'Birbirimizi Yemekteyiz' ismi daha mı uygun?

'Birbirimizi Yemekteyiz' ismi daha mı uygun?
'Birbirimizi Yemekteyiz' ismi daha mı uygun?
Haber: TARIK BAYAZIT / Arşivi

Müptelalık kötü şey. 25 senelik sigara alışkanlığını bırakmak pek çok sıkıntıya ve yaklaşık 20 kiloya mal oldu. Bir kötü alışkanlıktan kurtulmuşken bir diğerine, hatta daha beterine yakalanmış olmayayım sakın! İlk kez yaklaşık üç hafta önce bir arkadaşımın ısrarlı tavsiyesi üzerine seyrettiğim ‘Yemekteyiz’ adlı yarışma programını, o zaman bu zamandır ‘Yok artık, hadi canım, daha neler’ gibi nidalar arasında ve şaşkınlıktan şaşkınlığa savrularak seyretmekteyim. Bu çok akıllıca kurgulanmış, çok tartışmalı realite show’unun müptelası olduğum, seyredemediğim epizotları, ‘kaçırdığım bölümler’ olarak nitelememden belli...
Öncelikle programın isminin yakışmadığını düşünüyorum. Olayların yemekle ilgisinin asgari düzeyde olduğunu düşünürsek ‘Birbirimizi Yemekteyiz’ gibi bir isim daha mı uygun olurdu acaba? Veya her türlü katılanı, yani hem ekran önünde seyreden (bakakalan?) bizleri ve hem de yarışmacı olarak katılan seçmece vatandaşları kastedip ‘Kafayı Yemekteyiz’ nasıl bir isim olurdu? Peki bu ülkede yemek işiyle profesyonel olarak uğraşan bizleri intihara sürükleyecek program desem abartmış mı olurum? Müşterilerimizin bazılarının programa katılanlar ve benzerlerinden olduğunu düşünmek bile inanın uyku kaçırtıyor. “İnsanı, değil başkalarına yemek yapmaktan ve sunmaktan, yemek yemekten soğutabilecek bir program!” diyor bir arkadaşım. Pek yakında Türkiye turuna çıkacak olan bu program sadece şirretlik ve çamur atma kültürümüzü değil, yemek konusundaki cehaletimizi de gözümüze sokuyor. Bence Adana’dan başlayacak turun ilk yarışmacıları arasında Dilber Hala olmalı muhakkak!

Peki o zaman biz kimiz?
Yurtdışında ‘Come Dine with Me’, ‘Das Perfekte Dinner’ isimlerle izlenen bu yarışmada katılımcılar genellikle özgün ve ciddi yemekler yapan, yemekle yakından ilgili, adeta profesyonel aşçı kıvamında oluyorlar. Bizdeki uyarlamada ise çoğu yemek pişirmekten anlamayan, hatta hiç yemek kültürü olmayan insanlar yaratıcılıktan uzak ve kötü uygulama örnekleri döktürüyorlar. Dedikodu yoluyla sosyalleşme, kendini dünyanın merkezinde sanma yanılsaması, hırçınlık, ifade kabızlığı, hasetlik, sinsilik, sadece başkalarını aşağılayarak var olma çabası gibi gittikçe yaygınlaşan/artan toplum sakatlıkları bir yana, aslen yemek konusundaki bağnazlık ve cehalet beni çok rahatsız ediyor!
Başlarda bunun bir kurgu olduğunu, yarışmacıların programın formatı doğrultusunda belli bir şekilde davranmaya mecbur edildiğini düşünüyordum. Fakat TV sektöründe çalışan bazı tanıdıklardan böyle olmadığını, yapımcıların yarışmacıları hiçbir şeye zorlamadıklarını ve yarışmacıların doğal davrandıklarını duyduğumda aklım durdu. Bu, İstanbul-Türkiye’de yapılan bir yarışma ve katılanlar İstanbul-Türkiye’de yaşayan insanlar ise peki o zaman ben ve etrafımdakiler kimiz ve nerede yaşıyoruz? Bu topraklarda doğmuş ve yaşamış ailem, beni bu ülkenin yemeği ve kültürüyle büyütmüşse eğer, neden kendimi bu programdaki neredeyse herkese ve her şeye yabancı hissediyorum? Ben ve ailem yaşamımızın çoğunu saraylarda geçirmediğimize göre, niçin şimdiye kadar bu tip insanlarla hiç karşılaşmamışım?
Çoğunun gelir düzeyinin iyi olduğu evlerinden ve özellikle mutfaklarının genişliğinden, mükellefliğinden belli olan bu insanların kafa ve düşünce yapılarının neden bu kadar dar ve tutucu olduğunu, toleranssızlıklarını anlamak gerçekten imkânsız. Yaptığı yemek eleştirildiğinde, daha doğrusu yerden yere vurulduğunda (Bu eleştiriler yapılırken neyi ve niçin beğenmedikleri, yiyemedikleri de neredeyse hiç anlaşılmıyor) bozulan/alınan/ kızan yarışmacı arkadaşımız, aynı şeyleri diğeri için hiç düşünmeden, hatta daha fazla abartarak yapıyor ve bununla ilgili hiçbir rahatsızlık duymuyor. ‘Sen kim oluyorsun ki çupra yapıyorsun?’ veya ‘Bulgurun kıvamını tutturdun mu da patlıcan koyuyorsun içine?’ gibi densiz eleştiriler yapabiliyorlar. Her gece çok bilmiştiniz, çok acımasızdınız ve çok densizdiniz. Bu nedenle empati ve sempati puanınız: Sıfır.

