Bir pop yorumcusu olarak Kubat

Bir pop yorumcusu olarak Kubat
Bir pop yorumcusu olarak Kubat
Adı halk müziğiyle özdeşleşmiş Kubat'tan aşk şarkıları duyacaksınız, şaşırmayın! Son albümü 'İyi Olacaksın'da pop yorumcusu olarak karşımızda.
Haber: ERAY AYTİMUR - erayaytimur@yahoo.com / Arşivi

‘Belçika’dan gelen uzun saçlı genç türkücü’ halen uzun saçlı ve genç. Yani o kadar değil de işte, 30’ların ortasında, genç sayılabilir... Bu aralar mümkün olmayan ise kendisine türkücü demek. Çünkü sıfır kilometre albümü ‘İyi Olacaksın’ itibariyle pop yorumcusuna dönüşmüş. Kubat yeni albümünde tanıdık tanımadık aşk şarkılarını yorumluyor.
Albümde ‘Yıldızlar Şehri’, ‘İyi Olacaksın’ ve ‘Aşkla Kaçakken’ adlı şarkıların söz ve müziğini yapan Febyo Taşel; orijinal müziği Thomas M. Lauderdale ve Pepe Raphael’e ait olan ‘Aşkınla Sen’e de söz yazmış ve tüm şarkıların düzenlemesini yapmış. Bir Fikret Kızılok şarkısı olan ‘Farketmeden’, sözleri büyük üstat Âşık Veysel’e bestesi Hümeyra’ya ait olan ‘Derdimi Dökersem’, Faramarz Aslani’nin şarkısına Fikret Şeneş’in yeniden söz yazdığı ‘Dile Kolay’ ve Bülent Yetiş’in ‘Sararmış Fotoğraf’ adlı şarkılarının yanı sıra Sunay Akın’ın ‘Alacak’ adlı şiirini besteleyen Zülfü Livaneli de albümün künyesine çeşit çeşit renkler katmış.
Sözün özü: Kubat’ın sahnede ‘Halkalı Şeker’ söylerken ağlattığı tanıdıklarım ‘İyi Olacaksın’daki parçaları dinlerken acaba ne yapar, şahsen hiç bilemiyorum ama bendeniz abartısız yorumlu ve temiz aranjmanlı bir albüm dinlediğim için ziyadesiyle mesudum. 

‘14 Kubat’ dedik dedik sonunda yaptın aşk şarkıları albümünü. 

Evet ya öyle oldu. O ‘14 Kubat’ esprisi ilk Hıncal (Uluç) ağabeyden çıktı. Çok çok yıllar önce bir yazısına şunun gibi bir başlık atmıştı: “ Bugün 14 Şubat, hoş geldin Kubat.” Ondan sonra eşin dostun hoşuna gidince 14 tane Kubat kafasının olduğu resim falan öyle geldik bugüne. Şaka bir yana, dinleyici seni bir şekilde bir yere kategorize edip koyuyor. Bunu minnetle karşılıyorum ama ben ne yapayım? Zaman zaman böyle şeyler yapıyordum ama kontenjanı az tutuyordum albümde. Türk Halk Müziği için arşiv çalışmaları yaptım, senfoni ile türküleri de seslendirdim. Ama bu da Kubat’ın bir başka yüzü. Burada aşk tek dil. Kendimi çok daha iyi gösterdiğime inanıyorum. Bir yorumcunun en naif hali bu. Bundan daha sadeleşemezsin, yorumda daha lekesiz olamazsın. Bu da bir stildir. Mesela bir funk albümü yaparsam da acayip bağırabilirim. Pop dinleyen, rock dinleyen, caz dinleyen ama Türk Halk Müziği ile çok ilgisi olmayan bir dinleyici kitlem var benim. Aslında onlara da bir armağan. Madem farklı bir yapacaktım, o zaman romantik şarkıları çok sevdiğim için, böyle olsun dedim. Teknik olarak çok basit ama çok da zordur bu şarkıları yapmak. 

Neden? 

