'Bir Jedi disipliniyle çalıştık'

'Bir Jedi disipliniyle çalıştık'
'Bir Jedi disipliniyle çalıştık'
Tohumları yıllar önce Galatasaray Lisesi'nde atıldı ama 'ışın kılıçlarını' yani enstrümanlarını kuşanıp karşımıza çıkmaları için 2013'ü beklemek gerekti. Söz, Tuna Kiremitçi'nin vokalistliğini yaptığı, hem kökleri sağlam hem de taze müzik grubumuz Atlas'ta...
Haber: ELİF EKİNCİ / Arşivi

“Biz bu şarkıları 2013 yazında kaydettik. Tarihi bir yazdı; Erkin Koray’ın dediği gibi ‘Uzayda yeni bir elektrik hasıl olmuştu’ ve o elektrik bizim albümümüze de nüfuz etti. Sanki biz de yıllardır bu yazı beklemişiz albümü kaydetmek için.” Vokalde Tuna Kiremitçi, gitarda Burak Aldinç, basgitarda Can Yalım, tuşlu çalgılarda Selim Öztunç ve davulda Hasan Köseoğlu’ndan oluşan Atlas ilk albümü ‘Selam Yabancı’yı anlatmaya böyle başlıyor. Bu noktada onları durdurup kaseti biraz daha geri sarıyoruz. Grubun nasıl bir araya geldiğini sorarak başlıyorum; âdettendir. Gözler gitarist Burak Aldinç’e dönüyor. O anlatmalıymış, çünkü grubu tekrar bir araya toplayan oymuş. “İlk grubumuzu biz 12 yaşında, Galatasaray Lisesi’nde kurduk aslında” diye başlıyor Aldinç anlatmaya. Grupta vokalleri üstlenen Tuna Kiremitçi, gitarist Burak Aldinç ve davulcu Hasan Köseoğlu Galatasaray Lisesi’nden arkadaşlar. “80’lerin başında, Galatasaray’da yatılı öğrenciyken, müzik odasının kapısının önünde saatlerce sıramızın gelmesini beklerdik. O kadar çok çalışıyorduk ki hafta sonları bile okulda müzik odasında olurduk. Bize artık yarı acıyarak bakardı hocalarımız, biraz meczup gibi...” diyor Tuna Kiremitçi. “Bacaklarımın ağrısından yatakhaneye çıkamadığım günleri hatırlıyorum ben” diye araya giriyor Hasan Köseoğlu. Derin bir nefes alıp “Çok kötü çalıyorduk tabii...” diyor Burak Aldinç, “başkalarının şarkılarını kötü çaldığınızda çok belli oluyor, o yüzden kendi şarkılarımızı yapmaya karar verdik!”
Ekibin o günlerde başlayan müzik serüveni -ayrı ayrı gruplarla da olsa- hep sürmüş. Tekrar bir araya gelmeleri ise geçen seneye tekabül ediyor. Burak Aldinç ve Tuna Kiremitçi bir yerde karşılaşıp sohbete koyulmuşlar; tekrar görüşsek, bir şeyler yapsak vs. Siz de bilirsiniz, genelde muhabbet bu noktada kalır, “Evet abi, bence de”den öteye geçemez, ama bu kez öyle olmamış. Burak Aldinç işin peşini bırakmamış ve gerçekten de buluşup müzik yapmaya başlamışlar. Aralarına basgitarist Can Yalım’ı ve tuşlu çalgılardan sorumlu Selim Öztunç’u da alarak Atlas’ı kurmuşlar.
Grup elemanlarının para kazandıkları farklı işleri, profesyonel bir ikinci hayatları var aslında. Hasan Köseoğlu finans sektöründe, Tuna Kiremitçi’yi edebiyat ve müzik dünyasından tanıyoruz, Burak Aldinç bir reklam ajansında yönetici, Selim Öztunç ve Can Yalım’ın kendi yazılım şirketleri var. “İsteseler hava aracı filan yapabilirler yani” diyor Burak Aldinç ve ekliyor “ama biz soranlara müzisyeniz diyoruz!” 

