Ege Üniversitesi’nde Matbaacılık bölümünde. Orayı bıraktım, Bakü’de siyasal bilgilere başladım. Orada bir ara sokakta kaldım, bir-iki tel koptu zihnimde.
Siyasal bilgiler nasıl girdi araya?
Ege Üniversitesi Baskı Sistemleri Matbaacılık bölümüne girip ilk sene bıraktım. Siyasal bilgiler ilgimi çekiyordu, bir süre sonra Bakü’de mimari ilgimi çekmeye başladı. Sokakta kalmaya başladığım zamanlarda heykele merak sardım. Dönüp heykel bölümüne girdim. Eski evlerdeki döküntülerden etkilenmemle çalışma tarzım da şekillenmeye başladı. Okul bitince beş yıldızlı otellerde sahne dekoru yapmaya başladım. Kuliste makyaj malzemeleriyle resimler yapıyordum; rimeller, rujlar, farlar... Askere giderken asker ceplerine göre defterler yaptırdım. Koğuşta geceleyin yaptığım bir sürü çizim var, koğuşta uyuyanları çizmeye başladım. Askerden sonra sokakta yatanları çizmeye devam ettim.
‘Bize öğretilenlerle asıl olan biten farklıymış’ dediğiniz, kişisel ayma durumu ne zaman?
Bakü’de sokakta yattığım zamanlarda düzenli yaşamın ya da toplumsal dayatmaların yapaylığını fark edip boşverdim tamamen. Toplumsal konumu sağlamlaştıran para ve başarı, hırs da en başından bitmiş oldu. İlk önemli değişim buydu. Öyle resimler yapmam askerden sonra. İlkokul resimleri yapmaya başladım. O yoğun militarist durumun ‘rahat-hazrol’larla, her gün andımızı okuyarak okula girerken başladığını, sınıfta devam eden bir hal olduğunu fark ettim. Ulus devletlerin çok hassasiyet gösterdiği derslerdeki müfredatların, 80 sonrasında nasıl değiştiğini okuyup da fark etmek etkiledi beni. 
Ailede politik geçmiş var mı?
Aileden gelen pek hikâye yok, çünkü polis lojmanlarında büyüdüm. Babam polis.
Kontrol altında, belli alanlarda geçen ve sürekli şehir değiştirilen bir çocukluk...
Etrafı tel örgülerle çevrili, dışarıda birileri bekliyor silahlı. Polis çocuğu olmakla ilgili en büyük dezavantajım; ilkokuldayken üç buçuk yıl sistematik olarak sopa yedim öğretmenden. Babam beni polis kıyafetiyle okula kaydettirdi. Sınıf öğretmenimin kocasını faşistler kahve taramasında öldürmüş meğer, sonradan öğrendim. Liseyi bitirdikten sonra Grup Yorum konserlerine giderken koridor oluşturan polisler çocukluk arkadaşlarımdı. Emir veren kişi üst kattaki amca. Ama biz diğerlerinin arasındaydık. Bir tuhaf... 90 kuşağı olduğum için, kafası karışık o kuşağın halini yoğun yaşar oldum. Sonra sanatçı olduğum için bunu biraz rehabilite olarak kullanmaya başladım.