Biraz daha ışık artık: Kabala!

Biraz daha ışık artık: Kabala!
Biraz daha ışık artık: Kabala!
Bennu Gerede'nin kadın, aşk ve töre cinayetleri konulu 'Aşk Töre(n)leri' sergisi Mor Çatı'yla yollara düşmeye hazırlanıyor. Fotoğraflar yurdun dört yanını dolanmadan önce Bennu Gerede'yla aydınlanıyoruz!
Haber: BERRİN KARAKAŞ / Arşivi

“2005” tarihli geleneklerle ilgili ‘Teslimiyet’ sergisine dostu Hüseyin Çağlayan’ın; “Çok enteresan ama sanki bir ön çalışma gibi” eleştirisinden beri, eksik olanı tamamlamak peşinde Bennu Gerede. “Aşk Töre(n)leri de bunun bir parçası. “Töre cinayetleri gelenekle çok ilgili değil ama onun bir parçası” diyor. “Kabile” demeyi tercih ediyor bu “küçük gruba”. “O kabile buraya gelse, biz de oraya gitsek bir süre nasıl olur sizce?” soruma; “Düşünsene saniyesinde bütün ailedeki kadınlar öldürülür. Orda küçük yerde gözetim altındasınız. Burada tempting (baştan çıkarıcı) şeyler var, çok daha fazla seçenek…Biz oralara gidersek ne yaparız onu merak ediyorum. Bol bol dedikodu… Tam Desperate House Wifes (Umutsuz Ev Kadınları) gibi olur.” diyor. Geleneklere dair, olup bitene dair söyleyecek çok sözü var aslında da “Herhalde konuşsam beni linç ederler burada” diyor. Biraz ısrarla; “Tabii ki toplum baskısı var. Şu anda herkes biliyor ama bilmemezlikten geliyor.” diyor. “Biraz anlatın da bilelim” deyince, anlatıyor; “Gidişat belli. Bayağı bir güçlendi AKP ve inançları.Yakında her ne kadar İran’a dönmeyiz diyorlarsa da inanmıyorum. Yeni Zelanda’dan Avustralya’ya hazırlanıyorlar.” “İran olsak kalır mısınız buralarda?” sorusuna; “Nasıl kalayım, iki ayrı adamdan dört çocuk, sonra yeni kocam, çocuk yok… İlk aday benim herhalde” diyor. “Bu kadar karanlık mı hakikaten tablo?” deyince de; “Biz ufacık bir balonun içinde yaşıyoruz. Bir şey görmüyoruz ki. Kapkaranlık bir olay…” oluyor cevabı.

Komple yüz gezdirme
Töre cinayetlerinin sona ermesi 20 yılı bulur Bennu Gerede’ye göre. “Yüz gerdirmesi gerekiyor bu ülkenin komple ki, doğru dürüst medeni bir şekilde yaşansın” diyor. “Aşk Töre(n)leri’ne töre cinayetleri üzerine okuyarak hazırlanmış Gerede. “Yerinde incelemeler yapsanız daha iyi değil miydi?” deyince; “Birebir o kareyi çekmek isteseydim belgesel fotoğrafçısı olurdum. Bir şey de değişmezdi çünkü ya nehre atılıyor, ya kırsala, ya evin içinde öldürülüyorlar.” diyor. Bir süre önce bazı köşe yazarlarının “Töre cinayeti Kürtlerin meselesidir” “derin” tespitine katılıp katılmadığını soruyorum. Cevap; “Bu ülkede birileri birilerine çok kolay suç atıyor. Çok kolay damgalanıyor” oluyor. Gerede’ye göre zaten tüm dünya gittikçe hastalaşıyor. Sebep; yaşam güçleşti. Fakirlik, madde bağımlılıkları, her şeyin kolay ulaşılıyor olması…

Güç adamlarda
“O öldürülen kadınlar aşk yaşayabiliyor mu? Zaten istemedikleri adamlarla evlendiriyorlar. Ne hayat , ne okumak, ne ölmek, hiçbir seçimleri yok düşünebiliyor musunuz?” diye soruyor Bennu Gerede. “Kadınlar belki fiziksel olarak daha zayıf, doğuştan kaybetmişiz, güç adamlarda” diye ekliyor sonra. “Siz de kadın olmaktan ötürü zayıf hissediyor musunuz?” soruma; “Hiç kendimi kurban olarak görmüyorum. Niye?” sorusuyla cevap verip devam ediyor; “Ben kadınlığımı en güzel şekliyle yaşadım. Dört çocuğum var. Aşkı sonuna kadar yaşadım ve evliliğimi de yaptım. Şanslılardan biriyim. Amerika’da büyümüş olmam aileden gelenlerle ayrıcalığım var. Hiçten kadınlar da var. Madonna çöpten yemek yerken dünyanın en zengin kadınlarından oldu mesela. Karakter mesesi biraz da” diyor. “Madonna gibisi daha makbul müdür acaba?” deyince; “Hep imrenmişimdir. Hiç kimseye hesap vermek istemiyorum hayatta, imrendiğim bu. Aile olunca zaten hayatın sana ait değil ki. Sorumluluğun var. Biz ismen zenginiz çok güzel de mal mülk, deli gibi paralar gelsin yok. Tek başıma kendim çalışıp çocuklarımı geçindiriyorum.”

Kurtuluş Kabala’da
Bennu Gerede’nin son keşfi Kabala. “Hep pozitif olun ışığı alın. Ufak yükselmelerle yetinmeyin. Alkoldü madde bağımlılığıydı, en son ulaşılacak ışık o değil. Bunlar seni kandırıyor. Bir insan sana bağırıp çağırıyorsa alttan al.” diyen felsefeyle sükunet buluyor hayatında. “Töre cinayetlerini de çözer mi bu felsefe?” deyince başlıyor gülmeye. “Bir okutalım istiyorsanız orada paneller verelim” diyor. “Tasavvuf bu kadar baltalanmasaydı zamanında belki bu cinayetler de olmazdı” diyorum. “Biz ırk olarak baltalamayı, cıcığını çıkarmayı sevmiyor muyuz?” diye soruyor. “Duruma dair bir örnek verirseniz” deyince; “Mesela Özal döneminde. Bütün bu Amerikan şeysi geldiği zaman, ki blue jean bile yoktu o zaman, bir aşırı uçtan diğerine geçildi. Hazım edilecek zaman olmadı. Nişantaşı’na bakın sokaklar ne için yapılıyor? Daha fazla sarf edilmesi için. Tüm bunlar yanlış. Hepsi göz boyama.” diyor. “Bu hazım edilmeme meselesi Cumhuriyet’ten beridir böyle değil mi?” deyince de susuyor. “ Atatürk ’ün silah arkadaşı dedeniz yaşasaydı anlatırdı belki size” diyerek yine kadınlara uygulanan şiddete geri dönüp; “Hep o uzak köylerin derdi gibi ama burada da yaşanmıyor mu şiddet?” diyoruz. Katılıyor Gerede. Leyla Alaton örneğini veriyor. “Belki bir sonraki sergide bu kadınları anlatırsınız” deyince; “Ay istemiyorum. Artık çicek böcek çekmek istiyorum. Şimdi TOÇEV’in Sinop’ta fakir ailelere gıda yardımını çektim. O da bir sosyal sorumluluk projesi… O ruh halinin içine giriyorsun ve depresif oluyorsun. Biraz daha ışık: Kabala!” diyor.