Bir 'fasulyeden' ötesi...

Bir 'fasulyeden' ötesi...
Bir 'fasulyeden' ötesi...
'Olağan Şüpheliler'le tanınan Bryan Singer imzalı 'Dev Avcısı Jack', yetişkinleri de içine katmayı başaran keyifli masal uyarlaması... Filmin sunduğu dünya ve atmosferde hoşça 114 dakika geçirebilirsiniz...

Felsefeler, fikirler, idealler insanlık tarihinin o engin geçmişine ve deneyimlerine rağmen bir türlü hayata geçirilemeyince ya da geçirilip de 'kâğıt üzerindekiler' fiiliyata dökülemeyince sinema âlemi, ütopyalara yaklaşımda yöntem değiştirdi: Temel işlevleri dünyayı ama en çok da Amerika'yı kurtarmak olan çizgi roman kahramanlarını ağır ve derin meselelerle muhatap etmek... Bu bağlamda 'iyi ve kötü'nün tanımlarında değişikliklere gidildi, araya mesela anarşizm sıkıştırıldı, 'öteki'nin de hali nicedir sorulmaya başlandı. Ama Hollywood koca bir sektör; Batman'i, Spiderman'i ya da Superman'i, ta en başına döndürüp yeniden tanımlamak da bir yere kadar. O halde bir başka kaynağa yönelmek lazım. İyi ama bu yeni kaynak ne olabilir? Mesela masallar... Yedinci sanatın 'üç boyut'la sunduğu yeni imkânları ve teknolojileri devreye sokmak, 'Uykudan Önce' geleneğini perdede yaşatmak, anlatıcılar (kuşkusuz bütün dünya 'Adile Teyze'nin farkında değildi ama aslında bu yeni hamle, biraz da bu işlevi üstleniyor) yerine yönetmenlerin maharetlerini sahaya sürmek hiç de fena bir fikir gibi durmuyor(du). Böylelikle son dönemde çok sayıda masal uyarlamasını ya da yeniden kurgulanıp günümüz sinema seyircisine göre restore edilmiş hallerini izler olduk. Bu kapıdan önce Tim Burton, 'Alice'i geçirdi (insanın 'geçirmez olaydı' diyesi geliyor, evlilik öncesi bir kız olarak portresini çizdiği kızcağızı sonunda iyi bir ' kadını' yani kapitalistleşmiş bir birey halinde bırakıp gitti) sanki. Bana kalırsa asıl kapıyı 'Yüzüklerin Efendisi' aralamıştı. Peşi sıra 'Narnia Günlükleri' ya da seri olması düşünülen ama devamı gelmeyen 'Altın Pusula' gibi örnekler izledik. Son dönemdeki uyarlamalarda ise 'Pamuk Prenses' (ki bu masalın bence 'post-modern zamanlar'daki en ilginç ve kayda değer beyazperde versiyonu, bu yıl Goya'da aralarında 'en iyi film' ödülünün de bulunduğu toplam 10 dalda ipi göğüsleyen Pablo Berger imzalı 'Blancanieves'ti), 'Hansel ve Gretel', 'Oz Büyücüsü' ilk elde akla gelen örnekler (Hoş, bence bütün bu filmlerin yaklaşımlarını aşan bir uyarlama da bizden geldi: Reha Erdem'in 'Kırmızı Yazmalı Kız'ı 'Jîn'i anmadan geçemeyeceğim). Soze niye gelmedin? Neyse bu uzun girizgâhtan sonra gelelim 'fasulye'nin faydalarına: Bu hafta gösterime giren 'Dev Avcısı Jack' (Jack the Giant Slayer), Batı literatüründe daha çok 'Jack ve Fasulye Sırığı' olarak bilinen masalın allanıp pullanıp ve 3D artı Imax teknolojisiyle harmanlanmış hali. Kamera arkasındaki isim 'Olağan Şüpheliler'le (The Usual Suspects) sevip bağrımıza bastığımız ama sonrasını getiremeyen Brian Singer. 1965 New York doğumlu yönetmen iki 'X-Men', bir de 'Superman' ('Dönüyor' olanı) çekmesine, araya da 'Valkyrie'yi sıkıştırmasına rağmen hiçbir filminde ne 'Kayzer Soze' tadında bir karakter, ne de bu karakterin dahil olduğu türde bir olay örgüsü sunabildi bizlere. 'Dev Avcısı Jack' ise bana kalırsa kendi çapında güzellikler barındıran bir eğlencelik olmuş. Malum bu türden miniklere seslenen ama bir miktar yetişkini de içine almayı planlayan zamanımız aksiyonları, genelde hedefine ulaşamaz. 