Bir Fransız direniş hikâyesi

Bir Fransız direniş hikâyesi
Bir Fransız direniş hikâyesi
Güney Fransa'daki küçük Lodéve kasabası ekonomik çöküşe karşı sanat kartını oynuyor. Şu sıralar Türkiye'den gelen bir sergiyi ağırlıyorlar: 'Bonnard, Renoir, Vuillard... Arkas Koleksiyonu'ndan Bir Seçki'.
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

Güney Fransa’dayız. Mont-pellier’den çıkalı yarım saat olmuş, alçak dağların arasından geçip vadinin ortasında, akarsuyun iki tarafına kurulmuş küçük kasabaya varıyoruz. Eski evlerden oluşan mimarisiyle altı bin kişilik bir Fransız kasabası Lodéve. 18. yy’dan kalma bir malikânede kurulu bir de müzesi var. İşte bu küçük müzede geçen hafta Türkiye ’den gelen bir sergi açıldı: ‘Bonnard, Renoir, Vuillard... Arkas Koleksiyonu’ndan Bir Seçki’.
Koleksiyonun sahibi Lucien Arkas “Buradaki sanatçıların çoğu Fransız. Resimlerin büyük kısmını Amerika’dan, Avrupa ’dan aldım. Yani Fransa dışına çıkmış resimleri tekrar Fransızlarla buluşturuyoruz” diyor. Hakikaten sergiyi düzenleyen Lodéve Müzesi’nin direktörü, ilk kez İzmir’e gidip Arkas Müzesi’ni ve koleksiyonunu gördüğünde şaşırmış. Böylece daha önce büyük müzelerden eser ödünç alan, kendisi de bazı sergilere resimler veren Arkas Müzesi, büyük çapta ilk uluslararası işbirliğine girişmiş.
Sergide 62 resim var. Dört temaya göre, 19. asrın ortalarından 20. yüzyılın başlarına uzanan bir dönemde yapılmış resimler bütün renkleri ve hüzünleriyle Lodéve’deki bu eski Kardinal sarayının odalarına yayılıyor. Daha kasabanın girişine asılmış afişlerde Van Dongen’in portresinden fırlayan 30’ların bir kadını karşılıyor bizi. Sergi izleyicisini Bonnard, Renoir, Vuillard gibi ünlü isimlerle avlıyor ama içeri girenler bu ünlülerin yanında adını hiç duymadıkları sanatçılarla da karşılaşıyor. Onların da ünlüler kadar usta olduğunu görüp, sanat tarihi denilen şeyi sorgulama olanağı buluyor...
Lucien Arkas danışmanlarına da kulak veriyor ama müzayedelerden, galerilerden daha çok kendi zevkine, keyfine göre topluyor resimleri. Mesela iki resim arasındaki ilginç ilişki bu sergi sırasında çıkıyor ortaya. Portreler bölümünde yan yana asılı duran Pierre Auguste Cot ile William Bouguereau öğrenci ve ustası. Bouguereau imzalı tablo ise öğrencisi ve arkadaşı Cot’un genç kızının portresi. Belki de kırık bir aşk hikâyesi, kim bilir... Arkas’ın çok sevdiğini söylediği Andre Lhote resminde ise sanatçı kendisini Camille Claudel ve Gaugin gibi döneminin başka ustalarıyla birlikte aynı çerçevenin içine almış. Aslında Lhote, salon sergilerine alınmamış, yaşarken epey sıkıntı çekmiş bir sanatçı. Tıpkı, sergiye adını veren Renoir’ın hemen yanında asılı Hollandalı sanatçı Kees Van Dongen gibi. Neredeyse aynı resmi yapmışlar, ama biri dünya sanatının en ünlü isimlerinden, diğeri ise sadece bir imza.
Manzara bölümünde puantalistlerden de çok sayıda örnek var. Sisley ve Signac gibi tarzın önemli isimlerinden birer resim bile mevcut. Nü bölümünde Batı’nın oryantalist ilgisini gösteren resimler de var ama benim ilgimi en çok sanat tarihinden çılgın bir kadın, ressam Suzanne Valadon çekiyor. Babasını hiç bilmeyen ressam Utrillo’nun annesi Suzanne Valadon’un hem bir portresi var hem de kendi yaptığı bir resmi. Edmond Heure imzalı resim boynunda inci kolyesiyle çırılçıplak, sert bir Valadon portresi. Biraz mutsuz bir portre bu. Valadon imzalı nü ise kaplan postu üzerinde uyuyan Catherine adında bir kadını gösteren erotik bir resim. Manzara bölümü tabii ki Fransa kırlarını, koleksiyonda çok örneği bulunan köpüklü dalgaları, gemileri gösteren resimlerle dolu. İngiliz Frederic Davenport Bates’in İstanbul manzarası sergide Türkiye’den tek görüntü. Bütün o postekspresyonist nü’lere, manzaralara bakarken insan aynı etki altındaki Türk resminin örneklerini hatırlıyor. Arkas koleksiyonunda çok sayıda Türk resmi de var ama ne yazık ki bu sergiye dahil edilmemişler.
Geçen asrın Fransız resmindeki yaratıcılığı, hüznü, hem gündelik hayatı hem kişisel anları renklerle etkileyici birer tabloya dönüştüren birikimi gösteren dolu dolu bir sergi bu. Bir yandan da merkezin dışında duran iki güzel müzenin dayanışma gösterisi. İstanbul’dan uzakta, İzmir’de bir tarihi binada mükemmel bir müze olan Arkas ile Güney Fransa’da bir kasabadaki Lodéve Müzesi arasında bir dayanışma gösterisi.
Tabii ilki 2 milyonluk bir kent, diğeri 6 bin nüfuslu bir kasaba ama ne yapalım; iki ülke arasında olacak o kadar fark.

Yoksulluğa karşı kültür kartı

Sergi tamamen Lodéve Belediyesi’nin bütçesiyle gerçekleştirilmiş. Kasaba için 1987 yılında açılan bu müze çok önemli. Açılıştan önce konuştuğumuz Belediye Başkanı Marie Christine Bousquet, “Lodéve durumu hassas, zengin olmayan bir yer. Son tekstil üreticisi de kapandı. Ama biz pes etmemek, direnmek için kültür kartını oynamaya karar verdik” diye anlatıyor. Müzede her yıl biri kış diğeri yazın olmak üzere iki sergi düzenleniyor. Böylece 40 bin kadar ziyaretçi çekebiliyorlar ki bu da kasabayı epey hareketlendiriyor. Birkaç ay sonra müze iki yıllık kapsamlı bir restorasyona girecek. Madam Busquet bu nedenle Arkas sergisini kışa almak zorunda kaldıklarını söylüyor, “Bizim için bir şans oldu” diye ekliyor. Çünkü bu sergi sayesinde yaz ziyaretçi rakamlarını yakalamayı umuyorlar. “Bir Montpellier değiliz tabii, ama biz savaşan bir müzeyiz. Bize omuz verdikleri için Arkas’a teşekkür ederiz” diyor.