Bir filmde de erkekler geri planda kalsın...

Bir filmde de erkekler geri planda kalsın...
Bir filmde de erkekler geri planda kalsın...
Tam bir kadın filmi! 'Kusursuzlar'ın senaristi, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, afiş tasarımcısı, yani neredeyse tüm çalışanları kadın. Ekiple buluştuk, filmin erkek yönetmeni Ramin Matin'i nasıl alt ettiklerini konuştuk.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Bu kadar çok kadının çalıştığı setlere her zaman rastlanmıyor değil mi?
Emine Yıldırım: Neredeyse hiç... Elbette her işi yapan kadınlar var ama çok azınlıkta. Örneğin Deniz, Türkiye ’nin ilk kadın görüntü yönetmeni. Bu filmdeki gibi hem görüntü yönetmeni hem sanat yönetmeni hem afiş tasarımı, senaristi ve yapımcısı kadın olan set azdır.
Elif Taşçıoğlu: Bir insanda hem dişil hem de eril enerji var. Sette kadın fazla olabilir ama bu dişil enerjinizi tam anlamıyla ortaya koyabildiğiniz anlamına gelmez. Sette her şey çok insani boyutta ilerledi. Bazı setlerde her ne kadar kadın ağırlıklı olsa da baştaki yönetmen baskıcı bir erkek olduğu anda kadınlardaki eril enerji fazlalaşıyor. Burada bizim kadın enerjimiz sağlam bir şekilde ortaya çıktı.
Sette bu kadar çok kadın olması settekileri etkiledi mi?
Emine: Bir süre sonra setteki erkeklerde de feminist bir damar çıkmaya başladı. Örneğin gece geç saatte sokakta yürüyoruz, karşıdan beş-altı kişilik bir erkek grubu geçiyor. Bizim çocuklardan biri de “Ah bu erkekler de neden bu kadar kalabalık erkek grubu halinde dolaşıyorlar” diye bir kadın duyarlılığı göstermeye başladı.
Dilde: Filmde çok sevdiğim bir sahne var. Kadın karakter plajda uzanırken sırtına top çarpıyor. Biz kadın olarak hep o topun sana çarpma ihtimalini bilerek yaşıyoruz. Bir süre sonra setteki erkekler az da olsa bu empatiyi yapmaya başladılar ve bu çok güzel oldu.
Elif: Bence senaryodan dolayı herkes filmi çekerken kendisiyle yüzleşti. “Aa bak ben de böyle yapıyormuşum” diye kadın olarak kendimizle de dalga geçtik. Aynı zamanda set ekibi olarak herkesin kendisi olduğu ve herkesin birbirini çok iyi anladığı bir ortam oluştu. Bu, setlerde zor rastlanır bir durum.
Emine: En ufak setlerde bile 20-30 kişi bir araya geliyor. Bu kadar farklı insanın bir araya geldiği ortamlarda her zaman tam olarak uyumu yakalamak çok zor. Setlerde birbirinin kuyusunu kazma, dedikodu yapma, iş baltalama gibi şeyler çok olur. Ancak bizim sette tam bir ahenk yakalandı. Belki daha önce de birlikte bir film yapmamızdan kaynaklı kafalarımız çok uyuşuyor.
Set koşullarının ağır olduğu söylenir. Sizler kadın olarak bu koşulları nasıl yaşadınız?
Elif: Aslında bakınca set çok erkek bir yer. Özellikle de Türkiye’de. Sanat yönetmenliği, görüntü yönetmenliği hep fiziki güç isteyen şeyler. Görüntü yönetmeni o kameraları, ışıkları taşır. Sanat yönetmeni bütçe olmadığı zaman marangozluğuna kadar kendisi işin içine girer.
Emine: Filmler uzun saatler, soğukta, uykusuz beklenilerek yapılıyor. Bu açıdan Elif’e katılıyorum, koşullar zor ama bu elbetteki sadece erkekler yapabilir anlamına gelmiyor. Örneğin biz filmi çekerken beş hafta Çeşme’deydik. Deniz daha yeni doğum yapmış sayılırdı.
Deniz Eyüboğlu: Kızımı henüz emziriyordum. Bakıcıyı da alıp Çeşme’de bir otele yerleştik. Eşim de setteydi zaten. Çocuğa bakıcı bakıyordu. Artık kaçta dönebiliyorsak, otele dönüp kızı görüyorduk bir iki saat. Onu da sete getiriyordum. Aramızda geziniyordu. Sonra ilk kez sette yürümeye başladı. Hepimiz çok sevindik.