'Dev Avcısı Jack' ise oyalayıcı bir öyküye, ana ve yan karakterlere ve de atraksiyonlara sahip. Küçükken ebeveynlerinin anlattığı ve en önemli repliği 'Fee-fye-foe-fumm' olan bir masalla büyüyen Jack, delikanlılık çağında tesadüfen içine düştüğü olaylar zincirinde bu masalın gerçek olduğunu fark eder. Kendisine emanet edilen 'Sihirli fasulyeler'den biri ıslanır ve neticesinde, gökyüzüne doğru uzanan, sonu belirsiz dev gibi bir fasulye sırığı filizlenir. Bu aslında 'Gökyüzünde yalnız gezen' Devler'in ülkesi Gantua'yla Jack'in ülkesi Cloister arasındaki bir geçit ve geçmişte dönemin kralının kapattığı bu geçit, artık yeniden kullanımdadır. Kuşkusuz bu kullanım gökyüzünden yeryüzüne gelmek isteyen ve en sevdiği şey, insan eti olan 'Devler'in lehinedir. Devasa sırıkta önce prenses Isabelle kaybolur. Ardından da tanıştığı ve ilgi duyduğu ama sınıfsal olarak aralarında bir ilişki kurulması pek mümkün olmayan Jack başta olmak üzere babası Kral Brahmwell'in Isabelle'le zorla evlendirmesine karar verdiği Roderick, muhafızların başı Elmont ve bir grup asker sırığa tırmanarak kayıp prensesi aramaya koyulurlar. Bu arada da karşılarına General Fallon komutasındaki 'Devler' çıkar ve iki grup arasında mücadele başlar. Singer, klasik senaristi Christopher McQuarrie'ın (ki ikinci yönetmenlik denemesi Tom Cruise'yu 'Jack Reacher'ı henüz izledik) yanı sıra Darren Lemke'yi de (ki o da 'Shrek Forever After'ın senaristi) dahil ettiği yazım ekibiyle, aralara serpiştirilmiş zekice esprilere sahip ve seyircinin çocuksu yanlarını da okşayan bir metinle yola çıkmış. Filmin bize sunduğu dünya 'Kral Arthur'dan, 'Yüzüklerin Efendisi' serisinden, 'Game of Thrones' ve 'Merlin' dizilerinden, 'Titanlar Savaşı'ndan esintiler taşıyor ve genel olarak bütün bu karışımlardan iyi bir harmana soyunuyor. Britanya kökenli birçok masal ya da hikâyede, sıradan insanların soylularla bir şekilde birlikte olma çabalarını da arka planda izler ya da okuruz; Jack'le Prenses Isabelle'in adı konmamış aşkı, bu temel düstura da uygun düşüyor. Öyküye ilişkin bir not: Masal da olsa aklımı kurguladı. 'Devler' arasında niye hiç kadın yoktu, merak ettim doğrusu... 'Trainspotting'çiler kadroda Karakterler boyutunda ise Nicholos Hoult'un (kendileri bir zamanlar 'About A Boy'daki küçük çocuktu) canlandırdığı Jack, hikâyenin 'doğru adam'ı. Eleanor Tomlinson'ın hayat verdiği Prenses Isabelle de 'soylular sınıfı'nın sıkıcılığını serüven arayışıyla kırmaya kararlı bir asil. İki genç oyuncu da üzerlerine düşeni yerine getiriyor ama asıl performanslar kötü ruhlu Roderick'teki Stanley Tucci, yardımcısı Wicke'deki Ewen Bremner ('Trainspotting'in 'Spud'u) ve muhafızların başı Elmont'taki Ewan McGregor'dan (o da malum 'Trainspotting'in Renton'ıydı) geliyor (bu arada 'Devler'in başı Fallon'da da emektar İngiliz aktör Bill Nighy'yi izliyoruz). Sonuç? Şimdiki çocuklar arasında kullanılan bir terim midir bilemiyorum ama bizim zamanımızda top oynarken bazen takımlar denk gelmez, bu yüzden de eşit sayıda oyuncu olsun diye genellikle kenarda oturup abilerini seyreden miniklerden biri alınır ve onun için "Fasulyeden oynasın" denirdi. Onun başta attığı gol ya da goller olmak üzere olumlu hamleleri sayılır, fauldü, penaltıydı türünden sebebiyet verdiği hareketler de, "Fasulye'den olduğu için geçerlilik arz etmezdi. 'Dev Avcısı Jack' de bana kâğıt üzerinde 'Fasulye'den gelmişti ama izledikten sonra keyifli ve türdaşları içinde bir adım öne çıkan bir eğlencelik olduğu kanısına vardım. Siz hissiyatım bu yöndedir...