Bir öteki olarak Dracula

Bir öteki olarak Dracula
Bir öteki olarak Dracula
Hem 'öteki' meselesine dair birleştirici bir resim çıkartan hem de eğlencesiyle kapıp götüren bir animasyon 'Otel Transilvanya'.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Bram Stoker’ın ‘Dracula’sının 1897’de yayımlanmasından bu yana, romanın popüler kültürün, özellikle de sinemanın ilgi alanları arasında başa güreştiği tartışılmaz. Çoğu zaman eğilip bükülerek, başka formlara oturtularak yansıtılan bu metin, vampir fenomeninin bugünlerin ‘ergen çılgınlığı’ ‘Twilight / Alacakaranlık’a kadar uzanan hakimiyetinin de müsebbibi aynı zamanda.
‘Hotel Transylvania / Otel Transilvanya’, beyazperdedeki ‘Dracula’ uyarlamalarına başka bir açı katan, animasyon sinemasının avantajlarını da iyi kullanarak hedefine ulaşan bir çalışma. Adam Sandler’ın hem yapımcı hem de seslendirme sanatçısı olarak damgasını vurduğu film , ‘insanlardan korkan’ bir Dracula profili çiziyor bizlere. ‘Vampirlerin efendisi’ korkuyu öylesi bir boyuta taşımış ki, yalnızca ‘yaratıklar’ın girebileceği, huzur içinde tatil yapabileceği bir otel inşa ettiriyor. Bu hamlesi, bir yandan da küçük kızı Mavis’i insanlardan korumak için tutunduğu bir şey. Ancak, kızının 118. doğum günü partisine sızan insan evladı Jonathan, onun bütün planlarını altüst ediyor...
Bu resim, Dracula’nın ‘kan emici’ özelliklerinden ziyade, insanların vahşetinden kaçan bir ‘öteki’ portresini öne çıkarıyor. Karakterin önyargıları, onu verdiği kararlar konusunda bir idefikse yöneltiyor, değişmez gibi görünen bir bakışı üzerine yapıştırıyor. ‘Davetsiz misafir’ Jonathan’ın bütün yaratıklar tarafından sevilen ‘cool’ bir karakter oluşuysa Dracula’nın bakışında belirgin bir evrilmeye yol açıyor. İnsanlar konusundaki önyargıları yavaş yavaş kırılmaya başlıyor. Bu noktada, hikâyenin ayrıştırıcı olmaktan çok birleştirici özellikler taşıdığını söyleyebiliriz, temelde çocuklara yönelik bir filmden beklenildiği gibi.
Orijinal seslendirmesini duyamadığımız, Türkçe dublajdaysa zaman zaman ‘şive’ duvarlarına çarptığımız ‘Otel Transilvanya’, bu çarpıklığa rağmen eğlence boyutuyla bizi kapıp kavrayan bir animasyon. Dracula ve diğer yaratıklara yaklaşımı da bu boyutu destekleyen özellikler gösteriyor. Filmin ‘Alacakaranlık’ serisine yaptığı ‘giydirme’ de içimizin yağlarını eritmedi değil tabii...