Bir ömür harcadım ama kazandım

Bir ömür harcadım ama kazandım
Bir ömür harcadım ama kazandım

Barış Özlemi 1982 (Banu-Selim Benyes Koleksiyonu)

Hayatı boyunca sadece resim yaparak geçinen, hatta kendi koleksiyoncularını oluşturan Nuri İyem, ölümünün beşinci yılında büyük bir sergiyle İş Sanat Kibele'de. Sergi, Cem Yılmaz'ın da aralarında olduğu 100 koleksiyondan 100 tabloyu bir araya getiriyor
Haber: MÜGE AKGÜN - muge.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

2600 yapıtı 1000’i aşkın koleksiyonda yer alan Nuri İyem, toplumsal gerçekçi resmin en büyük ustalarından biri. İnsan figürleriyle, özellikle de genç yaşta kaybettiği Aliye Abla’sının gözlerinden esinlenerek yaptığı portrelerle resim tarihine geçmiş, unutulmaz bir isim.
Ümit İyem ve Evin İyem’in konseptini belirlediği sergi yarın İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’nde başlıyor. Sanatçı-koleksiyoner ilişkisini de ele alan sergiyi, sanatçının oğlu Ümit İyem’le konuştuk. 

Sergiyi yaparken zorlandınız mı?
Evin Sanat Galerisi’nin 2001’de yaptığı Nuri İyem arşiv belgeleme çalışmaları esnasında tüm Türkiye’ye dağılmış İyem resimlerine ulaşıldı, kayıt altına alınıp sertifikalanmıştı. O nedenle zor olduğunu söyleyemem. Biz kayıtlı resimlerin seçimlerini belirli bir düzene göre yapıp İş Bankası’na ilettik. 

Resmini vermeyen koleksiyoncu oldu mu?
Bazı resimler sergi için istendiğinde Nuri İyem ile yakın dostlukları olan ailelerin çok zorlandığını, senelerdir bu resimlerle beraber yaşadıklarını söyleyerek evlerinin duvarlarından bir süreliğine de olsa taşınmasına bir türlü razı olamadıklarını söylediler. Aralarında kuvvetli bir bağ oluştuğunu gördük ve onlara hak verdik. Bu resimlere bu kadar sahip çıkmaları ve ailenin bir parçası gibi kabul etmeleri bizi çok sevindirdi. İyem ailesi olarak resmini sergilenmek üzere ödünç verenlere de vermeyenlere de teşekkürü borç biliriz. 

Nuri İyem resimlerinin piyasasını müzayedeler mi belirliyor?
Nuri İyem resim piyasasında kendi resminin fiyatını ilk belirleyen, izleyicisini ve koleksiyonerini yaratan ressamlardandır. Bu demektir ki, sanat ortamında dışarıdan müdahale edilmesi zor bir sanatçıdır. 

Müzayede kuruluşlarına güvenmiyor musunuz?
Müzayede kuruluşları elbette ki önemlidir. Dürüst ve etik davrandıkları sürece inandırıcılıklarını korurlar. Ancak kendi işlevlerinin dışına çıkıp, galerileri bir tarafa itip, sanatçıları ve tüm zahmetlere karşı açılan onca sergiyi hiçe sayıp, sanat piyasasını birkaç yatırımcı ile idare eder ve yönlendiririz derlerse ki bu günlerde üzülerek söyleyeyim, aynen böyle yapıyorlar, uzun vadede bu onları çıkmaza sürükler. Müzayedelerdeki orantısız artışlar, satıldığı söylenen resimler hep bu davranışlarla oluştu. Basının da bu sorumsuzlukta payı var. Resim piyasası dedikleri aslında sanal bir ortam. Gerçek olan hala kendi resmini yaparak geçimi sağlayan ressamlar ve onların resimlerini yaşam bütçelerinden para ayırarak satın alanlardır.
‘100 Koleksiyondan 100 Nuri İyem’ sergisi 19 Şubat’a kadar sürecek.

