Birazcık deli olmak şart

Birazcık deli olmak şart
Birazcık deli olmak şart
Sinemaya ara verip yaratıcılığını müzikal alanda konuşturan David Lynch'in en yeni şaheseri; Chrysta Bell. Tıpkı bir Lynch filminden fırlamış gibi duran 1950'ler fetiş kostümleriyle, buğulu sesiyle Bell, 25 Eylül'de Akbank Caz Festivali için Babylon'a geliyor. Biz de konser öncesi kendisine bağlandık, Lynch hamiliğinde gerçekleştirdiği 'This Train' albümünü, öncesini ve müziğindeki ruhani boyutu deştik.
Haber: SARP DAKNİ - twitter.com/sarpdakni / Arşivi

Enerjini ve ilhamını nereden aldığını az çok tahmin edebiliyorum. Eh, malum kediyi de merak öldürdü. Bütünüyle ‘çılgın’ müzik endüstrisi içinde ‘normal’ kalmayı nasıl başarıyorsun?
Gerçekten aklı başında biri olmaya çalıştığımı mı sanıyorsun? Özellikle sonu gelmeyen turne sürecinde hayatta kalabilmek için birazcık ‘deli’ olmak şart. Bir kere, bunu yapmayı her şeyden çok istemelisin. Dışarıdan bakıldığında göz alıcı bir ışıltısı olan ama içeriden zaman zaman neredeyse işkence gibi gelebilen bir bu. Yine de bu tuhaf yaşam tarzına bütünüyle uygun biri olduğumu söyleyebilirim. Evimi içimde taşıyorum. Hayatta beni bir yere bağlayabilecek bir yer ya da nesne yok. Bu deneyimi sonuna dek yaşayabildiğim için mutluyum. Kendimi dışlanmış ya da aşırı derecede yüklü hissettiğimde, uzun saatler banyoda sıcak suyun altında kalıyor ya da yürüyüşlere çıkıyorum.
David Lynch’in imzasını taşıyan şarkıları söylerken, bizzat onun rehberliğinden mi faydalanıyorsun? Yoksa bunun tam tersi bir durum mu söz konusu?
David’in sözlerini şarkılaştırırken, bu müziğin bana verdiği hisleri neredeyse çizgileştirerek hayata geçiriyorum. Onun sahip olduğu ve dünyayla paylaşmak istediği vizyon tam da bu noktada yolumu rahatlıkla bulmamı sağlıyor. Sonra melodiler... Onlar bana merhaba dediğinde, David onlarla oynayabilmem için bana sınırsız bir özgürlük alanı sağlıyor. Eğer biraz daha ışığa ya da yönlendirilmeye ihtiyacım varsa, o yine her zaman bunu sağlayabilecek kadar harika biri.
David ile tamamen farklı geçmişlere sahipsiniz. Bunu göz önüne alarak cevaplamanı istiyorum, albümün ‘This Train’in sırrı nedir?
Ruhsal yanı ağır basan yaratıcı bir müzik ve sonik bir şiirsellik yaratmak için ortak bir tutkumuz var. Şarkılarımı dinleyenlerin bunu bütünüyle hissedebileceğine inanıyorum.
Sormadan yapamayacağım. En baba David Lynch filmi sence hangisi?
Galiba ‘Blue Velvet’... Lynch mükemmelliğini bütünüyle yansıtıyor. Yine de filmografisinin geniş coğrafyası düşünüldüğünde, en iyisinin hangisi olduğunu söyleyebilmek çok zor.
Geriye dönüp kariyerine bir göz atınca, Willie Nelson, Brian Setzer, Donovan, Portishead’den Adrian Utley hatta King Crimson üyeleriyle bile ortak çalışmalar yaptığını görüyoruz. Tüm bu mühim isimlerle kıyasladığında Lynch ile çalışmanın açık bir farkı olduğunu söylemek mümkün mü?
David kariyerim boyunca birlikte en uzun soluklu çalıştığım isim. Onun estetik anlayışı üzerimde hiç kimsenin yaratamadığı bir etki bıraktı.
‘This Train’, sinemasal yönünün ağır bastığını düşündüğüm, fazlasıyla çarpıcı öyküler ve ruhlarla dolu bir albüm. Yine de hikâyeyi senden dinlemek gerek...
David onunla stüdyoda birlikte çalışmaya başlamadan bir süre önce kaydettiği bazı şarkıları bana ilk kez dinlettiğinde, oturduk ve elimizdeki malzemenin, hedeflediğimiz projenin başlangıç noktası olabileceğine karar verdik. Kendimi onlara teslim ettim, sonra da ‘This Train’ parça parça ortaya çıkmaya başladı. David, bir şarkı son haline gelinceye kadar emprovize çalışmayı seviyor. Benim de bu çizgide yürümemi istedi. Sanırım bunu başardık.
Süregelen turnen sırasında yaşadığın en ‘absürd’ olay neydi?
Giorgio Armani ile yaşadıklarım... Onun Milan’da gerçekleştireceği defilesine katılacağımı duyduğunda, beni tepeden tırnağa giydirdi ve defileden önce rahat vakit geçirebilmem için düzinelerce beyaz gül ile dolu bir otel odasına gönderdi. Gerçekten çok heyecanlanmıştım.
Konserlerinde zaman zaman ‘fetiş’ mevzuunda sınır tanımayan kostümler giyebiliyorsun. Bir izleyici olarak bunun gerçekten hipnotize edici olduğunu eklemeliyim. Böylesine tematik takılmanın özel bir sebebi var mı?
Açıkçası her konser öncesinde o anki moduma göre değişkenlik gösterebilen bir durum bu. Her şov birbirinden az da olsa farklı. Teatral kostümlerden ve aksesuvarlardan hoşlanıyorum. Onları konserlerimde kullanmamam için hiçbir neden yok. Bu fikirler aklıma genellikle gece yarısı geliyor.
Geleceği son derece parlak görünen bir kariyerin kırılma noktasındasın. Ortaya koyduğun işin sanatsal bütünlüğü ve geleceğe dönük bilinmezliği sana neler hissettiriyor?
Bütünüyle deneyimler üzerine cevaplanması gereken bir soru bu. Yaklaşık 20 yıldır müziğin içindeyim, çocukluğumun büyük bölümü ailemin sahip olduğu stüdyoda geçti. Bu süreçte bir müzisyen olarak doğru olduğunu bildiğim yoldan çıkmaya başladığım an’ı hızlı fark etmenin önemini öğrendim. Burada sonu asla gelmeyecek bir süreçten bahsediyoruz...
Rolling Stone dergisi seni ‘olağanüstü ve kavurucu’ olarak tanımladı. Ne düşünüyorsun bununla ilgili?
İşe yaradı!
Dışarıdan bakıldığında sürekli ‘hayali ve gizemli’ bir halin var. Kendini bu şekilde gerçekten rahat hissediyor musun?
Evet, kesinlikle...
Son olarak, hayatta en büyük korkun...
Aşksız bir hayat. Neyse ki imkânsız. Kısacası bu konuda oldukça şanslıyım!


    ETİKETLER:

    Beyaz

    ,

    hayat

    ,

    Otel

    ,

    Müzik

    ,

    Yaşam

    ,

    Gece

    ,

    Milan

    ,

    ,

    zaman

    ,

    dolu

    ,

    Konser

    ,

    derece

    ,

    sıcak