Bir şey eksik, o da eksiklik!

Bir şey eksik, o da eksiklik!
Bir şey eksik, o da eksiklik!

KOLAJ: MERT GÜRELİ

Gazetede tutturduğu 'avam fatal' dile uyup küçük kız halini üstünden attıkça özgüveni de patlama yaptı. Hayatımıza gireli topu topu altı yıl olmasına rağmen etrafında biriken hikâyeler, ilerisi için de umut vaat ediyor. Peki Ayşe Özyılmazel, tatlı bir genç kızdan hepimize nanik yaptığı albüm fotoğrafına nasıl sıçradı?
Haber: Ç. BEGÜM SOYDEMİR - begum.soydemir@radikal.com.tr / Arşivi

“Hayatı listedeki şeylerin karşısına çentik atarak yaşıyor” dedi bir arkadaşım bir diğeri hakkında, “Biri bitince diğerine geçiyor, bir telaş, bir koşturmaca...” Bize bulunduğumuz noktadan bakınca biraz ürkütücü geldi ama moda bu artık galiba. Çentikli hayat. Çoğu bunu fark etmeden yapıyor, kendiliğinden gelişiyormuş gibi, onun bunda payı azmış, kader çizgisi buymuş gibi. Oysa o ittiriyor, ona bunu yaptıran kendisi.
Ayşe Özyılmazel iyi bir örnek buna. Altı yıl öncesine kadar stabil ünlü babasının tatlı küçük kızıyken, üç günlük tek albümünün sıradan çıkış şarkısıyla memleketin var olan topu topu iki devinin karşısına dikilecek kadar cüretkâr olabilmesi bundan. Hakkını teslim edelim, kendisi ‘Savulsunlar ben geliyorum!’ demiyorsa da, nasıl oluyorsa bunu diyenlere usulca teşekkürü, bu bir tür ‘mauvaise foi’ bundan.
Peki Ayşe Özyılmazel, o albüm kapağındaki pozu gibi herkese nanik yaptığı bu noktaya nasıl geldi? 24 Ekim 1979 doğumlu. Babası Neco (Tahir Nejat Özyılmazel) Türkiye’nin 60’larda hayli popüler olan orkestra müziği geleneğinden geliyor. Ailede müzik hep var. Amca Mithat Özyılmazel’i TRT’den hatırlamak mümkün, klasik Türk müziği kanadından akademisyen olarak ilerliyor yıllardır, üniversitede hoca. 

Leopar valide
Anne Oya Germen çok önemli bir figür. Belgeyle sabit, kendini “Beni kaybedenler düşünsün. Ben sahip olduğum donanımla bir erkeğin yaşam kalitesini yükselten bir kadınım, özel bir kadınım” diye anlatacak kaç kadın tanıyorsunuz? ‘Kırık Kalplerin Oya Ablası’ olup akıl dağıtmışlığı da, geçen yaz leopar desenli mayokinisiyle kankası Semiramis’in teknesinde, kızının tabiriyle ‘taş gibi’ vücudunu sergilemişliği de var. Ayşe Özyılmazel’in, seyrini aşağıda izleyeceğiniz kat kat özgüven inşasının temelinin ne kadar kavi olduğunu buradan anlamak mümkün.
Aslında hayatımıza ana-kız baskın bir şekilde girişleri de neredeyse aynı tarihlere denk düşüyor. Nisan 2004’te basılan kitabın kapağında kendi resmi var Oya Germen Özyılmazel’in, cilt bakımından selülite uzanıyor, makyajdan giyime sırlar veriyor, hepimize dudaklarını büzerek bakıp ‘Ben Güzelim Ya Sen?’ diye soruyor. Ayşe Özyılmazel, annenin zuhurundan çok kısa süre önce, 24 Ocak 2004’te yazıyor ilk yazısını, ‘Hıncalım’ın köşesinde. Hıncal Uluç, köşesinin içinde yer verdiği ‘Sevgi’nin Günlüğü’nü “O çok ünlü bir babanın, bir zamanlar baba kadar ünlü bir annenin dünyalar şekeri kızı. Asıl adı Sevgi değil. Adının ve ailesinin şimdilik gizli kalması, yazılarının daha özgür olmasını sağlayacak” diyerek ve her cumartesi sözü vererek ateşliyor fitili.
Köşe içinde köşe hapsi uzun sürmüyor, Ayşe Özyılmazel’in Günaydın’da kimliğini açık ederek yazmaya başlaması Ağustos 2004. Peki ne yazıyor? İşte o, ‘yeri geldi mi şaşkın, yeri geldi mi bıçkınım, hata yapmak da ne komik şeydir, nedir bu çektiğimiz aşk acıları, seksi olmak istersem onu da olurum ha, geceleri geziyoruz, kız kıza da çok gülüyoruz’ toplamını içine alan ‘avam fatal’ yazılar... Tabii ki nefret edeni de, seveni de bol.