Filmin afişinde de bikinili kadınlar olmasına rağmen kafamızda cinsel bir algı oluşmuyor…
Dilde: Evet bizim için bu çok önemliydi. İki bikinili kadını kullanarak onları seks objesi gibi göstermemek zor bir şeydi. Filmde en sevdiğim şeylerden biri de bu özen oldu aslında. Filmlerde kadınlar çalışabilir ama bu, filmde gerçekten kadın izi olduğu anlamına gelmiyor. Ama bu filmde kadın emeği olduğu çok net bir şekilde hissediliyor.
Filmin hikâyesinde erkek karakterler çok kenara itilmiş gibi hissettim...
Emine: Aslında biz iki kız kardeşin hayatına odakladık. Bu kadınların dışında kalan tüm karakterler filmin dışında kaldı. Bir de dikkat ettiysen bu kadınların karşılaştığı tüm adamlar onların çizgilerini geçmeye çalışıyor. Örneğin benzincideki adam hemen yılışık bir şekilde soruyor “Tatile mi geldiniz?” diye ya da plaja gidiyorlar oradan bir adam çıkıyor “Kızlar naber” diye soruyor. Kadın sokakta tek başına yürürken hemen bir adam yaklaşıyor “Seni eve götüreyim mi” diye. Bir kadın kendi kendine var olmak isteyebilir. Hem bunu anlatmak istedim hem de bir filmde de erkekler geri planda kalsın istedim, bilerek yaptım. Eminim ki dünyanın sonu olmayacak.
Elif: Ayrıca o kadınların hayatına müdahale etmeye çalışan tüm bu erkekler kadınların bir korkusunu, bir zaafını temsil ediyor. Aslında erkeklere bir dışlama olduğunu düşünmüyorum. Sadece kadınların gözünden anlatılmış bir film.
Sinemada kadın karakterlerin her zaman zayıf olduğunu görürüz, ‘Kusursuzlar’da bu tam tersi…
Emine: Son dönemlerde güçlü karakterler çıkmaya başladı aslında ama yeni yeni… ‘Köksüz’deki karakter, ‘Yozgat Blues’da Ayça Damgacı’nın canlandırdığı karakter gibi iyi kadın karakterler çıkmaya başladı. Ama bu yeni örnekler dışında baktığımız zaman Türkiye sinemasında her zaman erkek karakterlerin aşırı güçlü olduğunu görüyoruz. Ben biraz bu istatistiği bozmak istedim. Biraz kadın dünyasına bakılsın, bakalım orada neler oluyor.
Elif: O erkek filmlerini izleyip etkilenen adamlar yeni erkek filmleri yapıyorlar; bu, kırılması zor bir döngüye sebep oluyor.
Dilde Mahalli: Medyadaki kadın temsili zaten çok sorunlu. Geçen gün bir dizi izliyordum artık sinirlendiğimi fark ettim. Öyle bir algı veriliyor ki tacizler, tecavüzler adeta meşrulaştırılıyor. Bizler de bu dizileri sorgulamadan izliyoruz.
Film tüm bunları verirken gözümüze sokulan feminist bir mesaj da hissetmiyoruz aslında…
Emine: Propaganda dili ve didaktizm yok. Bunun için çok uğraştık. İzlediğim filmlerde hikâyenin tam ortasında kitaptan alıntı gibi duran mesaj içerikli diyaloglar duymaktan çok sıkıldım. Bir şeyler anlatılacaksa hikâye içerisinde anlatılmalı. Hiçbir şey siyah ya da beyaz değil, katmanlar var; bu katmanları, geçişleri de göstermek gerekiyor.
Altın Portakal’da en iyi film ödülünü almak sizde ‘doğru anlaşıldık’ duygusu yarattı mı?
Emine: Ben çok sevindim. Antalya’ya gitmeden önce kendimi ödül psikolojisine girmeyeceğim diye şartlamıştım.
Dilde: Hatta o psikolojiye girmeyelim diye fazla rahattık galiba, festival boyunca bayağı eğlendik.
Emine: Ödül aldığımızda tabii ki bir rahatlama yaşadık. Biz bunca zaman uğraştık ve jüri bu emeklerimizi değerlendirdi diye.