Biri Osbourne'ları gözetliyor

Simpson'lar, Adams'lar ya da Tennenbaum'lar...
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

Simpson'lar, Adams'lar ya da Tennenbaum'lar... Yıllardır, 'sorunlu aile' kavramı, karakterlerin olabildiğince abartıldığı ve olayların akıl almayacak boyutlarda geliştiği, hayal ürünü senaryoların favori temalarından biri. Ekimden beri her salı, MTV'nin girdiği evlerde gencinden yaşlısına milyonlarca kişi, The Osbournes'a kilitleniyor. Şovu cazip kılan, birilerini gözetleme fırsatı ve gözetlenenlerin sorunlu kişilikler olması. Bu trajikomik şovun kahramanları, heavy metalin efsanevi ismi Black Sabbath grubunun mimarı, namı diğer 'Prince of Darkness / Karanlıklar Prensi' Ozzy Osbourne, onun
'heavy metalin kraliçesi' tabir edilen karısı Sharon ve onların okula gitmemek için direnip, aralıksız küfreden bilgisayar müptelası 16 yaşındaki oğulları Jack ile dünyanın aleyhine işlediğine inanan ve anbean suratında ekşi bir ifadeyle dolaşan pembe saçlı 17 yaşındaki kızları Kelly.
Amerika'nın reyting listesinde altıncı sıraya yerleşen (Sex and the City ile beraber) ve MTV'nin 21 yıllık ömründeki en büyük başarısı The Osbournes, dünyanın ilk 'reality sit com'u sayılıyor. Yani biraz belgesel, biraz pembe dizi. 30 dakikalık her bölüm için 20 bin dolar alan Osbourne'ların Beverly Hills'in göbeğindeki lüks malikanesine 12 kamera yerleştirilmiş, misafir odaları prodüksiyon ofislerine çevrilmiş ve aile fertlerinin peşine, 18 saat boyunca onlara gittikleri her yerde eşlik eden kamera ekipleri takılmış.
Yeni imaj
Ozzy, şovun bu derece tutmasına bir anlam veremiyor. "Sanırım Amerikan seyircisi, deli bir İngiliz ailesinin her hafta kendini aptal yerine düşürmesini seyretmekten zevk alıyor," diyen Ozzy, özel hayatını halka açarak, eski imajını bir yenisi uğruna feda etti. Ozzy'nin eski hayranları, vaktiyle güvercin yiyen ve yarasa ısıran rock yıldızı diye benimsedikleri adamı, evde elektrik süpürgesini çalıştırmak için uğraşırken, yeni televizyonun kumandasını kullanmayı öğrenirken ya da çöpü dışarıya çıkarırken
görünce haliyle şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Vücudu dövmelerden geçilmeyen aynı adam, kızının kalçasına minik bir dövme yaptırdığını öğrendiğinde dehşete düşüyor, oğlunun bıçaklarını meyve sepetindeki muzların altına saklıyor ve Jack'in eve getirdiği bir arkadaşı sinirine dokununca onu evden postalıyor. İnsan sormadan edemiyor, Ozzy hep mi böyleydi, yoksa sonradan mı bu hale geldi? Daha 10 yıl öncesine kadar albümlerinin üzerine uyarı etiketleri yapıştırılan Ozzy'nin çocuk yetiştirme konusunda vereceği tavsiyeler için bugün onlarca erkek dergisi sırada.
"Amerikalı bile değilim ama birdenbire herkesin Amerikalı babası oluverdim," diyen Ozzy, "Lanet olası Başkan bana fahri vatandaşlık verirse çok mutlu olurum," diye eklemekten de geri kalmıyor. Önümüzdeki ay Beyaz Saray'a yemeğe davet edilen Ozzy, belki bu isteğini Bush'a bizzat iletir. Ozzy, Başkan'ın 'aranıyor' listesinde yer almayı beklerken, evine 'çaya' davet edilmesine çok şaşırmış. NY Times yazarı Amanda Craig'e göre Bush en son Ozzy'nin adını 1989'da, çılgın metalci milli anıt Alamo'nun üzerine işediği için, Başkan'ın Teksas'taki evinden ömür boyu men edildiğinde
duymuştu. Craig, olaydaki ironinin Ozzy'nin Bush'un karşısına 'yeterince iyi bir ebeveyn' rol modeli şeklinde çıkması olduğunu belirtiyor.
