Birimiz çuvallarsa, diğeri yakalar!

Birimiz çuvallarsa, diğeri yakalar!
Birimiz çuvallarsa, diğeri yakalar!
Yönetmen Tolga Örnek ve oyuncu Timuçin Esen, 2011 tarihli 'Labirent'in ardından bu kez 'Senin Hikâyen' filmiyle yine bir arada. Ve ikilinin dostluğu yönetmen/oyuncu ilişkisini çoktan aşmış...
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Meşhur senarist klişesi vardır ya ‘yazarken bilmem kimi düşündüm’ diye. Sizin aklınızdan Timuçin Esen geçiyor muydu?
Tolga Örnek: İlk senaryolarımı yazarken oyuncu düşünüyordum. Sonra o olmayınca büyük hayal kırıklığına uğruyordum. Son dönemde bunu yapmamaya başlıyorum. Senaryo bittikten sonra gönderiyorum. Ama biz ikimiz çok yakın arkadaş olduğumuz için konuşuyoruz projeleri.
‘Labirent’ten başlayarak sorayım. Timuçin Esen, ‘Gönül Yarası’ndan sonra uzun bir ara vermişti. Onu ikna etmek kolay oldu mu?
Örnek: Ben senaryoyu vermiştim ona. Beğendi ama onun bir işi gönülden yapabilmesi için inanması gerekiyor. Çok kez buluştuk. Bu konuşmaların çok faydası oldu sette. ‘Labirent’ gibi bir filmde sahneleri çekim günü konuşma lüksü yok. Karakter ve duyguyu önceden bitirmek gerekiyor.
2005’teki ‘Gönül Yarası’ndan sonra altı yıl sinemadan neden uzak kaldınız? Birçok teklif gelmiştir kesin.
Timuçin Esen: Bunun hiç analizini yapmadım. Aklıma yatmadı diyelim. Zaten ben çok oyunculuk idealleri olan birisi değildim. Amerika’da yönetmenlik okumuştum, konservatuvardan oyunculuk yapmayacağımı düşünerek mezun oldum. Buraya döndükten sonra bir süre sonra oyunculuk yapmak durumunda kaldım. Yavuz Turgul’un teklifi reddedilemeyecek bir şeydi. Bir de ben çok panik halinde bir şeyler yapmayı seven birisi değilim. Biraz mesafe koymam, biraz aklıma yatması gerekiyor.
Yönetmenlik eğitimi almış olmak rol seçerken nasıl bir etki yaratıyor?
Esen: Tabii ki vardır. Hepsi iç içe geçmiş şeyler. Bir yönetmenin de oyunculuğa aşina olması lazım. Tabii bunların birbirinin içine geçmemesi lazım. Oyunculuk yaparken, yönetmen gözüyle kalırsanız işler sarpa sarar. Tolga’nın teklifi olmasaydı, uzun süre daha oyunculuk yapmayacaktım. Şöyle bir durum var. Sinema eğitimini Amerika’da almış olmamın yarattığı belli bir bakış açısı var mesleğe. Belli bir kalıpla yetişmiş oluyorsunuz. Tolga’da da aynı referanslar var. Belki bu yüzden ortak bir noktada buluşmak daha kolay oldu. Güzel bir birliktelik aslında. Amerika’da sinema öğrencilerinin bir grubu vardır. Bir şey yazarlar okuturlar. Bir şey çekmek isterler, birbirleriyle konuşurlar. Diğerleri de direkt söylerler eleştirilerini. Ben döndüğüm dönemde bunun eksikliğini hissettim bir şeyler yapmaya çalışırken. Bu, Tolga ile son buldu. İkimiz bu ilişkiyi yakalayabiliyoruz. Bu işleri hem kolaylaştırıyor hem de zevkli hale getiriyor. Ben işleri didiklemeyi seven biriyim. Her türlü fikri ortaya atıp tartışmayı seviyorum. Bunu da Tolga ile kolay yakaladık. Buna kapalı değil.
Timuçin Esen’in yönetmen gözünün size nasıl faydaları oluyor?
Örnek: Çok. Hem sohbetlerde hem senaryo konuşurken hem de sette görüyorum. Çok güzel tavsiyeleri oluyor. Karakteriyle ilgili değil yalnızca, sahneyle ilgili de tavsiyeleri oluyor. Bu da çok zevkli oluyor. Ortak bir dilimiz var. Bu nedenle karşılıklı fikir söylemekte alınganlık olmuyor.
Aranızdaki uyum devam ettiği sürece birlikte çalışmaya devam mı? Bir Scorsese-De Niro; Yavuz Turgul- Şener Şen durumu olabilir mi?
Örnek: O kesin zaten! Aramızda konuşuyoruz zaten “Bir de tam komedi yapsak mesela” diye. Ben çok isterim çalışmayı. Ama bizim şöyle bir özgürlüğümüz var. Onun da bana rahatlıkla “Ben bu projede oynamak istemiyorum” deme özgürlüğü olduğunu o da biliyor ben de biliyorum. İkimiz de istersek. Çünkü diğer türlü de ilişkimiz zedelenir. O beni kırmamak için içine sinmeyen bir şeyde oynasın istemem. O zaman arkadaşlığımız zedelenir. O daha önemli.
Esen: Bu daha ziyade Tolga’nın inisiyatifinde aslında. Çok da geliştirici bir süreç. Böyle olunca ben oyunculuğu da fazla seviyorum. Oyunculuğun, benim kişiliğime ters düşen sıkıntılı tarafları var çünkü. Bu yüzden belki çok yapmıyorum. Kamera önünde olmak sıkıntılı. Kendini seyredebilen bir tip değilim. Ama Tolga ile olunca biraz daha keyifli hale geliyor. Daha özgür hissediyorum. Bu süreç bana çok şey kattı. Sonra yine bir şey yaparsak çok daha farklı bir noktada ona başlayacağımızı düşünüyorum. Faydalı sonuçlar doğurabilecek bir ilişki bu oyuncu/yönetmen ilişkisi.
Yönetmen-oyuncu birlikteliğinin tekrara düşmesi gibi sıkıntılar ortaya çıkabiliyor ama bir süre sonra?
Örnek: Biz daha güvenceli bir yerde duruyoruz. Çünkü ikimiz de aynı şeyi yapmayı sevmiyoruz. Eğer ben çuvallarsam Timuçin yakalar, o çuvallarsa ben yakalarım şeklinde bir karşılıklı sigortamız olduğunu düşünüyorum. Bir de birbirimize bir projede birlikte çalışmak istemediğimizi rahatlıksa söyleyebiliriz. Bu, güvenle ilgili.
Esen: En azından benim için öyle bir tehlike yok. Kendini tekrar eden bir Tolga Örnek senaryosu gelemez bana. Çünkü sürekli başka alanlarda geziniyor.
Büyük bütçelerle iyi popüler işler yapmak ticari olarak riskler de taşımıyor mu?
Örnek: Sinemadan kazandığınızla yola devam etmek gibi bir iddianız varsa, tabii ki seyirci önemli hale geliyor. Kaldı ki, seyirci her zaman önemli olmalı. Tamamen gişe kaygısı olan popüler filmler bir de ‘festival filmleri’ var. Bir de ortada ikisinden de unsurlar barındırabilecek, iyi hikâye, iyi sinema ama seyirci olarak da kendini döndürebilecek filmlere ihtiyaç var. Yani 300-500 bin seyirciyle kendini döndürebilecek bir alan var. Biz bu alanda var olmaya çalışıyoruz. Bu bir süreç. Oturacaktır. Bu filmler de destek görmeli bence, hem seyirciden hem de eleştirmenlerden. Şöyle bir gerçek var: Eleştirmenler festival filmlerine karşı daha hoş görülü. Sinema yazarları, köşe yazarları seyirci bu hoşgörünün bir kısmını biraz daha ortadaki alana kaydırabilirse hem kalite hem de film sayısı artacaktır.
Oyuncu için bir risk var mı bu tür tercihlerde?
Esen: Oyuncu için böyle bir alanın olmaması en kötü şey. Çünkü oyuncunun sinema yaparak hayatını devam ettirebilme şansını ortadan kaldırıyor. İkisinin de dezavantajları var. Birisinde para kazanamıyorsun hayatını devam ettirebilmek için, diğerinde ise yapmak istemiyorsun ya da tercih edilmiyorsun. Ama bahsettiğimiz filmler ne kadar çok olursa, ne kadar çok seyirciyle buluşursa o zaman oyuncular hem işlerini severek yapıp hem de ihtiyaçları olan miktarda paralarını kazanma imkânına sahip olacaklar.

