Bir saatlik huzur

Bir saatlik huzur
Bir saatlik huzur
Florizan Zeller'in yazdığı Ladislas Chollat tarafından sahneye konulan 'Bir Saatlik Huzur', Paris'te kapalı gişe oynamaya devam ediyor. Fabrice Luchini'nin performansı ise mükemmel.
Haber: Tilda Tezman / Arşivi

Çağdaş Fransız oyun yazarlarının en yeteneklilerinden biri olan 34 yaşındaki ‘Sarışın Melek’ lakaplı Florizan Zeller, bir an olsun boş durmuyor. Şu anda Paris tiyatrolarında son iki oyunu afişlerde: Biri Robert Hirsch’in bir Alzheimer hastasını oynadığı ‘Baba’ (Le Pére) piyesi; diğeri ise Fabrice Luchini’nin başrolde olduğu ‘Bir Saatlik Huzur’ (Une Heure De Tranquillité).
Türleri tamamen farklı bu her iki oyun da sezonun en iyileri, hatta diyebilirim ki son yıllarda en çok etkilendiğim oyunlar arasında. Her ikisini de Ladislas Chollat başarıyla sahneye koydu. ‘Bir Saatlik Huzur’ martın ilk haftası başladı. Paris’in en eski tiyatrolarından biri olan Antoine Tiyatrosu’nda, pazartesi hariç, her gece mayısa kadar kapalı gişe oynuyor. Yalnızca altmış gösteri yapılacağı açıklandı… Bakalım !
Michel (Fabrice Luchini) bir caz manyağı. O sabah , bitpazarında dolaşırken, otuz yıldır hayalini kurduğu ve bir türlü bulamadığı plağı, bir tezgâhta görür. Bu plak klarnetçi Niel Youart’ın ‘Me, Myself and I’ isimli solo albümüdür. Koleksiyonuna katabileceği en nadide parça olan bu plağı hemen satın alır. Büyük bir heyecanla eve gelir ve salonuna yerleşir; itinayla plağı kılıfından çıkarıp özel bir bezle silmeye başlar. Tam plağı pikaba yerleştirirken karısı içeri girer: Yüzünden düşen bin parçadır. Depresyonda olduğunu, oğulları Sébastien’in psikolojik problemleri olduğunu, hal ve gidişinden memnun olmadığını, 29 yaşında olmasına rağmen hâlâ bir işe sap olamadığı için çok endişelendiğini ve oğullarına eve gelmesini, onunla konuşmaları gerektiğini söyler. Michel’in ise aklında tek bir konu var, o da plağını bir saat boyunca huzur içinde dinleyebilmek. Karısını üstünkörü sakinleştirip odasına yollar ve tekrar plağını yerleştirir; o sırada Fransızca konuşamayan, irikıyım bir tamirci salona panik içinde girer; karısının oğullarının odasının tadilatı için tuttuğu bu usta, kanalizasyon borusunun delindiğini ve odayı suların bastığını çaresizlik içinde çırpınarak izah etmeye çalışır. Michel, umursamaz, tamirciye odaya geri dönüp kapıyı kapatmasını emreder.
O anda kapı çalar, Sébastien gelir. Başarısız rate bir delikanlı, kendisine ‘Fucking Rat’ diye hitap edilmesinde ısrarcı, verdiği konserde sahne üstünde fare yiyen, deri ceketler, zincirler, dövmeler içinde marjinal bir manyak. Michel onu da alttan alarak başından savar. Kararlıdır; huzur içinde bu solo albümü dinleyecektir. Plağını tam yerleştirirken kapı çalar… Bu sefer de metresi Elisa ( En yakın arkadaşı Pierre’in karısı) içeri girer: Vicdan azabına dayanamadığını ve karısına ilişkilerini itiraf edeceğini açıklar. Michel ona mani olmaya çalışırken karısı salona girer ve Michel’e otuz yıldır gizlediği sırrını açıklamak istediğini söyler: Sébastien onun oğlu değildir! Otuz yıl önce Michel’in en yakın arkadaşı Pierre ile olan ilişkisinden dünyaya gelmiştir. O sırada, aşağıdaki komşuları Polonyalı Pavel telaşla içeri girer ve odasının sular içinde kaldığını, tavanın çöktüğünü söyler. Tamirci Léo, koşuşturarak kan revan içinde kanalizasyon deliğini kapatamadığını izah etmek için girer ve Lehçe konuşamayan, sadece işsiz ve parasız, tesisat işinden anlamayan bir Romen olduğu ortaya çıkar. Biraz sonra Pierre girer; Michel’e ve oğluna gerçek babanın kendisi olduğunu itiraf eder. Herkes işbirliği etmişçesine Michel’e o bir saatlik huzurun hazzını yaşatmamak üzere anlaşmış gibidir! Bu akıl almaz olaylar peş peşe cereyan ederken, Michel her türlü yalana, dolana, üçkâğıda başvurur çünkü onun amacı plağını huzur içinde dinlemek. Birdenbire ıslanan duvarlar çöker, gökyüzü görünür; Michel herkesi kapı dışarı eder; plağını büyük bir keyifle pikaba yerleştirir; ilk birkaç klarnet nağmesinden sonra plağın çizik ve bozuk olduğu ortaya çıkar…
Luchini’nin, on iki yıl önce, muazzam bir sükseyle oynadığı Louis –Jouvet’nin piyesi ‘Knock’tan sonra ‘Bir Saatlik Huzur’ piyesinin afişinde Luchini ve Zeller isimlerinin olması, oyunun kapalı gişe oynaması için neredeyse yeterli oldu diyebilirim. Oyun, sanki Luchini için ısmarlama yazılmış. Bu, bir saatlik huzurdan başka bir şey istemeyen büyük egoist karakteri ona tıpatıp uyuyor. Sanatını en ince ayrıntılarına kadar kullanıyor, zirve yapan usta oyunculuğu, beden dilinin mükemmelliği ve Fransız diline olan hâkimiyeti, seyirciyi kendisine hayran bırakıyor. Farklı stiliyle, büyüleyici enerjisiyle tam bir şovmen, tam bir virtüöz… Bundan aldığı haz ise yadsınamaz; ayakta dakikalarca alkışlanırken ne de keyifli… İster istemez insan kendine soruyor: Luchini o sahnede olmasaydı, bu oyun böyle bir çıkış yapar mıydı diye!
Ladisla Chollat’nın cast seçimindeki başarısına da değinmem lazım. Zirve yapan bir rol dağılımı. Karakterleri yorumlayan oyuncuların fiziki görüntüleri, oyunculuk yetenekleri dört dörtlük. Hepsi başarılı, Keşke Luchini’nin karşısındaki bu oyuncular biraz daha rahat olabilselerdi. Çok gayretliler ama o devin karşısında biraz siniyorlar sanki…
Zincirlerini koparmış, deli bir süratle akan bu oyun aslında bir vodvil. Karikatürize edilmiş durumlarla hafif bir oyun. Ama ilk andan son ana kadar seyirci katıla katıla gülüyor. Zeller’in bu oyundaki hedefi ise zaten güldürmek ve eğlendirmek. İlk olarak felsefi derinliği olmayan, neredeyse düşündürmeyen bir oyun yazmış. Ama diyaloglar doğal ve akıcı. Fabrice Luchini, Zeller’in piyesini omzuna sırtlanmış taşıyor. Zeller bize mükemmel, çağdaş bir Feydeau sunuyor. İyi yazılmış, iyi oynanmış, hafif matrak ince bir oyun.
İpe sapa gelmez maskaralığa dönüşen bu farsta çok eğlendim.