Bir kere daha 'yoldan çıkmaya' hazırlanın!

Bir kere daha 'yoldan çıkmaya' hazırlanın!
Bir kere daha 'yoldan çıkmaya' hazırlanın!
'Breaking Bad', tüm bilgilerini uyuşturucu üretip satmak için kullanan bir kimya öğretmeninin hikâyesinden daha fazlası... Uzun bir aranın ardından bu gece 23.00'te e2 ekranlarında müdavimleriyle yeniden buluşacak diziye ısınma mahiyetinde...
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Yasalara saygılı örnek bir vatandaş, iyi bir eş ve sevgi dolu bir baba olmayı toplumsal norm belleyen sosyal bir yapıda, sahip olunan bu özellikleri bir kenara bırakıp ‘dark side’a (karanlık taraf) geçebilmek, tam tabiriyle ‘yoldan çıkabilmek’ mümkün mü? ‘Breaking Bad’; yıkılamaz, değiştirilemez ve hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez olan bu kalıpları çiğneyen, toplumun dayattığı katı sınırları aşarak özgürleşmek isteyen cesur bir adamın hikâyesini anlattığı için çok seviliyor olsa gerek.

Amerikan televizyon kanalı AMC’de dün yayımlanan, bu gece 23.00’te de e2 kanalında ekrana gelecek dizi, yeni bölümüyle müdavimlerinin uzun süren bekleyişine son veriyor. Tek sahnesini dahi kaçırmadan soluk soluğa geride bıraktığımız beş sezon ise her bölümüyle kapsamlı sosyolojik ve psikolojik analizlere gebe... Ama evvela, henüz kendisiyle tanışmamış olanlara ‘Breaking Bad’i takdim edelim.

Kimya, sadece kimya değildir


Hikâye, ABD ’nin bir taşra kentinde (Albequerque) eşine ve bedensel engelli oğluna iyi bir hayat sunmaya çalışan kimya öğretmeni Walter White’ın (Bryan Cranston) üzerine kurulu. Öğretmen maaşıyla yetinemeyen ve araba yıkayarak ek gelir elde eden White, ne çocuğuna otoritesini hissettirebilen bir baba ne de eşinin saygısını kazanabilmiş bir koca. Görünüşte kareli gömleğini pantolonunun içine sokan, station wagon sahibi kalıplaşmış bir aile babası. Özünde ise tüm karar alma mekanizmalarında etkisiz eleman, evdeki rolü figüranlaşan bir adam.

Walter White, tüm olumsuzluklara rağmen sahip olduklarına şükrederek hayatını idame ettirirken, bir gün –hiç sigara içmediği halde- akciğer kanseri olduğunu öğrenir. Yakında öleceği ve eşine, oğluna büyük bir borç yükü bırakacağı gerçeği ise onu hayatında geri dönüşü olmayan bir istikamete götürür. Ve sonunda yolu, ismi narkotik suçlara bulaşmış eski öğrencisi Jesse Pinkman (Aaron Paul) ile kesişir.

Amerikan orta sınıfının parlak yüzü Walter White, artık sahip olduğu tüm kimya bilgisini methafetamin (meth) yapımında kullanarak, aynı sınıfın en büyük korkulu rüyası bir uyuşturucu baronuna dönüşecektir. Zira işin sırrına vâkıf bu kimya öğretmeninin ürettiği meth, kısa zamanda eyaletin gözde malı haline gelecek, bu da uyuşturucu kartelleri, narkotik şube gibi çeşitli tehlikeleri, riskleriyle beraber getirecektir.

Zannediyorum ki dizinin, milyonlarcasını müptela haline getiren en dikkat çekici özelliği burada yatıyor: Risk olgusunu yaşamdan kesitlerle harmanlayarak sunması... Çünkü ‘Breaking Bad’, hayatın karşımıza tehlikeli bir viraj çıktığında ‘save’leyip, her şeyi mahvettiğimizde yola kaldığımız yerden devam edebileceğimiz bir bilgisayar oyunu olmadığı gerçeğine parmak basıyor. 

Aslında risk budur


Dizinin çok tartışılmasına neden olan bir husus da uyuşturucu mefhumu ile bu kadar içli dışlı olması. Her ne kadar Ortabatı Amerika’nın muhafazakâr isimleri, ‘Breaking Bad’in gençleri uyuşturucu satıcılığına özendirdiğini iddia etse de her nevi uyuşturucuyla arasına mesafe koymuş geniş bir kitleyi etkilediği de yadsınamaz bir gerçek.

Çünkü azılı bir Yeşilay’cı olan Walter White’ın damarlarına zerk edilerek, onu günden güne bir bağımlı haline getiren şey uyuşturucu değil, saygı. Ailesinden ve çevresinden daha önce hiç göremediği o muamele... Ve ‘Breaking Bad’, günümüzde saygı kavramının, para ve menfaatlerle ne kadar içli dışlı olduğunu acı bir şekilde gözümüze sokuyor.

Saygı demişken... Sadece Walter White’a odaklanarak, onu narkotik dünyasına sokan, Albequerque sokaklarının yaramaz çocuğu, keşi, çapulcusu Jesse Pinkman’ı göz ardı etmek olmaz. Her ne kadar, hayatı meth ve eğlence ikilisinden ibaret olsa da Jesse’nin, bir tutam ilgi yordamıyla içindeki pırlanta rahatlıkla ortaya çıkabiliyor. Walter ile aralarında geçen patron/işçi, öğretmen/öğrenci ilişkisinden çok öte. Baba/oğul gibi... Her şeyin birbirine girdiği bu tabağa eklenmesi gereken tek şey ise umut. Çünkü Jesse, insanın hayata 2-0 yenik başlasa dahi, mücadele ettiği takdirde maçı çevirebileceğinin en büyük kanıtı. 

Çok özlemiştik...


Dönelim Walter’a... Hayat gayesi ‘voliyi vurmak’ üzerine şekillenen bir toplumda, baron karakterlerin bu kadar el üstünde tutulmasına şaşırmamalı. Mr. White’ın hikâyesini diğerlerinden farklı kılan unsur ise belki de mevzubahsin sağlık olunca gerisinin teferruat, dolayısıyla para kazanmak için de her yolun mubah sayılması... Ne var ki, tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda dahi, ‘Breaking Bad’in ‘salt çaresizlik’ kavramı üzerinden şekillenen bir dizi olduğunu düşünmek acımasızlık olur. Bu bakış; alkışı hak eden bir kurguya, doğala özdeş bir senaryoya ve tabii ki Hollywood’un ödüllere boğduğu oyunculara sahip ‘Breaking Bad’i basit bir ‘tüketim malzemesi’ sınıfına sokar.

‘Breaking Bad’, toplum tornasından çıkmış bir adamın yine toplumun dayattığı sınırlara sırtını dönmesini anlatan hikâyesidir. İçimizde kalan o acabanın kendisidir...
Mr. White, hoş geldiniz.
Sizi çok özlemiştik.