Bir gün bunun olacağını hep biliyordum

Bir gün bunun olacağını hep biliyordum
Bir gün bunun olacağını hep biliyordum

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

Yağmur Tanrısevsin, başrolünde yeraldığı 'Geniş Aile: Yapıştır' filmi vizyondayken yakında ekranda boy göstermeye hazırlanıyor. Tanrısevsin, gerçekten göründüğü gibi asi ve asabi mi? Kendi ağzından dinleyin.

RADİKAL - Hayatımıza girişi 'Güneşi Beklerken' dizisi ile olmuştu. Şimdilerde ‘Geniş Aile: Yapıştır’ ile beyazperdede... Dışarıdan 'asi kız' olarak tanımlanan Yağmur Tanrısevsin aslında nasıl biri olduğunu, oyunculuk hikayesini, filmdeki karakterini ve hayallerini Hürriyet Cumartesi'den Hakan Gence'ye anlattı.

‘Geniş Aile’ beyazperdeye geçmeden önce ekranda izliyor muydunuz?
 
Evet. 120 bölümün üzerinde çekilmiş bir proje. Bu kadar uzun soluklu bir işin sinema projesinde yer almak benim için çok önemli.

Filmde diziden alıştığımız karakterlere ek sizin rolünüz yeni...
Evet. Benim karakterim biraz ‘Özgür Kız’ modeli... Sürprizli bir rol. ‘Geniş Aile’de karakterleri televizyondan çok iyi tanıyan bir seyirci var. Hepsi birer fenomen. Bütün bunlar birleşip beyazperdeye taşındığı zaman ilgi daha farklı oluyor elbette. Aynı zamanda eğlenceli bir film. Zamanın nasıl akıp geçtiğini anlamıyorsunuz.

Komedi oyunculuğundan ne öğrendiniz?
Oyunculuğumda yeni şeyler keşfetmemi sağladı. Ancak filmdeki karakterim hiç komik değil. Sadece düştüğümüz durumlar komik. Bütün bunların yanında dram her zaman ilk tercihim. Ve tabii olursa romantik komedi.

Bu sene bir de dizi projeniz var. ‘Mayıs Kraliçesi’... Tersanede bir kaynak işçisini oynuyorsunuz. Bir kadın neden kaynak işçisi olur?
Babası kaynakçı olduğu için onun yanında çırak gibi yetişiyor ve bu işi öğreniyor. Asıl hayali mühendislik. Ailesine bakabilmek için elinden ne geliyorsa yapan ve okumak istemesine rağmen hayatın onu bir kaynak ustası olmaya ittiği bir kız Nehir. İş güvenliği açısından uzun saçlı olmamam gerekiyordu. Rol için saçlarımı kestirdim. Sanayide gerçekten kaynak yapmayı öğrendim. Hatta beş farklı makineyi de çözdüm. Artık demir falan bile doğrayabiliyorum.

‘Erkek fatma’ diye bahsedilen kadınlardan mısınız?
Bir ablam var. Babam erkek çocuk özlemi duyuyormuş. Ailem de beni erkek çocuk olarak beklemiş. Bu yüzden herhalde 'Erkek gibi kız' dedikleri bir duruşum oldu. Güçlüyümdür. Bu da beni biraz maskülen yaptı. Bu yüzden tek başıma İstanbul ’a geldiğimde de güçle ayakta durdum.

Sizin için sevgilisini kıskanıp set bastı da menajerinden olaylı ayrıldı da dendi... Bahsedildiği gibi asabi misiniz?
Hayır. ‘Güneşi Beklerken’ dizisindeki Melis karakteriyle tanındım. O karakterle beni özdeşleştirip “Bu kız asi” demeye ve sosyal medya gibi alanlarda öyle göstermeye başladılar. Aslında bunların aksine özel hayatımı gizli saklı yaşamayı, bununla ilgili konuşmayı tercih etmeyen biriyim.

Pek öyle görünmüyor.
Nasıl görünüyor? Ben özel hayatımla ilgili göz önünde olmayı tercih etmiyorum fakat tersi mi demek istiyorsun.

Aynen...
Çıkan haberlerin sonucu bu oldu. Ama haberlerin çoğu yalan. Her seferinde ortaya çıkıp bu doğru bu yanlış demem mümkün değil elbette. O yüzden de çoğu zaman sessiz kaldım. Bu iş size en çok neyi öğretiyor biliyor musunuz? Sakin ve sabırlı olmayı. Yoksa birçok haber can sıkıcı ve kırıcı olabiliyor. Hep diyorum ki kendi kendime, doğru bildiğin yoldan şaşma elbette bir gün hak yerini bulacaktır. Ve bu konuştuğumuz konu birçok oyuncunun, şarkıcının, popüler kültüre hizmet eden herkesin derdi. Çıkan haberlerin veya röportajların yüzde kaçı o insanı doğru ifade ediyor?