Hem Dio hem Müslüm

Peki zor olmuyor mu, iş güç arasında gruba vakit ayırmak? “Yok” diyor Burak Aldinç, “Birlikte çalmayı çok özlemişiz. Herkes her şeyi gönüllü olarak yapıyor zaten, zorla değil. Her hafta sonunu stüdyoda geçirmek başka türlü mümkün olamazdı zaten.”
Tuna Kiremitçi alıyor sözü: “Üç yıldır Sofya’da yaşıyordum. Türkiye ’den uzaktım. Geri döndüğümde bir boşluktaydım aslında, o sırada Burak’tan bir telefon aldım: ‘Grubu topluyoruz, besteleri kap gel!’ Sonra kendimi Hasan’ın Ömerli’deki evinin garajında demo kayıtları yaparken buldum.” Birkaç şarkı yapalım, internetten yayarız diye çıkmışlar yola ama şarkılar birikince işler değişmiş, ibre albüme dönmüş. “Birden Jedi disipliniyle çalışmaya başladık, güç de bizim yanımıza geçiverdi” diyor Kiremitçi.
Grup albüm için Serkan Çeliköz ve Ali Rıza Şahenk ile birlikte çalışmış. Kargo’dan tanıdığımız Çeliköz, demoları dinleyince “Ben buna yeni bir bakış açısı getirmek isterim” demiş; “Biz de tam bu cevabı duymak istiyorduk” diyor grup elemanları. Ortaya çıkan sound için bir tanımları yok, “Belki modern şehir müziği denebilir” diyorlar. Tüm söz ve müzikler Tuna Kiremitçi’ye ait. ‘The Temple of the King’in Türkçe versiyonu ‘Affet’ albümün sürprizlerinden. “Galatasaray’dayken, Deep Purple, Led Zeppelin kafalarındaydık. ‘The Temple of the King’ de bizim çok sevdiğimiz bir şarkıydı. Yıllar sonra Müslüm Gürses için Türkçe söz yazmıştık, rahmetli de çok güzel söylemişti. Hem Ronnie James Dio hem de Müslüm Gürses’e selam yollamış olduk şarkıyı albüme alarak; ikisi de bizim müzikal kökenlerimiz sayılır çünkü” diyor Kiremitçi.
Albümdeki bir başka sürpriz ise Aylin Aslım düeti. Bu noktada, grubun ilginç de bir hikâyesi var. Tuna Kiremitçi’den dinleyelim: “90’lı yıllarda Milliyet Liselerarası Müzik Yarışması’nda rakiptik; o Beşiktaş Liseliydi, biz Galatasaray. Okullarımız tribünde kavga ettiği için beraber diskalifiye olduk yarışmadan. Yıllar sonra bir davette karşılaşıp o günü andık, sonra da hiç ayrılmadık, devam etti arkadaşlığımız. ‘Canavar’ şarkısını kaydederken gaipten Aylin’in sesini duyduk sanki. Serkan Çeliköz de şarkıyı kaydederken ‘Burada bir kadın sesi olsa keşke’ deyince hemen Aylin’i aradık. Dedi ki; sizin müziğe dönmeniz için ne gerekiyorsa yaparım! Sağ olsun.”
Son olarak gruba, klip şarkıları ‘Tabanca’nın sözlerinden hareketle “ İstanbul ’la derdi olan insanlar mısınız?” diye soruyorum. Tuna Kiremitçi’nin cevabı albümün hikâyesini de özetliyor: “Ben bu albümü bir Tarantino filmi ya da bir Ahmet Ümit romanı gibi görüyorum. Büyük bir ‘karanlık şehir’ var. Ve bu şehirde müzikleriyle ayakta kalmaya çalışan birtakım müzisyenler var. Başlarından maceralar geçiyor, sürekli yaralanıyorlar ama gitarları ve ışın kılıçları ellerinde yola devam edip bu albümü yapıyorlar.”