Biraz fazla 'Yabancı'

Biraz fazla 'Yabancı'
Biraz fazla 'Yabancı'
Filiz Alpgezmen ilk uzun metrajı 'Yabancı'da sinemamız için yeni bir konuya el atsa da karikatür düzeyindeki yorumları ve sinemasının zayıflığıyla beklentiyi karşılayamıyor
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Filiz Alpgezmen’in ilk uzun metrajı ‘Yabancı’, Altın Koza’da gösterildiğinde festivalin en çok konuşulan filmlerinden olmuştu. Ne yazık ki, bu gündem olma halinin filmin sinemasal gücü ya da anlattığı hikâyenin dokunaklılığıyla alakalı olduğunu söylemek güç.
Alpgezmen, Türkiye ’de çok da işlenmemiş bir meseleyi ele alarak heyecan uyandırsa da anlatımda seçtiği üslup, kullandığı dil ve inançlı insanları resmetme biçimi oldukça rahatsız edici bulundu. Festivalden sonra yapılan söyleşilerde film ekibi amaçlarının bu olmadığını söylese de elimizdeki malzeme biraz ‘kaş yapayım’ derken ‘göz çıkartan’ cinsten.
‘80 darbesinin ardından Fransa ’ya gitmek zorunda kalan bir ailenin kızı olan Özgür, orada doğmuş ve büyümüştür. Babası ölünce vasiyeti üzerine onu Türkiye’ye getirip gömmek ister. İlk kez ‘baba ocağı’na dönen Özgür, bir sürü bürokratik engellerle karşılaşınca babasının ailesiyle iletişime geçmek zorunda kalır. Ancak aile yıllardır görüşmedikleri evlatlarının çocuğunu pek de hoş karşılamaz. Bu sırada tanıştığı Ferhat ile aralarında ise bir yakınlaşma başlar.
‘Yabancı’nın hem teknik olarak hem de dil olarak birçok sorunu var. Örneğin 30 yıldır, yurtdışına giden oğlunun evini hiç bozmadan koruyan bir babaannenin nasıl olup da torununu gördüğünde bu kadar mesafeli davranabildiğini anlamak mümkün değil. Bu evdeki fotoğrafların, eşyaların ve evet sigaranın tap taze kalmasını (otuz yıl bir sehpanın üzerinde duran sigara içiliyor), Özgür’ün gittiği her kurumdaki çalışanlar tarafından kaba saba muamelelere tabi olmasını, işlevsiz ve sakil sevişme sahnesini, filmdeki herkesin mutlak iyiler ve kötüler olarak resmedilmesini, Özgür’ün babasının cenazesini ülkeye nasıl getirdiğinin bir türlü açıklığa kavuşamamasını, filmin bir noktasında defnetme işleminin tamamen unutulup aşka yelken açışındaki tutarsızlığı ‘sıkça karşılaştığımız’ olgular diye geçiştirebiliriz. Ama filmin sorunları bunlarla bitmiyor.
Alpgezmen’in Özgür’ün akrabalarını tanımlama ve anlatış yöntemindeki rahatsız edici yan filmin asıl problemi. Bu ‘inançlı’ ailenin her türlü duygu, nezaket, iyi niyet ve de kan bağı gibi unsurlardan arınmış olarak çizilmesindeki karikatür estetik sıkıntı verici olan. Bütün bir ailenin hiç görmedikleri akrabaları karşısındaki soğukkanlı ilgisizliğinin abartılarak bir eleştiri gibi önümüze konması filmin asıl problemi.
Alpgezmen, Özgür gibi sinemamızda hiç görmediğimiz bir karakterin ailesini ve belki de giderek kendi hayatını keşfedişinin, geçmişin gizemlerini aralayışının peşinden gitmeyi bir noktada bırakıyor ve kapitalizmle (ve iktidarla) kurdukları ilişkinin dönüştürdüğü (bozuşturduğu) inançlı insanların dünyasını yorumlamaya başlıyor. Ama işte film de tıpkı Özgür’ün İstanbul ’daki halleri gibi meseleye fazlaca ‘Fransız’.
‘Yabancı’nın bıraktığı duygu; Altın Koza’daki gösterimin ardından bir sinema yazarı arkadaşımın başörtülü bir gazeteci arkadaşımızı işaret ederek; “Yanına gidip, ‘biz öyle insanlar değiliz’ demek istiyorum” sözlerinde yatıyor galiba!