Bir kadının sokakta yürümesi de politiktir!

Bir kadının sokakta yürümesi de politiktir!
Bir kadının sokakta yürümesi de politiktir!

Merve Kayan Zeynep Dadak

Zeynep Dadak ve Merve Kayan ikilisi uzun yıllardır birlikte çalışıyor. İlk uzun metraj filmleri 'Mavi Dalga', Altın Portakal'da ilk film, senaryo ve kurgu ödülü aldı. Dadak ve Kayan ile filmi, festivali ve filme yönelik eleştirileri konuştuk.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Birbirinizi nasıl buldunuz ve birlikte çalışmaya nasıl başladınız?
Merve Kayan: New York’ta tanıştık 2005 yılında. O sıralarda Irak Dünya Mahkemesi ile ilgili bir belgesel yapıyordu Zeynep ve birkaç yapımcı daha. Kurgucu arıyorlardı. Ben bir şekilde bu projenin içine dahil oldum ve kurgusunu yapmaya başladık.
Zeynep Dadak: İkimiz de kurgudan çok keyif alan insanlarız. O filmin kurgu masasında başka filmler hayal etmeye başladık. Daha sonra yaptığımız bütün işlerde de öyle oldu. Bir şeyi çalışırken, başka projelerin fikirlerini de tartışıyorduk.
Daha sonra ‘Bu Sahilde’ belgeselini çalıştınız sanırım?
Kayan:
Evet. İki yaz boyunca çektiğimiz bir filmdi. Ama Zeynep’in dediği gibi o filmin sonuna yaklaşırken bir genç kadın filmi yapma isteği doğdu. Bu sırada ‘Mavi Dalga’nın müziklerini yapan Kim Ki O grubuna klip çekmeye başladık.
‘Mavi Dalga’ bana ‘Bu Sahilde’nin kentte devam eden hali gibi geldi. Sanki onun bittiği yerden başlıyormuş gibi. Bundan sonrası için de ‘Mavi Dalga’nın içinden doğan başka bir hikâye olur mu mesela?
Dadak: Konuştuğumuz konular var tabii. Ama bu iç içe geçme durumu bizim planlayarak yaptığımız bir şey değil. Kendi kendisini çağıran işler oldu. Bir şey üretirken, sana ilham veren bazı şeyler bir sonrakini çağırıyor. Bu yüzden film yapma deneyiminin kendisini nasıl algıladığımızla ilgili bir durum. Etrafımızda gördüğümüz, gözlemlediğimiz şeyleri gerçeğe bire- bir sadık kalarak değil, bizde bıraktığı izlenimler üzerinden eğip bükerek; müzikle, ritimle, başka bir sürü şeyle iç içe geçirerek bir şey üretmek bizim yapmak istediğimiz. Bu anlamda da ‘Mavi Dalga’yı yaparken de konuştuğumuz bir sürü şey var. ‘Bunu yapalım’ diye planlamadık ama bundan sonraki filmimiz de benzer kaygı ve gözlemlerden beslenecek.
Kayan: Mesela ‘Bu Sahilde’yi yaparken daha çok zaman üzerine, mevsimler üzerine, bir yazın nasıl geçebileceği üzerine çok düşündük. Sonra sorgulamaya başlıyoruz “Biz niye sürekli bunun üzerine düşünüyoruz” diye. Bu da doğal olarak bir sonraki senaryoya da “Bir sene içerisinde geçen bir şey yapmak enteresan olabiliriz, çünkü…” gibi konuşmalara neden oluyor.
Filmin oyuncularının birlikte çalışan bir ekipten oluşması işinizi kolaylaştırmıştır sanırım?
Kayan: Bizim hayalimiz böyle bir grup bulmaktı. Kast direktörümüz Ezgi Baltaş, birlikte çalışan bir grup genci önerdi.
Dadak: Filmin çekimlerinden iki yıl öncesinde provalara başladık. Doğaçlama kısımlarını provalarda yapıp, senaryo kilitlendikten sonra hiçbir şekilde doğaçlama yapmamayı tercih ettik. Ama aralarında öyle bir organik durum oluştu ki, gerçekten öyle konuşuyorlarmış gibi oldu?
Film Antalya’da seyircinin karşısına ilk kez çıktı. Nasıldı yorumlar?
Dadak: Hiçbir şey insanın ilk uzun metrajını ilk kez gösterdiği anla kıyaslanamaz! Çok yüklü bir deneyim tabii ki. Ama biz baştan hayal ettiğimiz filme yakın bir film yaptığımızı düşündüğümüz için kendi izlediğimiz filmden memnunuz.
Kayan: Yarışma olduğu için insanlar ona çok odaklanıyorlar ama asıl amacınız oraya giderken filmi göstermek. O salonda 800 kişinin, sizin üç yıl boyunca çalıştığınız filmi izliyor olması çok değerli.
Ödül gurur okşayıcı değil mi?