Enginar yiyen sevgili
Ama bize Ayşe Özyılmazel’i mevzu etmemize giden yolları açan ilk gelişme Ekim 2006’da patlıyor. Özyılmazel’in Yeni Aktüel dergisine kapak kızı da olarak verdiği söyleşide anlattıkları, Hasan Pulur için bulunmaz nimet! ‘Köşe yazarı nasıl olunur?’ yazısında ‘Küçük hanım’ dediği Özyılmazel’e ağır giriyor. Onun, Hıncal Uluç aracılığıyla iş görüşmesine gittiği Haşmet Babaoğlu ile sevgili oluş hikâyesi, Pulur’un bin yıl arasa bulamayacağı dolgunluk ve lezzette tabii.
Şöhret yeni, Özyılmazel henüz acemi, şimdiki yaşıtı sevgilisi için kurduğu türden “Gözlerinde iyi niyeti gördüm” tipi cümleler kuramıyor. Liseli kızların olgun erkek fantezisini kaşıyacak, yeni hayranlar sağlayacak şirinlikte, haşarılıkta dökülüyor, ‘O bana asılmadı, ben ona asıldım, hem de tam dört ay’ minvalinde. Çılgın ya... Hikâye güzel, kaç film, kitap çıktı şimdiye kadar, kaç tane daha da çıkar; arada var 24 yaş, kız bıcır bıcır, adam görmüş geçirmiş, yarı filozof, vakti o afacan sevgiliyi zaptetmeye çalışmakla geçiyor! Pulur da meşhur ‘yönetmenin yatağı’ klişesini güzelce teyelliyor bu söyleşinin üstüne.
Sonrası kıyamet... Google’a anahtar kelimeleri veren istemediği kadar çok şey bulur, geçelim. Mühim kısmı şu; bu olay, önemli dönüm noktalarından biri. İsyanını köşesinden okuyoruz: “Bütün bunlar ayıp, yazık, ziyan değil mi? Gençsek, kadınsak çalışmayalım; bir yerlere gelmeyelim yani, öyle mi?”
Ortalık durulacak gibi değil, sadece bir ay sonra kızı kendinden 24 yaş büyük biriyle beraberken, baba Neco’nun da kendisinden 25 yaş küçük İdil Erge’yle birlikte Bodrum’da yaşamak için evi terk ettiği haberleriyle çalkalanıyor ortalık. Ahmet Hakan, “Haşmet’in kayınpederi Neco evi terk etmiş” yazdığında, Haşmet Babaoğlu Nişantaşı’nda kafeleri gezip bulduğu Ahmet Hakan’la yumruklu mücadeleye girişirken bugünleri öngöremedi belli ki. Bugünler: Ayşe Özyılmazel ve Ahmet Hakan’la avanesinin Twitter’daki dostluk, arkadaşlık, yemek, davet, ahahahahaha mesajları...
Kasım 2007’de çifte viraj alınıyor. Ayşe Arman’a söyleşi verilerek ve bu söyleşide Haşmet Babaoğlu’yla ilişkinin bittiği ifşa edilerek: “Kızlar, babalarını arar derler ya, doğru. Ben akıllı bir adam arıyorum. Bilen adam arıyorum. Usul bilen, yol yordam bilen. Bir şey sorduğumda akıl verebilecek. Yemek yemeyi bilecek. Hamburger yiyen adamla işim olamaz, enginar yiyen bir adamla olur ama... Enginar yiyen adam isterim. Balık yiyen adam isterim. İçtiğini bilen adam isterim. Zevkleri olan bir adam... Hayran olmadığım bir adamla olamam. Az gelir bana. Yetmez. İstemem” diyor.
Okan Bayülgen’in enginar sevdiğini buradan anlıyoruz. Bir ay sonra çift ilk kez görüntüleniyor, iki ay sonra Bayülgen’in Oya Germen’e ‘anne’ dediğini, baba Neco’yla tanışmak için Bodrum’a gittiğini öğreniyoruz. Anne de mutlu, “Okan damadım olsun isterim” diyor. Okan Bayülgen, Özyılmazel ve temsil ettiği kesim için dev sayılabilecek bir başarı, stratejik bir zafer. Olaylar hızlı gelişiyor, kendine güven gittikçe artıyor. 

