Bir hayalin 10 yıllık meyvesi

Toplum Gönüllüleri Vakfı, gençleri rol modelleriyle buluşturdu. Gençlerin yaptığı röportajlar 'Yüz Yüze 100 Yüz' adıyla kitaplaştı. Kitabın geliri sosyal sorumluluk projelerine gidecek.
Haber: AYÇA ÖRER - ayca.orer@radikal.com.tr / Arşivi

Yıllardır çalışmalarıyla çeşitli kesimlerden gençlerin enerjisini toplumsal faydaya dönüştüren Toplum Gönüllüleri Vakfı, ‘Yüz Yüze 100 Yüz’ kitabıyla Türkiye ’de fark yaratan isimlerin hikâyelerini yine gençlerin söyleşileriyle bir araya getirdi.
‘Yüz Yüze 100 Yüz’, vakfın 10’uncu yılında yayımlandı. Arzu Kaprol, Aynur Doğan, Berkun Oya, Cem Mansur, Erdil Yaşaroğlu, Gülse Birsel, Hasan Saltık, İshak Alaton, Ömer Madra, Şafak Pavey, Yaşar Kemal, Yavuz Turgul ve Yeşim Ustaoğlu gibi iş, spor , medya, akademi ve kültür-sanat dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren kitabın özelliği söyleşileri yapanların tamamen TOG gönüllüsü amatörlerden oluşması.
Kitabın oluşma sürecini anlatan yönetim kurulu üyesi Tuğba Jabban, kurucu üyelerden Suzan Bayazıt ve TOG Eşbaşkanı Mehru Aygül miladın bir yıl önce ocak ayı olduğunu söylüyor. ‘10’uncu yıla dair uzun soluklu mesajları olan kalıcı bir kitap ’ için çıkılan yolda gençlerin katılımıyla bir söyleşilerden oluşmasına karar vermişler. Jabban, “Bu biraz da TOG’un öyküsüne benzer. On yıl önce Biz Toplum Gönüllüleri, İbrahim Betil’in hayaline eklenerek, gençlerin öncülüğünde, bir grup genç üniversiteli ve bir grup yetişkin olarak yola çıktığımız zaman pek çok yetişkin bizleri çok hayalperest bulmuşlardı” diyor. Şimdi gelinen noktada TOG 110 üniversite örgütlenmesinde 35 bin gönüllü ile çalışan bir vakıf.
Söyleşi yapılan isimler beş kişilik bir ekiple seçilmiş. Seçilen isimlerin kriteri sadece tanınmış olmaları değil, alanlarında yaratıcı ve başarılı kişiler olmaları da önemli bir faktör. Mehru Aygül süreci “Bir müzik öğrencisi değerli bir orkestra şefi ile spor akademisi mezunu bir toplum gönüllüsü genç, bir olimpiyat şampiyonu ile bir sanat çalışanı değerli bir heykeltıraşla söyleşilerini yaptılar. Gençler söyleşiler öncesinde kitabın editörü İzzeddin Çalışlar’dan söyleşi teknikleri üzerine eğitim aldı” sözleriyle özetliyor. Hazırlık sürecindeyse Paralel Tasarım ve Yılmaz Aysan var. Kapaktaki gökkuşağı farklılıkları temsil ediyor. Sponsor Yapı Kredi, kitabın dağıtımı YKY Yayınlarından.


Kitaptan...
Erdil Yaşaroğlu/ Ecem Keskin Kadıköy Anadolu Lisesi’ne iki tane adam geldi; böyle rockçı, uzun saçlı, metal kıyafetleri giymişler. “Bunlar kim?” olduk biz. Kopya üzerine röportaj yapmak için öğrenci arıyorlarmış. Tabii herkes kaçıyor, çünkü etrafta müdür, müdür muavini falan var. Neyse, sonra biz salak gibi atladık “Biz yaparız!” diye. Burak diye bir sıra arkadaşım vardı. Onunla birlikte çok eğlenceli bir röportaj yaptık, orada benim çizdiğimi falan da gördüler. Burak espri buluyor, ben espri buluyorum falan. Dediler ki, “Bizim gençlik eki var ve onun da bir mizah sayfası var, onu siz yapar mısınız?” İlk öyle Güneş gazetesine girdik, çalışmaya başladık.

Gizem Girişmen- Milli Sporcu/ Hamit Levent Evci Spor, hayatımda ana renklerden biri. Birçok gazete “Hayata sporla tutundu” gibi manşetler attı, çünkü Türkiye’de bir insan engelliyse, özellikle de tekerlekli sandalyedeyse hayata küsmüş, evden çıkamayan, sosyal hayata katılmayan biri olarak görülüyor. Bu, benim için geçerli olmadı. Kaza geçirdikten sonra da son derece hayata bağlıydım. Çünkü şunun bilincindeyim: “Hayatta her şey insan için!” Her şey olabilir, hiç istemediğiniz durumlarla karşı karşıya kalabilirsiniz ama önemli olan bu durumla yüzleşmek, bir çözüm olduğuna inanmak ve mücadele vermektir.

Rober Koptaş-Gazeteci/ Esra Bayhan Askerliği kısa dönem yaptım. Bölük komutanı hepimizi tek tek çağırıp bizi tanımak, yeteneklerimizi öğrenmek istiyordu. Ona göre iş bölümü yapacaktı. Benim İngilizcem iyi değildi. Beni çağırdığında Ermenice bildiğimi söyledim. “Nasıl yani?” dedi. “Komutanım ben Ermeniyim, Ermeni okullarında okudum. Dolayısıyla Ermenice biliyorum” dedim. Birkaç gün sonra yanına çağırdı. “Sen yabancı olduğunu söylemiştin. Bir çeviri işi var. Al bunu çevir” deyip İngilizce bir metin verdi. (...) Kendimi hiçbir zaman yabancı olarak görmemiştim. Garipti... İyi eğitim almış bir üstteğmen kendi vatandaşına “Sen yabancısın; İngilizce biliyorsundur” diyor.

Yaşar Kemal-Yazar/ Didem Aydemir Dehaya filan hiç inanmam. Başarmak sadece ve sadece çalışmakla mümkündür... Canını dişine takarak çalışmakla… Yüzyıllardan bu yana süren bugünkü eğitim, çağımıza yakışmayan, özünü hiç yenilemeyen bir eğitim düzenidir. Ana-babalara göre çocuk, çocuktur. Oysa çocuklar da insandır ama onlara insan gibi davranılmıyor. Okullar da üç aşağı beş yukarı böyle. Orada da çocuklara çoğunlukla birçok bilgi ezberletiliyor. İnsanla, yaşamla yüz yüze kaldıklarında da bocalıyorlar. Oysa eğitim düzeninin adı çoktan konmuş: Üreterek, yaşayarak, yaratarak eğitim. Sizin gönüllülük anlayışınızda da bu eğitim anlayışını seziyorum ve bana umut veriyorsunuz.