Birbirimize hayranlığımız işimizi kolaylaştırdı

Birbirimize hayranlığımız işimizi kolaylaştırdı
Birbirimize hayranlığımız işimizi kolaylaştırdı
Altın Portakal'da en iyi film ve yönetmen ödüllerini kazanan 'Kusursuzlar'ın başrol oyuncuları Esra Bezen Bilgin ve İpek Türktan Kaynak, filmin hem kadın hem de kardeşlik hikâyesi olduğunu söylüyor. Performanslarıyla büyük övgüler alan ikiliyle 3 Ocak'taki vizyon öncesi konuştuk.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Bir masanın etrafında iki kadın bir erkek oturuyor. Tansiyon yavaş yavaş yükseliyor. Sevgi ve hayranlık cümlelerinin yerini kademe kademe artan acımasız bir alaycılık alıyor. Ve sonra patlama noktası… Ramin Matin’in 3 Ocak’ta vizyona girecek senenin Altın Portakal’lısı ‘Kusursuzlar’, bu ve benzeri sahneleri dolayısıyla tam bir oyuncu filmi. İki kız kardeşin tansiyonu yüksek, zıt duyguların aynı noktada yaşanabileceği, çalkantılı ilişkisini anlatmak için böyle ‘zorluklara’ katlanabilecek oyunculara ihtiyacı var. İçedönük Lale’yi oynayan İpek Türktan ve daha dışadönük Yasemin rolündeki Esra Bezen Bilgin de bu için biçilmiş kaftan. Türktan ve Bilgin’le buluştuk, ‘Kusursuzlar’ı, kız kardeş gerginliğini ve bu sene ilk kez yaşadıkları festival heyecanını konuştuk.
‘Kusursuzlar’ Türkiye ’de seyretmeye çok da alışık olmadığımız türden bir hikâye. Bekliyor muydunuz filme gösterilen ilgiyi?
İpek Türktan Kaynak: Pek bir fikrimiz de yoktu aslında.
Esra Bezen Bilgin: Negatif bir fikrimiz de yoktu. Pozitif de…
İpek: Festivallerde seyirciden gelen tepkileri görünce şaşırdık.
Role hazırlanmak için psikolog Emir Erünsal’la çalışmışsınız. Daha önce hiç uygulamış mıydınız böyle bir yöntem?
Esra: İlk defa böyle bir şeyle karşılaştık. Ramin’in (Matin) fikriydi. Her iki karakter de bir travma atlattığı için böyle çalışmak bu filme cuk oturuyordu. Diğer roller için uygun olmayabilir tabii. Çok heyecanlandık.
Nasıl ilerliyordu bu çalışmalar?
İpek: Önce karakterlerin psikolojisi üzerine Emir’le konuştuk. Travma sonrası semptomlar nelerdir? Tanı konsa bu karakterlere nasıl bir tanı konur, ‘borderline’ mı, depresif mi? Bu tarz insanlar böyle davranabilir, gözlerini sabit bir yere dikerler gibi ayrıntıları da konuştuk. Sonrasında da seanslar geldi. Bu kısmı çok ilginçti. Karakterlerimiz olarak Emir’le seanslar yaptık. Hatta seansa giderken karakterlerin kostümlerini giyip evden öyle çıkıyorduk. Bunun da kayıtları var.
Bundan çok iyi bir DVD ekstrası çıkmaz mı?
İpek: Aslında düşünüyorlar kamera arkasını göstermeyi.
İkinizin de sinemadaki ilk önemli rolü…
İpek: Benim ilk, Esra’nın ikinci.
Esra: Ben daha önce Reha Erdem’in ‘Korkuyorum Anne’sinde küçük bir rolde oynamıştım. Ama sinemada ilk büyük rolüm bu.
Türkiye sineması son dönemde daha çok erkek sineması gibi… Böyle güçlü kadın rolleriyle sinemaya adım atacağınızı ya da ilk rolünüzün böyle bir karakter olacağını tahmin eder miydiniz?
İpek: Ben sinemaya adım atacağımı düşünmezdim zaten. Tiyatro oyuncusuyum, hayalimde bile yoktu. Hatta okuluna girerken diziler de pek revaçta değildi. Dizi oyuncusu olmak da hiç kafamda yoktu. Tiyatro oyuncusu olmak için girmiştim. Sinemaya böyle bir adım attım ve tekst de çok heyecan vericiydi. Bir tip değil, bir karakter; zayıf yanını görüyorsun, ezik yanını görüyorsun, güçlü yanını görüyorsun.
Altın Portakal Film Festivali’ndeki gösterim sonrası söyleşide Ramin Matin, “Ben bunu kadın filmi olarak düşünmedim, kardeş filmi olarak tasarladım” demişti. Senarist Emine Yıldırım da ‘Kusursuzlar’ı bir kadın hikâyesi olarak kabul ediyorum” demişti. Sizce hangisi?Esra: Her ikisi de. Hem bir kadın hikâyesi hem de kız kardeşlerin hikâyesi.