Akademi karşıtı ilk hareketin öncüsü oldu

Nuri İyem Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken Türk resim sanatı tarihinde “Yeniler“ hareketi olarak anılan sanatsal oluşumun içinde yer aldı. Selim Turan, Mümtaz Yener, Avni Arbaş, Ferruh Başağa, Nejat Melih Devrim, Agop Arad gibi isimlerle birlikte Aralık 1940’ta Akademi’de “Yeniler Grubu”nun oluşumunu sağlayan bir öğrenci sergisi gerçekleştirdi.
Toplumsal, konulara ilgisiz kalan D Grubu’na muhalif bir hareket olarak ortaya çıkan, toplumsal gerçekleri öne çıkaran; işçilerin, yoksul insanların, toplumun aksayan, hastalıklı yanlarını yansıtmayı hedefleyen Yeniler Grubu 1941’den 1952’ye kadar toplam on dört sergi açtı.
Nuri İyem, Yeniler’den sonra yine Akademi’ye karşı bir tavır alan ve Türk resminde “Tavanarası Ressamları” olarak adlandırılan bir hareketin öncülüğünü yaptı.
İyem 1947’de Ferruh Başağa, Fethi Karakaş ve Pindaros Platonidis’le Asmalımescid Sokağı’nda yer alan Önay Apartmanı’nın çatı katını tutmuş; daha sonra diğer arkadaşları ayrılınca bu mekân kendisine kalmıştı. Çatı katında yer almasından dolayı burada Nuri İyem öncülüğünde çalışan ressamlar Türk resim sanatı tarihinde “Tavanarası Ressamları” olarak adlandırıldı. Nuri İyem’den resim dersleri alarak kendilerini geliştirmeye çalışan bu grubun üyeleri içinde geleceğin ünlü ressamı Ömer Uluç ve ünlü sinema ustası Atıf Yılmaz (Batıbeki) da yer alıyordu.
1954’te Maya’da “Kurtarıcı Sergi”, 1956’da Venedik Bienali, 1957’de Sao Paulo Bianeli’ne katıldı. İyem takip eden yıllarda ikon-portre olarak da tanımlanan ve adıyla özdeşleşen ünlü “yüz” resimlerini yapmaya başladı. Ardından Anadolu güzelleri, yöresel manzaralar, göçler ve gecekonduların yer aldığı toplumsal, sosyal içerikli ana konular çerçevesinde yapıtlarını ürettiği dönem geldi.
Sanatçı yaşamı boyunca “Cumhuriyetin 50. Yılı Resim Ödülü“, “Sedat Simavi Görsel Sanatlar Ödülü”, “7.Tüyap İstanbul Sanat Fuarı Onur Ödülü” gibi ödüllerin sahibi oldu.
2001’de Evin Sanat Galerisi, resimlerinin yer aldığı koleksiyonları tespit ettikten sonra 1504 resimden oluşan “Dünden Yarına Nuri İyem” Retrospektif Sergisi açtı.18 Haziran 2005’te aramızdan ayrılan usta sanatçı Nuri İyem’in eserlerine Evin Sanat Galerisi’nde sertifika verilmeye devam ediliyor. Ayrıca, her yıl “Nuri İyem Resim Ödülü” adı altında bir resim yarışması düzenleniyor.

O uzun boyunlu kadın yok mu?

Portre 1958’
(Ömer İyem Koleksiyonu)

100 Koleksiyondan 100 Nuri İyem Sergisi’nin katalog yazısını yazan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Ahmet Kamil Gören, Nuri İyem’le ilgili çok kapsamlı bir araştırma ve basın taraması yapmış. 4 Aralık 1954 tarihli ‘Hafta’da “Fitne Fücür” müstear adıyla yazan Adalet Cimcoz’un Maya’daki sergiyle ilgili izlenimleri:
“Maya’da Nuri İyem’in sergisi açıldı. Her sene Nuri İyem’in sergisi İstanbul’un güzel kadınlarını bizim geçkin tazenin galerisine çeker. Neden diyeceksin, modern resmi mi sever bayanlarımız? Sevenleri de var elbet. Ama kazın ayağı öyle değil. Nuri kurnaz çocuktur, tutar bir sürü portre yapar. Kimi Meri’nin uzun boyunlarını taşır, kimi Nini’nin yeşil alâmet gözlerine sahiptir bu portreler. Şimdi bir telaştır alıyor İstanbul kadınlarını. Kulaktan kulağa bir söz dolaşıyor: Güler’in portresi de varmış sergide. Hangi Güler’in diyeceksin, yok müsaade et de söylemeyeyim. Malûm ya İstanbul’da Güler isimli bayan çok, çok ama bu portre (bilmem portre demek de doğru olur mu? Hani yarı beline kadar ayân beyân bir tablo) hemen herkesin tanıdığı güzel Güler’in tâ kendisi. Oysaki Nuri İyem kafasından yaratır tablolarını, model filân duran yoktur ona. İstemez, kullanmaz model. Gelgelelim öyle bir düşürür ki resimlerini, muhakkak bir tanıdığa rastlarsın onun tablolarında. İyi ressamdır da, renkleri oturtmasını bilir. Hele o uzun boyunlu, ufak kadının portreleri yok mu? Çıldırtıyor bazı erkeklerimizi.”