Bir gündüz vakti, sokakta...

Oktoberfest deyince aklıma, İstanbul'da Almanca eğitim gören ortaokulluların (bilemediniz liseli) rahatça alkol alabilmek adına rağbet ettiği korkunç partiler geliyor.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Oktoberfest deyince aklıma, İstanbul'da Almanca eğitim gören ortaokulluların (bilemediniz liseli) rahatça alkol alabilmek adına rağbet ettiği korkunç partiler geliyor. Bir saatten sonra ortalıkta beliren, folklorik giysili (evet, o 'şort benzeri' ve pantalon askısını içeren acayip kombinasyon) koca koca Alman amcalar da bu manzaraya dahil. Niyeyse, "ho ho ho..." gibi Noel Babavari seslerle büyük bira kadehlerini şıklattıklarını da hatırlıyorum ama, hafızam beni yanıltıyor olabilir, hatta uyduruyor bile olabilirim. Her neyse. Oktoberfest'in 1883 Münih çıkışlı aslına, bu geleneksel bira festivalinin özüne hiç inmeyeceğim. Kendi adıma, Oktoberfest hadisesiyle ancak geçen pazar günü, üstelik Almanya'dan epey uzak bir diyar olan Nişantaşı'nda barışabildim.
'Cumartesi ilavesi' olarak Taps "Oktoberfest"e iştirak ettiğimizde, Nişantaşı semalarında, şen hallere sürükleme konusunda aşırı ileri giden Culture Club klasiği Karma Chameleon yankılanmakta, biralar ise tükenmek üzereydi. Hatırlarsanız, pazar günü hava da tüm İstanbul haletiruhiyesinin müttefikiydi.
Biralarını bizzat imal eden Taps'in bulunduğu Teşvikiye-Atiye Sokak, ortalıktaki festival ruhunun sadece bir kısmıydı. Edepsizce bir keyif hali, semtin her köşesine doğru, Yaya Sergileri'nin de verdiği gazla taşmıştı. İtişip kakışmayan, ancak sokağın bir ucundan diğerine yürümeyi olanaksız kılan kütlesel bir engel oluşturmuş kalabalık, biraların tükenmesiyle durmadı. Artık durdurulamazdı da. Bir anda Teşvikiye civarında bulunan herkese, -festivalden yüz bularak- semtin her yerinde her şeyin mübah olduğuna ilişkin bir inanç pompalanmıştı sanki. Sadece Atiye Sokak'ta değil, başka sokaklarda, caddenin ortasındaki göbekte, kafelerin önünde de içilebilirdi. Festivali düzenleyen Taps'in biraları mı bitti, o halde de Makro başta olmak üzere çevredeki marketler, tekeller adeta yağmalanarak hangi marka kaldıysa o biradan alınır, yine içilir, sokakta ortasında gündüz vakti bar havası yaratılabilirdi. Banka şubelerinin önü bile, bir açık hava barına dönüştürülebilirdi. Aynen de öyle yapıldı. Hem polis bile bir şey diyemezdi, yahut o gün pek saf olan bizlere öyle geldi. Pazar günü Nişantaşı'nda, müzik yayını yapılan trafik ışıklarının altından biranızı yudumlayarak geçiyordunuz. Taps, Gizem Özdilli, Tuğba Özay ve bir dansçı kızlar grubu da getirtmişti (keşke Tolgahan Dans Grubu gelseydi!). Onu boşverelim de, uzun zamandır hiçbir etkinliğin bu denli 'tuttuğuna' şahit olmamıştık.