Dadak: Gerçekten filmin ne yaptığıyla ilgilenen bir grup insanla karşılaşmak önemli. Aldığımız ödüller bize bunu söylüyor. Özellikle en iyi ilk filmi almak da önemli. Bütün tartışmalar bir yana, birilerinin “Siz film yapmaya devam edin” demesi güzel bir şey.
‘Mavi Dalga’da karakter çatışmasının olmamasını eleştirenler de var? Ama filmi izleyince bunun bir tercih olduğu da anlaşılıyor. Bu tercihin nedeni neydi?
Dadak: Bununla ilgili birkaç şeyden bahsedebiliriz. Birincisi: Birtakım durumları temsil etmenin çok kalıplaşmış yolları var. Sadece sinemada değil. İkimiz de taşrada büyümüş kadınlar olarak aslında zamanın taşrada o kadar ağır akmadığını ya da gençliğin hiçbir zaman televizyon dizilerindeki gibi kötü kızlar, bilmem ne oğlanlar gibi basit ikiliklerden oluşmadığını deneyimledik. Bu yüzden biraz daha kendi içerisinde akan bir şey istedik. Ama bunun altında “Biz dramatik bir şey yapmayacağız” gibi bir projecilik de yok. Bizim ilgimizi çeken şey, dramatik çatışmanın bazen küçük şeylerden -bakışlardan, duruşlardan- yani sinemanın tam da gücünü aldığı yerden bir şeyler yaratmaktı. Bunlara kafa yormak bize iyi geldi.
Kayan: Bir de ilham aldığımız filmler de buna benzer filmlerdi. Mike Leigh’nin, Agnes Varda'nın yaptığı işler gibi bizim ilgimizi çeken yapımlar üzerine de düşündük. “Şöyle bir senaryo yazalım” diye başlamıyor. İşlemek istediğimiz konu, filmlerde, senaryolarda ilgimizi çeken şeylerle birleşince böyle bir şey çıkıyor ortaya. Ve başta planladığımız şeye yakın bir iş çıktı. Bu da bizim için sevindirici.
Dadak: Belki burada ‘deneme’ lafı önemli. ‘Bu Sahilde’ ile benzediği yer. ‘Deneme’ diye bir tür var sonuç olarak. “Uzun metrajda bir deneme filmi yapalım” diye değil ama filmi yaparken “Çatışması bu, böyle de çözülüyor” gibi bir senaryoyu bilmediğimizden, sevmediğimizden değil, şu anda gerçekten daha önce yaptığımız işlerle bir devamlılık içermesi duygusuyla oluştu. Baktığımız resimler, okuduğumuz kitaplar bir araya geldiğinde böyle bir filmi çağırdı. Bir de ilham veren isimler arasında Metin Erksan ve çok benzer gençlik filmleri olan Fransız yöntmen Maurice Pialat’ı analım.
Bir sinema eleştirmeni hem film hem de yapım şirketiyle ilgili sert ve bence yazı etiğini aşan değerlendirmelerde bulundu? Bu konuda ne söylemek istiyorsunuz?
Kayan: Aslında tartışılan film değil şu an. Bu nedenle biz nereye kadar cevap verebiliriz bilmiyorum. Filmle ilgili eleştiriler üzerine konuşmak olabilir.
Dadak:  Türkiye ’de film üretim koşulları doğru dürüst analiz edilmeden büyük laflar ediliyor. Filmle ilgili olarak söylenmesi gerekenler varsa onlar söylensin. Böyle bir tartışmanın içinde varız. Ama nereden para bulunduğu, bu paraların nasıl harcandığı üzerinden bu film tartışılacaksa biz öyle bir tartışmada yokuz. Filmin tüm süreci ortada, bakmak isteyen bakabilir. Filmin arkasındaki fikir anlamında da şunu söyleyebiliriz: İki kadın yönetmen olarak, bizim için sıradan bir genç kadını sokakta yürürken göstermek zaten kendi başına politik bir şey. Hangi hikâyelerin anlatılmaya değer olduğunu söyleyen merciler hep olacaktır.

FİLM YAZMAYA DA ÇEKMEYE DE DEVAM EDECEĞİM

Zeynep’e sormak istiyorum. Senin bir de sinema yazarı kimliğin var. Eleştirmekten yönetmeye geçişte nasıl bir süreç işliyor?
İkisi apayrı şeyler. Yani bir durumdan başka bir duruma geçmek gibi değil. Ben umuyorum ki hayatım boyunca film yazmaya ve çekmeye devam edeceğim. Benim için ikisi yaratmanın iki farklı parçası. Dolayısıyla yazı yazarken “Ben bu filmi nasıl çekerdim” diye düşünmüyorum. Çekerken de “Nasıl yazardım” diye sormuyorum.
Ben film üzerine yazarken de eleştiri yazısı değil de, filmin başka filmlerle, türlerle nasıl ilişkiler kurduğuna odaklanıyorum. Dolayısıyla hem film yazma hem de film yapma tarzımda benzer bir durum söz konusu. Metinler arası ilişkilere bakmak ilginç geliyor bana.