Bir uzaylı olarak elektrik kontağı

Bir uzaylı olarak elektrik kontağı
Bir uzaylı olarak elektrik kontağı

Naile Sultan Yalısı

Elektrik kontağı olunca sanki ihmal söz konusu değilmiş gibi, her yangının altından o çıkıyor. Galatasaray Üniversitesi'ni de bu 100 yıllık canavara kaptırdık. Peki geriye kalanlar için ne yapılacak?
Haber: CEM ERCİYES / Arşivi

‘Sanki elektrik kontağı, uzaydan gelen bir şey. Gelip kültürel mirasımızı alıp götüren Marslı filan…’ diyen tarihçi Ahmet Kuyaş’a hak vermemek mümkün değil. Önceki gün de Galatasaray Üniversitesi’nin kullandığı tarihi yapıyı mahveden yangının arkasında yine elektrik kontağı şüphesi kendini gösterdi. Tıpkı daha iki ay önce arkasından bakakaldığımız Milli Eğitim Müdürlüğü binası, yani tarihi Rauf Paşa konağı gibi… Elektrik kontağı, engellenemez uhrevi, kozmik bir şey ya da kaderin bir oyunu sanki. Tıpkı elektriğin kendisi gibi elle tutulup gözle görülemeyen bir şey; ya da elektriğin düşman hali, hem de en canavar ve en yenilmez hali. Tabii aslında ‘İhmal’ adlı kamusal canavarın üstüne serilen bir örtülerin en popüleri. Özellikle tarihi kamusal yapılar söz konusu olduğunda, ortaya çıkan bir örtü.
Daha önce başka yangınlar hakkında dertleştiğimiz, hatta TRT Türk’te birlikte yaptığımız programın bir bölümünü bu konuya ayırdığımız Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi. Dün bu kez bizzat kendi okulu için üzülüyordu. İçi tamamen ahşap olan, özgün yapısını, süslemelerinin bir kısmını bugüne kadar koruyabilmiş, 140 yıllık bir binayı yani ‘kültürel mirasımızın’ bir kısmını daha kaybetmenin üzüntüsü içindeydi. 

Yangın kültürel miras gibi 

Yangın, yüzlerce yıldır İstanbul ’un büyük belası. Günümüzde eskinin o silip süpüren yangınlarını yaşamıyoruz. Ama sanki geçmişten gelen bütün yapılarla birlikte yangını da bir kültürel miras gibi koruyoruz. O büyük yangınlardan bize kalan tarihi yapıların önemli bir kısmını da kıymetini bilmeyen bir anlayışla hızla yok ediyoruz. Bugün eski İstanbul’dan Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalanlar ancak ‘müzelik’ olacak kadar az.
Orhan Pamuk’un İstanbul kitabında anlattığı 1950’lerin büyük köşk, konak, yalı yangınları günümüze kadar geldi. Hala tek tük de olsa kentin tarihi mahallerindeki eski, terk edilmiş ahşap yapıların bir gece yanıp gittiğini görürüz. Onlar bir daha asla ayağa kalkmamak, kalksa da eskinin kötü taklidi bile olamamış ucubelere dönüşerek hayatımızdan çekip giderler. Hadi onları terkedilmişlik, aç gözlülük filan yakıp yok ediyor diyelim. Peki kamunun elinde olan eskinin anıtsal yapıları için ne diyeceğiz? Bu yapıları korumanın, yangın ihtimalini ortadan kaldırmanın bir yolu yok mu? Özgün yapısını koruyan o kadar az bina kaldı ki, artık bu yapıları insan kaynaklı felaketlerden korumanın bir yolunu bulmak gerekiyor. Tıpkı depreme karşı uygulanan kampanya gibi, tarihi yapıları da gündeme almalı. Önceki gün İstanbul Valisi Avnu Mutlu, “Tarihi binaların korunması ile ilgili yangın risklerine karşı nasıl bir emniyet tedbiri almamız gerekiyor, bu binaları nasıl korumamız gerekiyor konusu bana göre ciddi bir gündem teşkil etmelidir” dedi. Yangından yangına içi cız edenlerin gündemine bu konu geliyor zaten, mühim olan kamu yöneticilerinin gündeminde yer alması.
Eski ahşap mimarinin bir düşmanı olan yangını bir ihtimal olmaktan çıkartmak da yetmez. Tarihi binaların korunması gereken rant iştahı, restorasyon katliamı, kentsel dönüşüm gibi daha pek çok düşmanı var. Mesela on yıl önce yanıp herkesi pek üzen Ortaköy’deki Naile Sultan Yalısı’nı hatırlıyor musunuz? Hani Gaziosman Paşa İlkokulu olan… Rant iştahı ihtimalini ortadan kaldırmak için bu güzel binanın eski haline getirilip tekrar okul yapılacağı söylenmişti. Sonra ne oldu, uzun süre metruk bekledi ve nihayet kentimizin en şık otellerinden biri olarak yeni bir hayata başlamak üzere. Bu yalıyla ilgili bir ayrıntıyı daha hatırlatayım. Yangından hemen sonra tabii ki ‘elektrik kontağı’ denmiş, ama daha sonraki itfaiye raporunda benzinle tutuşturulduğuna dair bulgulara yer verilmişti!
Şimdi ‘Galatasaray’ ismi, belki de bir zamanlar sahil sarayların bir parçası olan bu eski yapının güzel bir restorasyonla tekrar okul olmasını garanti edebilir. Ama ne yazık ki, ne kadar para harcasalar da bir daha asla ‘eski’, ‘tarihi’ özgün bir yapı olmayacak orası. Eskiymiş gibi yapan yeni bir Galatasaray Üniversitesi yapılacak. Belki sadece ‘gıcır gıcır’ sevenlere iyi gelebilir; ama ‘tarih’ sevenler hep eski binayı hüzünle anacak.

İstanbul’un yangınları
** 1540 Yangını: Eski Saray tamamen yandı.
**1660 Ayazma Kapısı yangını: Kapalıçarşı, 40 hamam, 360 mescit ve cami yandı.
**1756 Cibali Yangını: 70 Hamam, 580 değirmen ve fırın, 10 han, 200 cami ve mescid, 1000 dükkan yandı.
**1775 Yangını: 36 saatte Bab-ı ali, Vezir-i Azam sarayı ve defterdar kapısıyla Mehterhaneyi yaktı.
**1782 Haliç Yangını: Sultan Selim Camii ile Karagümrük ve Hazine-i Şerif arasındaki 7000 bina yandı.
**1870 Beyoğlu yangını: 3000 ev Naum Tiyatrosu ve elçilik binaları yandı.
**1911 Aksaray Yangını: 5500 bina yandı.
**1918 Cibali-Fatih yangını: 7500 bina yandı.