‘Hop, bir dakika duralım’
Mart 2008’de internet klasikleri arasına giren ilk yazı geliyor: Bayülgen’le ayrıldığını anladığımız ‘Günaydın gittim ben’ yazısı, “Hazır yeri gelmişken de merak edenlere söyleyeyim: Ben de bir karar aldım! Bu kararımı çok sevdim. Bu sabah aynaya baktığımda gördüğüm kadını daha çok sevdim. Yani gittim ben...” diye bitiyor. Özgüvene bir katı da akabinde verdiği söyleşide çıkıyor: “Hop, bir dakika duralım. Ben Okan’ın kadınlarından biri değilim, hiçbir zaman olmadım. Okan benim hayatıma girmiş bir erkek.”
‘Şarkı Söylemek Lazım’ yarışmasının jürisindeyken müzik eğitimi aldığını, orkestra solistliği yaptığını, profesyonel şarkıcı olma yolundayken vazgeçtiğini defalarca söyleyerek bugünlere sinyal çakıyor belli ki. 2008’in temmuz ayı, hem o tuhaf yarışmada hem de annesi ve Saba Tümer’le yaptıkları ‘Yok Daha Neler’ adlı programda arz-ı endam ettiği en bereketli dönem. Yaş 29 olmuş ama “Ben daha gencim, küçüğüm, yolun başındayım, ama biraz da olsa dört yıldır kendimi ispat ettiğimi düşünüyorum. Ben sadece Ayşe’yim. Abartmaya da, büyütmeye de gerek yok. Sonradan anladım ki, benimle ilgili konuşuluyorsa, ben kayda değer bir şey yapıyorum” diyerek popüler magazin figürü olduğunu ispat ediyor artık. “Plan yapmayacaksın, çünkü hayat seninle dalga geçer” diyerek de bilgeleştiğini...

İçime girdi de giremedi!
Geçen arada, magazinde yerini sağlamlaştırıyor Ayşe Özyılmazel. Yeni internet klasikleri de yazıyor; arkasından ağlamadığını söyleyen Okan Bayülgen’e hitaben ‘Ziyan erkek kimdir?’, “İçime giren adamlar gerçekten içime giremediler bir an bile” satırlarıyla unutulmaz olan ‘Bu yazı benden, bu yazı kalbimden’, Ayşe Arman’ın ‘Okan ondan ayrılıp, başkasıyla evlenip bir de çocuk yapınca Ayşe’ye çok koydu’ minvalli yazısına cevaben de ‘Bana çakmak isteyenlere dokuz maddelik rehber!’...
Şimdi yeni bombalar zamanı. Bir yıldır çalışılan ilk albüm ‘Ayşe Özyılmazel’ geçen ay çıktı, taze ilişki haberiyle beraber. Yeni nesil popçulardan olan sevgili Murat Dalkılıç, ‘Kasaba’ adlı şarkısıyla hayatımıza gireli çok olmadı. Önceki sevgili tercihlerinden farklı olarak hamburger yermiş gibi görünüyor ama hamburger de artık McDonald’s’dan öte bir şey zaten, gurme hamburger lokantaları her yanda... Bir aylık ilişkisi için Ayşe Özyılmazel gerçek bir popçu gibi, klişe üstü klişe konuşuyor: “1.5 yıldır yalnızdım, hayatıma kimseyi almıyordum. Murat’ın iyi niyeti, dürüstlüğü, arkadaşlığı, dostluğu beni kendine çekti. Gözlerinde onun iyi niyetini gördüm. Yaşadıklarımdan dolayı kimseye güvenmiyordum ama Murat’a çok güveniyorum. Doğru zamanı, doğru insanı bekledim ve sonunda geldi.”
Hayatında ilk kez yaşıtı bir erkekle birlikteymiş. Günahlar, ayıplar yaşlılara mahsusmuş, ondan öğreniyoruz: “Lunaparka gitmek istediğim zaman beni lunaparka götürüyor. İkimiz de genciz ve günahımız, ayıbımız yok. Ego yarışı yok! Bana ‘Sus! Sen anlamazsın küçük kadın’ bakışları atılmıyor. Eğleniyorsun, yaşın gibi olabiliyorsun, heyecanlarına-şımarıklıklarına-coşkularına filtre takman gerekmiyor. Bomba bir şey” diyor.
Ama asıl bomba sırada... Vitrine çıkmak için ‘Enerji’ adlı parçayı seçti Ayşe Özyılmazel. Beğenenler arasında şarkının ‘Bir şey eksik o da enerji / Yok ki aramızda sinerji / Tutmayınca tutmuyor işte / Seninki yaptı bana alerji’ nakaratlı sözlerine bakıp ‘Yeni Nil Karaibrahimgil’ diyenler oldu. Oysa aralarında mühim bir samimiyet farkı var sanki. ‘Çirkinim bir şeye benzemem / Balık etliyim süzülemem / Biraz da sıyrık diyorlar / Niye kapımda ağlıyorlar’ diye başlayan şarkıda bahsettiğimiz o hatalarıyla da barışık, tam da bu yüzden vazgeçilemeyen kadın modeli var, biraz Bridget Jones, biraz Carrie Bradshaw. Evet, hâlâ!
‘Pozitif düşün rahatlarsın / Gider yapma aptal mısın / Bir nefes al, ona kadar say / Dalay Lama sana anlatsın’ kısmıysa tam da o hayta dili de kullanan, Dalay Lama’yı da tanıyan serseri/bilge kadın. Tam Ayşe Özyılmazel...
Kendisini sevmeyenler arasında Ajdar’a benzediğini söyleyenler var internet sitelerinde. Haşa! Böyle bir şey elbette denemez! Ama bu denemez diye, Ayşe Özyılmazel’i Ajda’yla karşılaştırmak için de bir harften bin kat fazlası var arada sanki.