İpek: Bence de. Ama Ramin’in psikologla çalışma sürecinde de yönlendirdiği yer orası oldu. Bu iki kız kardeşin hikâyesi hep başroldeydi.
Tansiyonun çok yüksek olduğu bir ilişki bu. Sete nasıl yansıyordu, bu kadar tansiyonlu bir ilişki?
İpek: Ben aslında gerginlik yaşanmadığını düşünürken ziyarete gelen arkadaşlar hep “Atmosferde bir şey var, ne çekiyorsunuz siz?” diyordu. Ama en gergin sahnelerden sonra bile gayet rahat davranabiliyorduk. Mesela tansiyonu en yüksek bölümlerden araba sahnesinden sonra karavanda nasıl beslendiğimiz üzerine falan konuşuyorduk.
Esra Bezen Bilgin, ‘Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama İyi’ oyununda başroldeydi. Galiba siz de defalarca gitmişsiniz oyuna…
İpek: 10 kere falan gittim. Kendisinin hayranıyım. Arkadaş olamıyorum o yüzden, çok istesem de (Gülüyor).
Esra: Çok şımartıyor beni. Ben de kendisinin hayranıyım, karşılıklı çok iyi oluyor böyle. (Gülüyor) Tabii ki biz İpek’le önceden tanışıyorduk. Ben de ona hayranım, hem oyunculuğuna hem de kişiliğine. Bu, tabii, sette de çok işimize yaradı. Çok fazla prova süreci yaşamadık aslında. Ama aynı kafada olmamız ve birbirimizi sevmemiz kolaylaştırdı işimizi.
Daha önce prova yapmadınız mı?
Esra: Hayır. Tiyatro alışkanlığından dolayı da strese yol açıyordu bu prova yapmama durumu. Çünkü yeni olduğunuz ve tiyatrodan farklı bir disipline giriyorsunuz. Hatta Ramin, film öncesinde birbirimize karakterlerimiz hakkında konuşma yasağı getirmişti. İkimize de ayrı ayrı karakterlerimizin geçmişini yazdırmıştı ama bu geçmişleri birbirimize okumamız yasaktı.
Niye böyle yaptığına dair bir fikriniz var mı?
Esra: Ânı yakalamak istiyor.
İpek: Tekrarlara pek inanmıyor. Sahne tekrarının o ilkindeki canlılığı kaybedeceğini düşünüyor.
İngiliz edebiyatına meraklı olduğunuzu öğrendim. Filmin hikâyesinde de gotik bir ton var gibi…
İpek: İki kız kardeş bana daha çok John Fowles’u hatırlattı. Fowles, çok fazla iki kız kardeş temasını sık sık kullanır. Atmosfer de öyle. Mesela ‘Büyücü’ bir Yunan adasında geçer. Aynı, filmin geçtiği Çeşme gibi bir atmosfer…
Bu karakterlere hazırlanırken hangi kitapları okudunuz? Karakterlerin ruh haline girmek için kendinize bir playlist oluşturdunuz mu?
Esra: Hazırlanmak için kitap okumadım ama çok müzik dinledim. Özellikle de PJ Harvey ve Nick Cave. Yasemin karakterine o ağırlığın iyi geldiğini düşünüyorum. O tonlarda çokça şey dinledim.
İpek: Ben de Lale’nin atlattığı travmayı atlatmış kişilerle ilgili kitaplar okudum. Hangi travmayla ilgili olduğunu söylersem filmin sonunu da söylemiş olacağım. Sadece bir şarkıyı sürekli dinledim. The Cure’un ‘Love Song’unu.
‘Altın Portakal’ deneyimi nasıldı sizin için?
Esra: Heyecanlı. Ben çok geç katılabildim. Gösterim günü geldim. Sinema perdesinde izleyiciyle beraber izlemek çok acayip bir deneyimdi. Hem müthiş bir zevk hem de hiç kendinize bakmak istemiyorsunuz.
İpek: Hatta ben, “N’olur seyirci benim kendimde gördüğüm hataları görmesin” diye dua ediyordum. Ertesi gün bir film gösterilecek yani bir performans var aslında. Tiyatroda ertesi gün performans varsa fiziksel ve zihinsel olarak kendinizi hazırlarsınız, metni tekrar bir gözden geçirirsiniz. O psikolojideydim. Yarın oyunum var ama hazırlanmama gerek yokmuş gibi. (Gülüyor)
Altın Portakal’da kadın oyuncu ödülünde isminiz çok öne çıktı. Malatya’da ise size en iyi kadın oyuncu ödülü geldi. İlk fimle bu kadar övgü ve ödül almak nasıl bir duygu?
İpek: Filmdeki performansımın büyük bir çoğunluğu Esra sayesinde oldu. O yüzden ödülü bireysel olarak almış gibi düşünmüyorum. Çoğunluğu Esra sayesindedir. Birlikte çıkardığımız bir ilişki sayesinde bu ödül geldi. Yine de çok mutlu oldum.