İLİŞKİLERİM HEP ARKADAŞLIKLA BAŞLIYOR 
O zaman sizi doğru ifade etmek için adım adım gidelim. Daha önceki menajerinizden bir süre önce ayrıldınız. Dava sürecine girdiğiniz ve onu habersiz şekilde bıraktığınız yazıldı...
Öncelikle dava açılmadı. Ayrıca habersiz de gitmedim. Uzun zaman rahatsızlıklarımı dile getirmiştim. Yoksa memnun olsam neden devam etmeyeyim. Benim ajanslarda anlamadığım tek şey sizinle çalışmak istemeyen biri varsa güzelce yol ayırmaya çalışmamak neden? Sizi sevmeyen biriyle zorla evli kalmaya çalışmak gibi.

Peki Kerem Bürsin’le yaşadığınız aşk uzun süre magazinin gündemindeydi. İsminizin başına ‘Kerem Bürsin’in eski sevgilisi’ sıfatını almak sizi üzdü mü?
Öncelikle dediğiniz gibi bir sıfatla anıldığımı hiç düşünmüyorum. Benim yapmadığım, basının yakıştırdığı durumları gelip bana geri soruyorsunuz. Çok mantıksız. Bir de o zamanlar daha tecrübesizdim, magazini ve olacakları bilmiyordum. Bana ders oldu. Şimdi ise her şey geride kaldı. 

Ardından Oğuzhan Koç ile adınız anıldı. Hiç mi yaşananlardan diliniz yanmadı?
Gerçek olup olmadığını bilmiyorsunuz ki!

Bunlardan çıkan sonuç olarak biraz şıpsevdi misiniz?
Tam tersi. Zor ilişki yaşayan ve seçici biriyim. Hep uzun süreli ilişkilerim oldu. İlişkilerde benim önceliğim arkadaş olabilmeyi de başarmak. Zaten ilişkilerim hep arkadaşlıkla başlıyor. Sonra aşka dönüşüyor. Bizi sevenlerin özel hayatlarımızı merak ettiğini biliyorum. O yüzden bu soruları soruyorsun. Ama tekrar söylüyorum özel hayatımı anlatmak bana çok anlamsız geliyor.

Mersin’den başlayıp başrole uzanan hikâyeniz nasıl başladı?
Bir gün bunun olacağını hep biliyordum aslında. Oyunculuk, daha küçük bir şehirden İstanbul’a gelmek, burada okumak, yaşamak hayalimdi. Arkasından oyunculukta ilerlemek ve sonucunda bunu karşılıklı oturup seninle konuşmak sonra bu röportajın gazete yayınlanması yüzbinlerce insana ulaşması... Bunlar büyük düşler elbette. Ailemdeki herkes ticaretle ilgileniyordu. Babam yönetici, ablam muhasebeci, annem ev hanımı. Ama annemin resme karşı yeteneği vardı. Ondan çok ilham alırdım. Duygusal bir çocuktum ve duygularımı resim çizerek ifade ediyordum. Sonra tiyatroyla ilgilenmeye başladım. Dokuz yaşında ilk defa bir oyunda yer aldım. Oyunculuk aşkı orada başladı. Kurslara katılıyor, oyunlar izliyordum ama Mersin’de bir yere kadar kendimi geliştirebiliyordum. Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’ni kazanarak İstanbul’a geldim. Seramik okumaya başladım ve okulla beraber oyunculuk eğitimlerine gittim.
Aldığınız rollerde ne kadar güzellik, ne kadar yetenek etken oldu?
Estetik bir iş yaptığımız için fiziğin artıları var. Ama güzellik göreceli bir kavram. Ben bir çok farklı tipolojiye giren fiziğimin bir avantajı olduğunu düşünüyorum. Ama bir model değilim tabii.

HEDEFLERİMİ KAFAYA TAKARIM
Hırslı bir insanım. Hedeflerimi kafaya takarım. Doğrularımı gerçekleştirmek için elimden geleni yaparım. Bağımsız ve özgür bir ruhum var ama kimsenin hakkını yemem ve haksızlık yapmam. 10 yıl sonra sanat filmlerinde oynamak, kendimi oyuncu olarak iyi bir şekilde ifade etmek istiyorum. Seramik ve tasarımla ilgili şeyler yapmak istiyorum. Evimin bir köşesini atölye olarak ayırdım. Şimdi işaret diliyle ilgili efsane isimlerden el kalıpları alıyorum. İlk isim Ara Güler oldu. Yakında bu çalışmalardan ‘Anlaşılmak düştür’ isimli bir sergi açmak istiyorum. Amacım sağır ve dilsizleri mutlu etmek ve farkındalık yaratmaya çalışmak. (Hürriyet) 

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu/Mekân: Le Meridien Hotel