Bir ulusun göz alıcı değişimi

Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir ulusun, Amerikan rüyasını -uyanmak istemeyecek kadar enimseyeceği kimin aklına gelebilirdi ki?
Haber: MELİS DANİŞMEND / Arşivi

Geleneklerine sıkı sıkıya bağlı bir ulusun, Amerikan rüyasını -uyanmak istemeyecek kadar enimseyeceği kimin aklına gelebilirdi ki? Modadan müziğe, yemekten yaşam biçimine kadar her alanda bin yıllık gelenekleriyle tanınan Japonlar, bu özelliklerini yeni nesille birlikte tarihe gömüyorlar. Özellikle Japon gençlerinin yarattığı kılık kıyafet devrimi, atalarının kemiklerini sızlatacak kadar köklü bir değişim.
Kimonoyu, topuzu, sandaleti çoktan bir kenara bırakmış olan Japon gençliğinin ultra modern giysileri bir moda panayırından çıkmışcasına renkli, desenli ve tabii ki markalı. Ebat olarak her tür giysiyi taşıyabilecek olmaları da, Japonların her türlü yeniliğe açık olmasını sağlıyor.
Kayıtsız şartsız sahip olma arzusu, Japonlarda sıkça görülen bir özellik. Onlar için neyin ne kadar olduğundan ziyade, ne kadar dikkat çektiği önemli. Bunun için, dolarları gözden çıkaranların sayısı azımsanacak gibi değil. Şu anda ülke bir durgunluk içinde olsa da, gençlerin para harcayışından bu durumun çok da fark edilir olduğunu söyleyemiyorsunuz. Bu durgunluk ile gayrımenkul fiyatlarının fırlaması birçok genci aileleriyle yaşamaya mahkûm ediyor. Aileyle kira vermeden yaşamak da, alışveriş yapma iznini beraberinde getiriyor.
Japonlar herkesin üzerinde bulunmayan ama lüks ve özel olduğu belli giysileri taşımak istiyorlar. Marka oldukça önemli. Moda olan bir tişörte sahip olmak için ekmek kuyruğunda
bekler gibi, saatlerce bekleyenlere rastlanıyor.
Japonların gerçek 'fetişi' ise Louis Vuitton.
Bunu bilmeyen yoktur ve görmek için Japonya'ya gitmeye de gerek yok. Nişantaşı'nı havalı havalı arşınlayan Türk kadınlarının arasına karışan kısa boylu, çekik gözlü, her daim gülümseyen Japon kadınlarının, ağırlıklarının ve boylarının
iki katı büyüklüğünde ve miktarda Louis Vuitton torbalarıyla dolaştığını görmeyen kalmamıştır. Dünyanın neresinde olursanız olun, Louis Vuitton'un (Gucci ve Prada'yı da unutmamak lazım) en sadık müşterileri arasındadır Japonlar. Tokyo'nun Ginza bölgesindeki Louis Vuitton mağazasının, açılış gününde 4 bin müşteri tarafından ziyaret edildiğini söylersek bu sadakatin boyutlarını göstermiş oluruz. Paris'teki Louis Vuitton mağazasında ise Japonlara 1 adet satın alma sınırlaması getirildiğini belki duymuşsunuzdur. Neden, marka imajının zedelenmemesi!
Olmuyor, olmuyor!
Her şeye rağmen 'gördükleri her şeyin fotoğrafını çeken çekik gözlü insan grubu' imajından kurtulamayan Japonlar'ın bu cool olma takıntısı bir 'olmamış'lığı da içinde barındırıyor. Ne kadar cool olmaya çalışsalar, markaları baştan aşağı taşısalar,
saçlarını türlü renklere boyasalar da cool'dan çok, şirin birer çizgi film kahramanına benzedikleri bir gerçek.
Tabii yeri geldiğinde Japonlar'dan aşağı kalmayan Türk gençlerini de unutmamak lazım. Ekonomik şartlar itibarıyla Japonlar kadar refah içinde yaşamasak da, marka düşkünlüğü bizim de kapımızı ısrarla çalıyor ve biz de kapıyı ardına kadar açıyoruz. Gözü kapalı, bin doları bir tişörte yatıran Japonlar kadar cömert olmasak da Amerikan / Avrupa tarzını çoğunlukla, üzerinde kafa yormadan, kendimizden bir şey katmadan benimsediğimiz bir gerçek. Akmerkez, Nişantaşı ve Bağdat Caddesi gibi merkezlerde rastlanan çıtırlar, bu marka çılgınlığının en iyi örneklerini barındırıyor.
Tabii bizim Japonlar kadar cesur ve yaratıcı olmadığımız da ortada. Ne kadar çabalasak, şu meşhur "Elalem ne der?" paranoyasının daha modern bir versiyonu hâlâ gençler arasında hüküm sürüyor. Çoğunluk aslında farklı olup dikkat çekmek istemiyor. Sıradışı kıyafetlerin Kızılay dağıtmışcasına herkesin üzerinde olması giysileri yeterince sıradanlaştırıyor. Markaların ise aynı formda kullanılması insanı şaşırtıyor. Örneğin geçen seneden kalma şu meşhur Barbour, kıvrılmış kot ve Timberland üçlemesinin (arzuya göre halka küpeler ve dağınık saçları da ekleyebilirsiniz) neden hep bu şekilde kullanıldığı ve bunun moda mı yoksa gözü kapalı bir moda takipçiliği mi olduğu tartışılabilir...