Bir karlı hava hikâyesi...

Bir karlı hava hikâyesi...
Bir karlı hava hikâyesi...
Haber: Pişo - pisokedi@gmail.com / Arşivi

PİŞO’NUN GÜNLÜĞÜ
Sonunda beklenen kar yağdı. Ama beklediğimiz ev saadeti yaşanmadı. Niye? Anlatayım.
Geçtiğimiz hafta sonu, etrafın yavaş yavaş beyazlara büründüğünü gören adam, sevindi. Pijamalarıyla evde film seyredip kek yapmak, televizyonda şömine fonlu müzik kanalını açıp sözde ateşe karşı kitap okumak için sabırsızlanıyordu. Ancak kadının hop oturup hop kalktığını görünce, işlerin pek planladığı gibi gitmeyeceğini sezdi.
Kadın önce balkondaki çiçekleri içeri taşıttı. Ardından kuşlara ekmek verelim diye tutturdu. Pencerenin dışına ekmek ufaladılar. Bir anda martılar, kargalar evin etrafında dört dönmeye başladı. Tabii biz de Kiraz’la cama yapıştık. O koca kargalar yaklaşmaya cesaret edemedi ama minik serçeler yok mu; bizle dalga geçer gibi, cama plonjon yapıp ekmekleri kaçırıyorlardı. Bizim kuşlara atlayıp her defasında cama toslamamız bir süre kadınla adamı eğlendirdi. Sonra kadın yine sıkıldı. Bunun üzerine adam “Sen evde rahat durmayacaksın, hadi dışarı çıkalım” dedi.
Kadın iki saniye içinde lahana şeklinde giyinmiş olarak kapının önündeydi. Adam da, kadının kardeşi tarafından yılbaşında gönderilen renkli ve kukuletalı Peru şapkasını kafasına geçirdi ve dışarı çıktılar. Sonra neler olduğunu döndüklerinde aralarında geçen konuşmadan anladık...
Kadın: İyi ki arabayı almadık. Yoksa Portakal Yokuşu’nda mahsur kalacaktık. Arada ‘domestik’ lafı dinleyeceksin!
Adam: Dinledim zaten. Ayrıca sana öyle demek istememiştim.
Kadın: Ha, evet, dinledin. Önce arabayı alalım diye direttin. Bizim ara sokakta patinaj yapınca geri döndün. Sonra hırs yapıp yine denemeye kalktın. Ben “N’olur arabasız gidelim” diye yalvarınca “Bana domestik laflar etme” dedin. Önümüzdeki su kamyoneti kayıp yolu kapatmasaydı, Arnavutköy’e arabayla gidecektik. Sonra yollarda rezil olacaktık.
Adam: Olmazdık. Yemekten sonra yürüyüş yapıp oyalanacağımıza eve dönerdik.
Kadın: Aman ne yürüdük, ne yürüdük! Deniz kenarında toplam 15 adım atıp geri döndük. Üç dakika bile sürmemiştir. Daha o zaman taksiler adam almamaya başlamıştı. Keskin zekâm sayesinde otobüse bindik de eve gelebildik. Sana kalsa hâlâ taksi arıyordun.
Adam: Ben de otobüse binmeyi akıl ederdim herhalde.
Kadın: Ya, tabii. 15 senedir binmediğini kendin söyledin. “Akbil nedir?” diye sordun binerken...
Resmi gözünüzün önüne getiriyorsunuz umarım. Bu diyaloğun devamında, kadın adamı doğayla sürekli iktidar savaşı yapmakla, o yüzden kar yağdığında bile illa araba kullanmak istemekle suçladı. Konunun, tarih öncesi tanrıça mitlerine kadar uzayacağını anlayan adam “Tamam canım, haklısın” deyip kek yapmaya gitti.
Ertesi sabah adamın arabasına binmesini seyrederken, Kiraz’la, onun caddeye ulaşıp ulaşamayacağı konusunda iddiaya girdik. İddiayı ben kazandım. Çünkü ulaştı. Ne de olsa belediye akşamdan tuzu dayamıştı!
İyi haftalar...