İnanması güç ama Bush'larla Osbourne'ların bile ortak yanı olabiliyor. Aynen Ozzy ve Sharon gibi, Bush'ların da ikiz kızlarıyla başları dertte. 19 yaşındaki Barbara ve Jenna, yaşları tutmadığı halde içki içen çılgın kızlar olarak çoktan bir repütasyon edindiler.
Geçmişe mazi
Peki nasıl oldu da vaktiyle anne babaların korkulu rüyası olan Ozzy, günümüz Amerika'sının örnek aldığı bir baba figürüne dönüşüp Beyaz Saray'a yemek davetleri alır hale geldi? Bugün Ozzy, icabında yerleri süpüren, köpek pisliklerini temizleyen ve çocuklarının azarlamalarına maruz kalan bir ev babası. "Bir rock yıldızı
'Sakinleştiricilerimi getirin!' ya da 'Küvetimi lanet olası Perrier ile doldurun' gibi emirler yağdırmalı," diyen Ozzy "Bir de bana bakın! Dirseklerime kadar lanet köpek bokuna bulandığım gibi, bunun karşılığında suistimale maruz kalıyorum," diye dert yanıyor. Ozzy'nin dışarıdan çekici gözüken hayatı, tipik bir aile babasının yaşamından farklı sayılmaz ama her şeye rağmen Karanlıklar Prensi asla, elinde evrak çantası akşam 18:00'de eve gelip, yemek masasında çocuklarıyla sohbet eden bir baba kadar tipik olamadı.
Her ne kadar asi Black Sabbath günleri ve paranoyak lirikleri mazi olsa da, 52 yaşındaki Ozzy'nin hâlâ koruması gereken bir karizması var. Bir konser öncesi, hazırlanan sahne dekorunun sabun baloncuklarından ibaret olduğunu gören Ozzy'nin sinirden köpürmesine şaşmamak gerek. "Bu baloncuklar da ne? Ben lanet olası Ozzy Osbourne'um! Lanet olası Karanlıklar Prensi'yim, anlıyor musunuz? Baloncuk falan istemiyorum, tek istediğim rock'n'roll yapmak," diyen Ozzy eski günlerini özlüyor olmalı. Yine de Ozzy'nin kendini öyle inanılmaz ciddiye aldığı falan yok. Simsiyah giyinmesinin nedeni, 'Karanlıklar Prensi' ünvanına layık olmak değilmiş. Ozzy, sürekli üzerine bir şeyler döktüğü için, lekeyi en az gösteren renk olan siyahı tercih ediyormuş.
Alışkanlıklardan korunma yolu
57 milyon dolarlık bir servete sahip olan Ozzy Osbourne'un para için değilse özel hayatını ne sebeplerle teşhir ettiği merak konusu. Bir basın konferansında, şovu sınırları zorlamak istediği için kabul ettiğini söyleyen Ozzy, ailesinin sorunlu olduğunu biliyor ancak "Sorunlu olduğumuzu belirleyen kriter ne ki? Walton Ailesi mi?" diye sormadan edemiyor. Osbourne'larla kayda değer bir süre geçiren Rolling Stone yazarı Erik Hedegaard'a göre Osbourne'ları milyonlarca kişiyi evlerine sokmaya iten sebep rock dünyasının en güçlü kadını Sharon'ın Ozzy'ye duyduğu aşk. Ozzy'nin eskiden madde bağımlısı olduğu, 14 kere rehabilitasyon merkezine girip çıktığı ve 1989'daki bir votka aleminin ertesinde karısını boğmaya kalkışıp hapsi boyladığı sır değil. Hedegaard'a göre, Sharon, kocasının eski alışkanlıklarına geri dönmemesi için onu haftanın altı günü, 12 kameralı bir eve yerleştirmenin iyi bir fikir olduğunu düşündü. Ozzy'nin bugün hâlâ, içtiğinde ya da hap aldığında gerçekten yaşadığını söylemesi, Sharon'un endişelerinin
boş olmadığını kanıtlıyor. Sharon, kocasının kafayı sıyırdığını düşünenlere kızıyor ve günde iki fıçı kahve ve şarap içip, 25 Vicodin alan herkesi anlamanın zor olacağını iddia ediyor.
Belki de sorunlu aileleri konu eden filmlerin, dizilerin ya da şovların bu derece rağbet görmesinin nedeni, herkesin onlarda kendi hayatına dair bir şeyler bulması. Bunlar aracılığıyla trajik olanın aslında komik de olabileceğini gören insanların yüreklerine az da olsa, su serpildiği bir gerçek. Ne mutlu ki Osbourne'ların hayatındaki komedi, trajediyi bastırıyor. Darısı herkesin başına...