'Biraz kafa dinlemek istiyoruz'

'Biraz kafa dinlemek istiyoruz'
'Biraz kafa dinlemek istiyoruz'
Araştırmalar, "Müzik tüketimi arttırır" diyor ama yüksek sesli müzik yayını da psikolojiyi bozuyor. İnsanların sürekli müzik dinlemek zorunda olmadığına dikkat çeken 'Müziksiz Mekânlar Hareketi' gittiği yerlerde gürültüden birbirini duyamayanların sesi oldu
Haber: ALPBUĞRA BAHADIR GÜLTEKİN - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Hem günün yorgunluğunu atalım hem de muhabbet edelim” diye çıktığınız yollar, kendi sesinizi duyamayacak şiddette müzikle örseleniyorsa, alışveriş yaptıktan sonra gürültüden başınıza kramplar giriyorsa, bu yazıya göz atmanızda fayda var.
Tüketici davranışları üzerinde yapılan bazı çalışmalar, ticari kuruluşlarda yapılan müzik yayınlarının satışlar üzerinde arttırıcı etkisi olduğunu ve müşterileri daha fazla tüketmeye sevk ettiğini ortaya koyuyor. Araştırmalar koyuyor koymasına ama ‘satışlar artsın’ gayesiyle fon müziği kavramı istismar ediliyor, keyfi yapılan yüksek sesli yayınlar yüzünden insan psikolojisinin sınırları zorlanıyor.
Şimdilerde başta hazırgiyim mağazaları ve fast-food restoranları olmak üzere pek çok alışveriş yerinde kulakları sağır edercesine yapılan müzik yayınına karşı bir hareket başladı: ‘Müziksiz Mekânlar.’ İki senelik bir araştırmanın sonucu olarak ortaya çıkan ve insanların artık müziksiz mekânlara da ihtiyaç duyduğunu savunan oluşum, her ortamda ‘bangır bangır’ müziğe maruz kalan, gürültü yüzünden iki kelam edemez olan bireylerin sessiz çığlığı aslında... 

İnternette örgütlendiler
Hareketin çığ gibi büyüyerek pek çok mecrada destek görmesi, insanların artık müziksiz mekânlara da ihtiyaç duyduğunu ve işletmelerden bu yönde taleplerde bulunmaya başladıklarını gösteriyor. Oluşumun başındaki isimlerden Onurcan Çakır, hem akustik konusunda uzmanlaşmış bir mimar hem de ses ve mekân ile ilgili konularda insan davranışlarını inceleyen bir isim. Yüksek seslerden rahatsız olduğunu tecrübe ettiğinden bu yana, içinde fon müziği çalınmayan mekân arayışına girişmiş. “ İstanbul gibi büyük ve her kesime hitap etmek gibi bir iddiası olan bir şehirde gördüm ki müziksiz mekân bulabilmek neredeyse imkânsız. Kısık müzik çalınan değil, gerçekten müzik çalınmayan yerlerin listesini oluşturmaya karar verdim. İstanbul’daki kafe, restoran ve mağazalara girerek mekânlarla ilgili bilgileri not ettim” diyor. En sonunda ortaya çıkan ‘kurtarılmış bölgeleri’, ‘muziksizmekanlar.com’ adresi üzerinden, herkesin kafa dinleyerek oturabileceği yerlerden haberdar olabilmesi namına paylaşıma sunmuş. Müziksiz Mekânlar’ın amaçlarından biri de müziğin ticari anlamda her yerde kullanılmasını eleştirmek ve müziğin değersizleştirilmesini bir nebze olsun engelleyebilmek. Yani müziğin anlamsızca kullanılarak sıradanlaştırılmasından duyulan bir rahatsızlık da söz konusu. Hoşlanmadığı müzikleri dinlemeden alışveriş yapabilmenin herkesin hakkı olduğunu ve fon müziklerinin yaşam standartlarını aşağı çektiğini savunan hareket, ‘toplumların ortak müzik zevki yoktur’ görüşünden yola çıkarak, yalnızca bireylerin müzik zevklerinden söz edilebileceğini söylüyor.
Kapalı alanlarda sigara yasağının başlamasından bu yana aşina olduğumuz “Peki ya bizim özgürlüklerimiz ne olacak?” eleştirilerine karşı oluşumun görüşü ise kabul edilebilir düzeyde: “Eğlence mekânlarında müzik kullanımına doğal olarak sözümüz yok. Oraya gidenlerin amacı müzik dinlemek ve eğlenmek zaten. Eğer kesinlikle müzik yayını yapmaları gerektiğine inanıyorlarsa bile, en azından işletmenin belli bir kısmını müziksiz olarak ayırmaları müşteri için seçme hakkı oluşturacaktır.”

‘Farkındalık yaratılmalı’
2000’lerin ortalarına doğru ülkemize giriş yapan R&B kültürü ve popülerleşerek ucuzlaşan elektronik müzik akımı, alışveriş merkezleri gibi pek çok mekânda hayat bulmasından dolayı, hareketin bu coğrafyada yaygınlaşması biraz yadırganabilir. Çok geriye gitmeyelim, bir zamanlar girdiğimiz hemen her ortamda çalan ‘Sientello’, ‘Dale’, ‘Rumba’ gibi şarkıların tınıları bazılarımızın tüylerini diken diken etse bile piyasada uzunca süre yer işgal etmişti. Müziksiz mekânlar başta Avusturya ve İsviçre olmak üzere, şimdilik daha çok yurtdışında yayılmakta. Ancak oluşumun öncelikli amacı, devrim niteliğinde bir karar aldırmaktan ziyade kamusal alanlarda, kafe, restoran ve mağazalarda sürekli müziğe maruz kalma durumunun normal olmadığını belirtmek ve farkındalık yaratmak. Ne kadar insan gittiği işletmeden müziği kapamasını talep ederse o kadar mekânın kullanıcılarına bunu sunmak için hazırlıklara başlayacağı umuluyor.
İşin bir de personel boyutu var elbette. Tüketicinin topu topu 20 dakika geçirdiği bir ortamda yaşadığı rahatsızlığın yanında, gün boyu orada çalışmak zorunda kalan personelin yaşadıkları da göz önüne alınmalı haliyle. Gün içinde tekrar tekrar aynı şarkılara maruz kalan ve ortamdaki gürültüyü kanıksayan çalışanın yıpranmadığını düşünmek pek mantıklı değil...

