Biraz 'kusura' kalsalar

Biraz 'kusura' kalsalar
Biraz 'kusura' kalsalar
Wachowski kardeşler, Tom Tykwer'la beraber yönettikleri 'Bulut Atlası'yla kendilerinden ümidi git gide kesmemiz gerektiğini gösteriyor ne yazık ki... Sanki 'Matrix' furyasının bulutları 'Bulut Atlası'yla artık dağıldı
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Wachowski kardeşler ve Tom Tykwer, ‘Bulut Atlas’ında hikâyeleri kesiştirirken akıllarında tam olarak neyin olduğunu bilmemiz imkânsız. Ama referansları arasına Rob Reiner’ın Stephen King’den uyarladığı ‘Misery / Ölüm Kitabı’nın girmemiş olması kuvvetle muhtemel. Yine de, 70’lerde nükleer bir skandalı ortaya çıkarmak için canını dişine takmış Halle Berry, görünüşte konuyla gayet alakasız olsa da dikkatinin büyük bir kısmını yüzyıl başından aşk mektuplarına verince ‘Ölüm Kitabı’ndan bir repliği aklına getirmeden edemiyor insan. Bir gerilim romanı yazarının hayranı tarafından alıkonulmasını konu alan ‘Misery’de söz konusu kayıp yazarı bulmaya çalışan şerif, onun romanlarını dikkatle incelerken şüpheci ve alaycı eşinin şu yorumuyla küplere biner: “Ne bulmaya çalışıyorsun? Arabası uçuruma uçmuş kayıp bir yazarın hikâyesini mi?”
Tabii ki, ‘hayatlarımızın aslında kendimizin olmadığını’, ‘doğumumuzdan önce de, ölümümüzden sonra da devam ettiğini’, ‘ancak karşıdakinin algısında varolduğumuzu’ defalarca üstüne basa basa vurgulayan ‘Bulut Atlası’ evreninde bu türden bir sinizmin yeri yok. Önemli olan keşif çağından kıyamet sonrası dünyaya binlerce yılı aynı büyük laflar üzerinden birbirine bağlamak, ‘devrimciliğe giriş’ kabilinden bildik propaganda tekniklerini filmin motor gücü yapmak ve bol yıldızlı oyuncu kadrosunun erkek , kadın , yaşlı, genç fark etmez nasıl da geniş yelpazede rol oynayabilecek bir yeteneğe sahip olduğunu göstermek. Ama sonuç tonlarca plastik makyajın, sayısız vurucu cümlenin ve gözalıcı olması için tasarlandığı belli bir efekt çılgınlığının ortasında yaklaşık üç saatlik bir new age öğretiler toplamı. Gerçi birbirine bağlanan farklı hikâyelerin ritimlerini eş tutma konusunda yine de takdiri hak eden bir zanaatkârlık söz konusu. Ama Wachowski’lerden beklentimiz bu zanaatkârlıktan daha fazlası değil miydi?
Aslında, Lana (ameliyat öncesi Larry) ve Andy Wachowski’nin, ilk filmleri ‘Bound’dan bu yana, ‘Matrix’ler de dahil olmak üzere beklentiyi karşılamaktan gitgide uzaklaştıkları da işin üstünde durulması gereken bir diğer yanı. Zira yapımcılara neler yapabileceklerini gösterme amaçlı çektikleri, bir nevi kartvizit filmleri neo-noir ‘Bound’daki iddiasızlık, ileride Wachowski’lerin eksikliğini en çok çektikleri unsurlardan oldu. ‘Matrix’, üçlemenin her filminde kaldırmaya kalkıştığı felsefi ağırlığın altında daha da ezildi. Sonraki işleri ‘Speed Racer’, ‘Matrix’te anime metotlarını başarıyla canlı oyunculu çekimlere uyarlamış bir ekibin bile uzun metrajlı bir anime uyarlamasının altından kalkamayacağını gösterdi (filmin eleştirilerindeki yorumlardan biri de ‘saykedelik ishal’di). James McTeigue yönetse de yapımcı ve senarist olarak Wachowski’lerin ruhunun sindiği ‘V for Vendetta’ da sadece kuvvetli bir rüzgâr estirmekle yetindi. Ki o rüzgârın faturasının bir kısmını kaynak grafik roman ‘V for Vendetta’ya kesmek de olası.
Şimdi de David Mitchell romanından Tom Tykwer’la beraber uyarladıkları, artık iflah olmaz bir furya haline gelen kesişmeli hikâyeler işini iyice azmanlaştırmış ‘Bulut Atlası’ bu ikiliden ümidi gitgide kesmemiz gerektiğini gösteriyor ne yazık ki… Sanki ‘Matrix’ ilk ortaya çıktığında etrafını bir bulut gibi saran analitik külliyat ‘Bulut Atlası’yla artık iyice dağıldı. ‘Matrix’in cazibesinin kaynağı olan felsefi arka planla çeliştiği noktalar, Wachowski’lerin elini iyice bağlamaya başladı. Ne diyordu ‘Matrix’? Yeraltında posası çıkartılan insanlar, ideoloji aygıtlarıyla uyutuluyor ve sanki ‘normal’ bir hayat sürüyormuş halüsinasyonu içinde yaşamaya zorlanıyorlar. Ne var ki işin içine ‘gerçekliği su götürmez’ bir boyut katınca doğrudan o ideolojilerin cazibesine sırtını dayayan film de tuhaf bir noktada kalakalıyordu. ‘Matrix’in büyük borcu olduğu simülakr kavramının yaratıcısı Baudrillard tarafından bizzat teorileriyle alakasız bulunması da yeterince manidar değil mi? ‘Blade Runner’ ve ‘Ghost in The Shell’ gibi öncüllerinden aldığı mirası, onların zihin açıcı boyutundan soyutlayarak devam eden Wachowski’lere ‘Bulut Atlası’nda da engel olan bu ‘dik duruşları’. ‘Bulut Atlası’nın peygamber/kölesi Somni filmin açılışında “Tek bir doğru var, çeşitli olan ona dair söylenen yalanlar” diyor. Belki Wachowski’ler bir anlığına kendilerini tek bir doğruya değil de yalanlara kaptırsalar, filmlerinde de nefes alacak yer bırakmayı başarırlar.