Örneğin bir Karadeniz veya Ege söylüyorsun. Veya İç Anadolu, fark etmez. Allah vergisi hançeren olmalı, okulda tekniği öğrensen bile yetmeyebilir. Ben bunları söylerken kendime has ses rengimle başka müzikleri de içine katıyorum. İnanılmaz doneler var, kendini tutamıyorsun ve diyorsun ki “Dur şöyle bir şey yapayım.” Böyle yapınca belki bazı arkadaşlar “Kubat yok, hani nerede?” diyebilir. Ama şöyle bir nağme yapayım dediğim bir şey yok burada. Mümkün olduğu kadar naif olmam lazım. Sen sevgilinle orada akşam yemeği yerken ben yorumumla seni asla rahatsız etmemeliyim. Öyle bir okumalıyım ki kendimi bile rahatsız etmemeliyim. Orada bir yorum yapıp gecenin içine edebilirim. Böyle olunca benim için çok ters köşeydi. Çünkü yorum değil duygu şovuna yönelik, acayip bir baskı oluşturuyor. 10 tane şarkıdan birinde farklı yorum yapsam bütünlüğü bozabilir. İşte albümün karakterini tasarlarken de tek bir şeye seslenelim istedik ve tek dil olan aşk dedik. Bu proje 10 sene önce bana çok saçma gelebilirdi ama biraz da olgunlaşmayla alakalı. Delikanlılıkta full gaz basıyorsun.
Pink Martini adaptasyonu ile güçlü bir açılış olmuş ama naçizane favorim ‘Derdimi Dökersem’.
Benim de favorim o. Ben cazı çok seviyorum, çok rahatlatıyor. Emprovize severim ama bir süre sonra yorar beni. Vokal caz ise girişiyle, nakaratıyla beni çok rahatlatır. Âşık Veysel ve Hümeyra’nın bu parçadaki bütünlüğü cazla buluşma olmuş hakikaten. Yorumlarken zorlandım ama oldu. Bende yıllardır var olup da yapmadığım şeyi kullandım. Biraz zaman alsa da güzel oldu. Tek avantajımız ise albüme süre koymamaktı. Aşk deyince akan sular durduğu için ilk kez böyle bir lüksümüz oldu. 

Aşk deyince akan sular durmasa albüm çıkışını pekâlâ Sevgililer Günü’ne denk getirebilirdin. 

Ne yalan söyleyeyim, yetişseydi güzel olmaz mıydı? 14 Şubat’a yetişseydi pazarlama açısından güzel olurdu. Şirketler açısından. Ama ben albüme de yazdım, “Bu albüm sevgililerin birbirine hediyesi olsun.” Zamansız. Enerjisi güzel. Neden biliyor musun? İçinde Âşık Veysel ve Hümeyra var. Aysel Gürel var. Febyo’nun (Taşel) muhteşem bestelerini saymıyorum. Sunay Akın ve Zülfü Livaneli var. Fikret Kızılok var. Sevdiğimiz isimler kimse onların evveliyatına iyi bakmak lazım, inan ki bildiklerimizden bile çok güzel parçaları çıkıyor. Düşün ki Fikret Kızılok’un hayranıyım. Şarkılarını bildiğimi sanırdım ama burada okuduğum parçayı bilmiyordum, onu da bana Funda (Arar) söyledi. 

Romansı sence en iyi yansıtan enstrüman olduğu için mi, parçaların pek çoğu viyolonsel için yazıldı? 

Bunun teknik ve bilimsel açıklaması illa ki vardır. Eskilerde vardır ya, “Çok fazla keman dinlemeyin, verem olursunuz dertten” derler. Bence insanın direkt ciğerinde hissettiği frekans yaylılarda vardır. Perdesiz oldukları için o kadar güzel de titretebiliyorlar ki, dolayısıyla albümde en çok viyolonsel var. Çağ Erçağ sayılı yeteneklerden biri. Borusan Dörtlüsü ile dünyaya koşturuyorlar. Erdem Sökmen, Eylem Pelit, Volkan Öktem çok değerli müzisyenler. Stüdyoya girdiğinde kiminle çalışacağını iyi bilmek gerekiyor. Bunlar o isimler. Çünkü bu albüm her şeyden önce temiz olmalıydı. Stüdyoda en zor kısmını yaptık bu albümün... Şu fani dünyadan göçtüğümde “Ya ne güzel işler yaptı” denecekse tamamdır benim için. Kaliteli iş her zaman gösterir kendini. Bak, nereleri düşünüyorum?