Bir lokma serinlemek için...

Bir lokma serinlemek için...
Bir lokma serinlemek için...
Bugün en sıcak gün. Peki serin esen bir deniz kenarına inemeyen, buz gibi yaylaya çıkamayan ne yapar? Musluk kırar, hortum arar, ağaç gölgesi bakar... Şehir kaynarken, serinlemek için...
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ / Arşivi

Beyaz donu kıçına yapışmış çocuklar parktaki süs havuzunun içine girmiş, kovalarıyla kafalarından su döküyor. Anneanneler kenarda, bulmaca eklerinden yaptıkları yelpazelerden medet umarken, bir yandan da kalın gözlüklerinin ardından havuzdaki ıslak ve çığırtkan kalabalığı, DNA’sı kendisininkine en yakın olanını bulmak üzere kare kare tarıyor.
Dondurmalar hemen eriyor, vişne limonun üzerine bayılmış. Tavanında pervanelerin döndüğü pastanelerdeki masaların üzerinde gazoz şişeleri terliyor, sandviçin domatesleri boynunu bükmüş, salatalıklar mayışmış.
Kediler olur olmaz yere bayılmış, insanın kalk yerine yat diyesi geliyor. Köpekler ağaç gölgesi aranıyor, beraber bakınasınız tutuyor. Kuşlar saçaklarda, uyumuyorum gözlerimi dinlendiriyorum pozunda. Solucanlar… En iyisi onlar. Nemli toprakta döne döne rüya görüyor. Bakkal mendilini ıslatıp kel kafasına örtmüş; ekmek, deterjan ve çikolatadan oluşan rutubetli bir kokunun içinde şekerlemede... İnşaat işçileri atletleriyle gelip iki buçukluk kola alıyor.
Evdekiler leğene soğuk su doldurup ayaklarını sokmuş, vantilatör karşısında karpuz yiyor. Su ılıdıkça buz takviyesi yapılıyor. Akşamki yöntemse evi cereyana bırakmak... Camlar iki taraflı açılacak, tüller kabaracak. İnsanın içini hoplatan nefis bir esinti içinde, karpuz şişi karınlarla tatlı uykular uyunacak. Asfalttan yağlı buharlar tütüyor, şehir yanıyor, mahlukat bir lokma serinlik peşinde. 

Kim kırdı NY musluklarını?
‘Şehirde serinlemek’ deyince, New York’ta itfaiye musluklarını kırıp fışkıran suyun altında serinlemeyi bir geleneğe dönüştüren banliyö çocuklarına selam göndermek gerekiyor. Bizde, belediyenin yaptırdığı çirkin süs havuzlarına atlayan çocukların NY şubeleri, yüzlerce yıldır itfaiye musluğu patlatmakla meşgul.
Bugün belediyenin ‘yapmayın, milli servet akıyor’ tadında uyarılarla düzenleme altına almaya çalıştığı bu gelenek 1808 yazında, William ve Liberty caddelerinin kesiştiği yerde, NY sıcağı canına tak eden birinin sopayı kapmasıyla başlıyor. 20. yüzyıla kadar münferit vakalarla devam etse de esas coşkusunu 30’larda yakalıyor. Büyük Buhran’la ilgisi var mı bilinmez çünkü banliyöde yaşayanlar, hisse senetleri çökmeden önce de patatesle besleniyordu. 80’lerden sonra eski usul tombul musluklar kaldırılıp yerine daha dayanıklı mallar konuyor. Ama mahalleliye sökmüyor, patlatılan musluklardan foşur foşur serinlik akmaya devam ediyor. Yetkili makamlar, tazyikli suyun çocukları yaralayabileceğini anlatan broşürler dağıtıyor. Musluğu kırık sokaklarda halk, olası bir yangında itfaiye hizmeti alamayacakları tehdidiyle korkutuluyor. Ama insanlar yanmışız yanacağımız kadar deyip uyarılara kulak asmıyor, geleneği yaşatıyor. Fışkıran suyun altında kollarını açmış çocuklar, bugün de delice bir coşkuyla koşup bağırıyor.
Uyduruk reklam filmi gibi olmasın ama… Yunan adalarında yaşlılar tahta sandalyelere dizilmiş, soğuk kahve içiyor. Londra parklarında birileri, çim sulayan muslukların dibinde belediye görevlisinin düğmeye basmasını bekliyor. Urfa’da insanlar damda uyuyor. Hakkâri’de çocuklar göle atlıyor, Hatay’da baraja, Munzur’a çaya… Şimdilerde çoğunun suları akmasa da İstanbul sokaklarının çeşmeleri de bir zamanlar serinlemek isteyenlerin imdadına koşuyordu. Şehir, artık yüz yıl evvel olduğundan daha sıcak ama zonklayan alnımızı yatıştıracak bir avuç su yok.
İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği’nden Prof. Dr. Orhan Şen demiş ki, şehrin kuzeyine yapılan gökdelenler rüzgârı kesti, İstanbul bu yüzden bu yaz daha sıcak. Bıraktığı yerden devam edeyim: Şehre park lazım, bahçe lazım, çeşme lazım, bostan lazım. 1808 yazında William ve Liberty caddelerinin kesiştiği yerden geçen o insanı anlamak lazım. Şehirde serinleme meselesi, klimaların yapay serinliğine bırakılamayacak kadar ciddi.
Şimdi şöyle yeni sulanmış serin bir bostana girsek. İri göbekli marulların yağlı yapraklarını sulamaktan yorulmuş bir hortumdan kana kana su içsek. Enseyi ıslatsak. Yüzü yıkasak. Yananı görse Allah.