Sırada Anadolu Ateşi
Yemekte ‘Ben saçıma bile jöle sürmüyorum, neden yiyeyim ki!’, ‘Pilav bademli olur mu?’, ‘Ömrümde hiç komposto yememiştim, hasta yemeği değil miydi o?’ gibi cühela yorumlarda bulunanlar, hadi evlerinde bu yemekleri hiç yememişler, peki komşuları da mı bunları davet etmemiş yemeğe? Bugün en sıradan restoranda bile bademli olmasa da başka bir şeyli pilav vardır. Bu arkadaşlar hiç mi lokantaya gitmemişler? Ya da hiç mi bir gazetenin yemek köşesini okumamışlar, Emine Beder’in bir tarifine denk gelmemişler? Annelerinizin mantı ve köftesi dışında bir şey yemediğiniz ve merak etmediğiniz için yemek bilgisi puanınız: Sıfır.
‘Yavan bir tat, damak zevkime uygun değil’, ‘Peçeteye çıkarmak zorunda kaldım’, ‘Çok yağlı olmuş, ayıp olmasın diye vurdum dibine’ gibi yemeği doğru dürüst değerlendirmeden eleştiren (Sanki sıra kendisine geldiğinde Thai ya da Karayip mutfağından seçmeler yapıyormuş gibi), yapılan yemeği güzel bulsa da beğenmemiş gibi yapan, masada misafirini yavaş konuştuğu için azarlayan, karşılığında servis yapmak üzere garson çağırdığı için kendisine hakaret edilmiş gibi cazgırlık yapan bu arkadaşlar, sıra yemek sonunda yapılan köçek dansına gelince (Nedir o danslı eğlenceler Allah aşkına, önümüzdeki haftalarda birisi ‘Anadolu Ateşi’ni eve çağıracak diye çok korkuyorum) değme dansözlere taş çıkaracak şekilde oynamakta. Çıkarken de yalandan ‘Ellerinize sağlık, her şey çok güzeldi’ diyerek ev sahibi ile halvet olup kapı önünde yemekleri ve sunumu yerden yere vurmakta, son derece düşük puanları layık görmekteler. Bu tavırlarınızın elle tutulur yanı olmadığı için davranış bilgisi notunuzu açıklıyorum: Sıfır.
Yabancı bir arkadaşım biz Türklerle ilgili ‘İyi yemekle kafayı bozmuş insanlar’ gözlemini dile getirmişti yıllar önce. Arkadaşım iyi yemeğe meraklı anlamında söylemişti fakat ‘Yemekteyiz’de gördüğümüz, bu anlamda bir takıntı değil maalesef. Sadece kendi alıştığı şekilde yapılan yemeği yiyebilen, en ufak farklılık/ değişikliği asla kabul edemeyen yarışmacıları görüyorum. Eleştirmeyi bilmeyen, kendini ifade edemeyen insanlar... Her şeye benmerkezci yaklaşan, nasıl davranması gerektiğini bir türlü kestiremeyen, severken birden nefret eden, gülerken birden ağlayan, güzel güzel yemek yerken birden kapı gıcırtısıyla göbek atmaya başlayan insanlar...
Sanırım ülkemizde her şey bu minvalde ilerliyor ya da ilerleyemiyor. Ben en iyisi sigarayı bırakırken onun yerine koyduğum yemeği deneyeyim bu kötü alışkanlığımdan kurtulmak için. Bu gece seyretmeyeceğim ‘Yemekteyiz’ programını. Onun yerine mutfağa giriyorum, kendime göre güzel bir yemek hazırlamak ve sevdiklerimle paylaşmak için... 

TARIK BAYAZIT: Changa ve Müzedechanga’nın ortaklarından...