‘Neden yemek yerken gürültüye maruz kalayım?’
Mutlu Tönbekİcİ (Gazetecİ) :
Neden alışveriş yaparken, neden yemek yerken ‘bangır bangır’ bir gürültüye maruz kalalım ki? Daha çok alışveriş yapalım, daha çok tüketelim diye yaratılan bu şey Türkiye ’de tam tersine insanı strese sokuyor. Yediğimiz yemeği de, dinlediğimiz müziği de değersizleştiriyor. Müşteriler kadar olmasa da, müzik yayını yapan mekânda çalışan personel ciddi bir işkence altında. Çalışma haklarına aykırı bir durum söz konusu. Öte yandan Türkiye’de hazırgiyim mağazalarında çalanlar da müzik değil, çok başka bir şey. Ben müzik yayını ile tüketim hakkındaki araştırmaların doğru kıstaslarda yapıldığını düşünmüyorum.

‘Müzik muhabbeti engeller’
Hİlmİ Güvey: (Nevİzade İmroz Meyhanesİ)
Mekânımız insanların birbirini rahatlıkla duyabileceği, yemeklerini yiyebileceği ve rakılarını yudumlayacağı bir yer. Bu meyhanede 1941’den beri hiç müzik yayını yapılmadı. Sonuçta insanlar buraya muhabbet etmeye geliyorlar. Günümüzde her yer yüksek seste müzik yayını yapıyor ama müzik, muhabbeti engelleyen bir şey. O yüzden müşterilerimizin memnuniyeti için müzik yayını yapmıyoruz.

‘Müziğin hızıyla yemek hızı arasında bağlantı var’
Müge Akgün (Radİkal Gurme Yazarı) :
Şöyle bir düşündüğümde esnaf lokantaları dışında müziksiz bir kafe ya da restoranın neredeyse hiç olmadığını gördüm. Bu talep mutlaka ki çift taraflı. İnsanlar yeme-içmeyi eğlenceyle özdeşleştirdikleri için dışarıda yemek yerken müzik dinlemeyi seviyorlar. Mekân sahipleri ise dekorasyon kadar çaldıkları müzikle de tarzlarını, hatta hedef kitlelerini belirliyor. Bu konuda yapılan bilimsel araştırmalara göre müzik dinlerken daha çok yiyoruz. Ve müziğin hızıyla yemek hızı arasında bir bağlantı var. Müziğin temposu arttıkça yeme hızımız da artıyor. Hal böyle olunca kimse kafelerden müziğin sesini kısmasını tempoyu düşürmesini beklemesin...

‘Yoğun müzik ürünlere odaklanmayı engeller’
FATMA DEMİRCİ ÖRER: (AKADEMİSYEN)
Müziğin perakende satışlarda kullanılması akademik araştırmalar tarafından da ele alınıyor. Çukurova Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Fatma Demirci Örer konu hakkında çalışma yapan isimlerden biri. Daha önce ‘Mağaza içinde müzik yayını nasıl olmalıdır’ konulu bir makale yayımlayan Örer, müziğin yanlış bir şekilde kullanıldığını da söylüyor: “Mağaza içerisinde ürünlerin müzik eşliginde teşhir edilmesinin müşteriler üzerindeki etkisinin sözlü teşhirden daha fazla olacağı söylenebilir. Çalınan müzik, mağazanın veya teşhir edilen ürünlerin müşteri tarafından algılanmasını hızlandırır. Bazı mağazalarda çalınan müziğin alısveriş yapmakta olan müşterileri rahatsız ettiği ve ürünlere odaklanmayı engelledigi gözlenmektedir. Bu tür mağazalarda müzik yayını, ‘adet yerini bulsun’ şeklindeki bir anlayışla yapılmakta ve genellikle müziğin türü, temposu ve ses düzeyine karar vermede mağaza yöneticisi veya çalısanlarının kişisel tercihleri ön plana çıkmaktadır. Oysa mağaza içinde müzik yayını amatörce yürütülmemeli, aksine bu konuya tamamen profesyonelce yaklaşılmalıdır. Seçilen müzik türleri müşterileri, daha huzurlu, sakin ve ticari mesajlara açık hale getirir.”

‘Tekrar tekrar çalan şarkılar sinir bozuyor’
Duygu Aktaş: (Eski Satış Danışmanı)
Üniversitedeyken yaklaşık bir sene part-time olarak bir alışveriş merkezinde çalıştım. Özellikle akşam vardiyasının sonlarına doğru çalan müzik yüzünden delirecekmiş gibi hissediyordum. Bir saatten sonra insan müziğin şiddetini fark etmiyor ama tekrar tekrar çalan aynı şarkılar sinir bozuyor. Hatta İngilizce bilmememe rağmen o çalan şarkıların sözlerini, nakaratlarını bile ezberlemiştim. İşten çıktıktan sonra ise kafamın içinde yoğun bir boşluk oluyordu, “Aslında her yer ne kadar sessizmiş, dinginmiş, ne kadar rahatmış” diyordum.