TİMUÇİN ESEN
FİLM ÇEKECEĞİM


Yönetmenlik eğitimi aldınız, kamera arkasına geçmeyi düşünüyor musunuz?
Var tabii. Yönetmenlik okudum, bayağı uğraştık ettik. (Gülüyor). Ama bunu çok zorlamıyorum. “Şu zamana kadar film çekeceğim” diye bir durum yok. İçime sindiği, içimde duramayacak noktaya geldiği vakit çekeceğim. Bu zamanın da yaklaştığını düşünüyorum. Önce içime sinecek bir senaryo yazmam ya da birinin yazıp bana getirmesi gerek. Var tabii hikâyelerim, uğraştığım senaryolar ama hiçbiri daha içime sinecek şeklini almadı. Ama bir noktada bir şey çekmek istiyorum.
2014’te sizi bir de Melisa Önel’in ‘Kumun Tadı’ filminde izleyeceğiz…
Bu filmde sizi çeken neydi?
Senaryo. Karakter de önemli tabii. Aynı şeyleri yapmak istemiyorum. Farklı bir senaryo, farklı bir karakter, farklı bir dünyayı anlatan bir film. Ama uzun sürdü filmin bitme ve tamamlanma süreci.

TOLGA ÖRNEK
RİSK ALMAK LAZIM


Bu kadar farklı türler arasında gezinmek riskli değil mi?
Riskli. Ama bu riski almazsan da kendini emniyetli bir alanda tutup tekrar etme riskin var. Aynı tarzda film yaptığınızda bildiğiniz teknikleri kullanmaya eğiliminiz olabilir. Tarzı tamamen değiştirdiğinde, yeni bir dil bulmak gerekiyor. Bu da her şeyin yeni bir tecrübe olması demek. Bu da yelpazeyi genişletiyor. Bu film biraz karakter üzerine dolayısıyla yeni şeyler öğrendim.
Film biraz sizin hayatınızla da paralellikler taşıyor. Çocuğunuz oldu sizin de. Bu süreci hikâyeleştirme fikrine nasıl karar verdiniz?
Karımın hamile olduğunu öğrendikten birkaç gün sonra notlar almaya başlamıştım. Çünkü çok farklı bir döneme girdik. Hayatın değiştiğini ve öğle gideceğini hissediyorsun. Bir buçuk yıl boyunca ufak notlar almaya devam ettim. Bazı olayları abartarak not ettim. ‘Labirent’i çekerken de bu filmi çekme fikri oluşmaya başlamıştı.