Süper lige transfer mi?
Annenin kitabına kapak arkası yazmışlığı da olan, Özyılmazel’le albüm hatırına ilk hasbıhali yapan kişi Ajda Pekkan. Belli ki ailevi yakınlık, dostluk söz konusu. Hepimizde olan ebeveyn arkadaşı, Ajda teyze. Ayşe Özyılmazel’i ta babasının yanında İstanbul Gelişim’de solistlik yaparken izleyip beğenmiş. El vermekte sakınca görmüyor, “Harika sözler yazıyorsun, besteler yapıyorsun, yeteneklisin, gençsin, güzelsin, dikkat çekiyorsun” diyerek övgüde de sınır tanımıyor. Ortada destekten de fazlası var. Ayşe Arman soruyor Ayşe Özyılmazel’e: “Tamam sesin güzel ama ilk CD’de de Ajda ile aynı ligde anılmak...  Sana haksızlık değil mi?”
Şahsi bir örnek vereyim ayıp olmazsa, ben tüm iyi niyetimle, tashih var sanarak, dönüp iki-üç kere daha okudum bu cümleyi. Kime haksızlık değil mi? Bu iki isim arasında hangi açıdan nasıl denklik kurulabiliyor, denklikten öte Ayşe nasıl Ajda’yı geçiyor, anlamak mümkün değil.
Bu noktada fon müziği Orhan Gencebay’dan geliyor: ‘Beterin beteri var / Haline şükret dostum’... Zira aynı günlerde Hıncal Uluç da yazmış, “Bir Sezen daha mı geliyor yoksa dedim içimden” diyor. Üstelik karşılaştırdığı Sezen albümü, ilk 45’liği ‘Haydi Şansım’ falan değil. Bir zirve albümden söz ediyor ‘Hıncalım’, Sezen Aksu’nun tüm kültürlere selam çaktığı, her dizesinden mesaj fışkıran, olgunluk dönemi şaheseri ‘Işık Doğudan Yükselir’de aynı ‘Enerji’yi bulduğunu söylüyor! Normal bir insan da bildiği birkaç üç harfli kelimeyle haykırmak istiyor! Ayşe Arman da soruyor: “Hıncal’ın seni Sezen’le kıyaslamasına ne diyorsun?” Cevap: “Jest oldu valla. Hıncalımın takdiri, bir işi sevdi mi tam sever, çok teşekkür ederim.”
Ne denir ki; takdir etmelerin, jest yapmaların böyle namütenahi bir hali olabiliyorsa bizim takdirimizden de sual olunmaz herhalde...