'Biz daha iyi adamlarız'

Herhalde 'arayış', Okan Bayülgen'in şimdiki halini açıklayan en doğru kelime.
Haber: ORAY EĞİN / Arşivi

Herhalde 'arayış', Okan Bayülgen'in şimdiki halini açıklayan en doğru kelime. Zaga'nın dışında, bir anda kampanya reklamlarında, köşe yazarlarının sütunlarında ya da onlarla birlikte poz verirken, bazen süper modellerle
yan yana, bazen de film setlerinde yer alışı ve tüm bunlardan kendine bir çeşitlilik yaratması da bunun sebebi. Ama onunki bayağılaşmayan, kendi içinde tutarlı, haklı bir arayış. "Siz böyle bir adam değildiniz, bırakır giderdiniz" dediğimde "Zaten haziran ayında, Zaga dört yılını doldurunca bırakıyorum" diyor. Sonra ne yapacak, kendisi de emin değil. Ne yaparsa, yakışacak ama. Okan Bayülgen'in bir yönü de hakikaten ikna edici oluşu.
Niye yılbaşı gecesi NTV'deydiniz?
Daha önce 23 Nisan'da başlattıkları bir kampanyada da onlarlaydım. Orada galiba başarılı oldum. Sadede geldim. Bir an önce şu malları satalım, çocuklara para gelsin gibilerinden bir şeyler yaptım. Sanıyorum 'Bu komik bir adam ama çok da laubali değil, ciddi işlerde de fena durmuyor' diye düşünüyorlar. Yılbaşı gecesi de yaptığımız buydu. Evet, herif komik ama bu masaya oturtunca da oldu. O geceyi herhangi biri 'Ben çok komiğim' diye yavşatabilirdi.
Halbuki ilk günlerinizde mesaj karşıtıydınız, şimdi televizyondan para topluyorsunuz. Nasıl bir geçiştir bu?
Tabii ki Bedensel Özürlüler Derneği beni çağırıp 'Sempati Ödülü' verdiğinde sinir oluyorum. Çünkü bu insanlarla yapılması gerekenin çok akıllı şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. Eskiden şöhret olacağım diye bir derdim yoktu, onun için
o kadar rahat davrandım. Ama şimdi de şöhretimi korumak gibi bir derdim yok. Sadece asıl zenginliğin çok para kazanmak
olmadığını biliyorum.
O zaman bir ara yol bulmaya mı çalışıyorsunuz?
Ne yapabilirim diye bir şey arıyorum. Hiçbir zaman kimseye mesaj vermedim. Televizyonda sadece 'Bu çocuklara para verin' dedim. Çünkü orada 'Çocukluğunuzda size tecavüz ettiler mi?' gibi anılarımı anlattırıyorlardı, o durumu kestim. 'Hadi lan, ne yapıyorsunuz, burada para toplamak için varız' dedim. Kimse kendi otuzbirini çekmesin bu ekranlar karşısında. Burada bulunmamızın nedeni şu ağzına sıçtığımın kamerası karşısında otuzbir çekmek değil. Niye bir herif çocukluk anısını anlatsın? Bana ne ondan.
NTV'dekiler bu çıkıştan tedirgin
olmadı mı?
Hayır, çok kafalı herifler. Yayını tamamen bana bıraktılar. Ben de 'Yılbaşında salak salak eğleneceğinize bilgisayardan iki tane tık yapın, cebinizden para çıkmıyor nasılsa, şirketlerin logolarını gördüğünüz için para yatırıyorlar' dedim. Dalga bu.
İnandınız mı kampanyaya?
Ben 50 yaşıma bu ülkede girmek istiyorum; 38 yaşındayım. Hep beraber zengin olunmazsa kişisel zenginliğin hiçbir boka yaramadığını düşünüyorum. Hiçbirimiz aldığımız son model spor arabalarla -benim de var- bu yollarda gidemiyoruz. Çünkü bir metrelik çukurlar var. Ne kadar çok para kazansam, ne kadar en mükemmel arabalara binsem sokaktaki bu çocuklar oldukça, ne kadar güzel bir evde otursam etrafta bu çirkin binalar oldukça, ne kadar çok mükemmel yerlere gidip, masalar kurdurup arkadaşlarıma ve kendime cebimdeki parayla veya bedavadan ziyafet çektirsem
de etrafta bu ayılar oldukça gerçek zenginliğe ulaşamayacağımı biliyorum. Böyle bir zenginlik yok. Bu şöhreti çok isteyen varsa veriyorum, alsın kıçına soksun.
Şöhret ancak kıça sokulacak bir şeydir. Başka hiçbir boka yaramaz. Dünyanın en aykırı adamları, her şeyi yerle bir eden kişiler de uyuşturucu aleyhinde kampanyalarda çalıştılar.
Niye onlar?
Çünkü onlar daha iyi adamlar. Çünkü bizim gibiler daha iyi adamlar. Biz hiçbir zaman hayatımızı, kariyerimizi bir şirkette çalışırken yanımızda oturan herifin ayağını kaydırıp, o masaya geçmek için kurmadık. Biz hayatımızı hep yıldızlara bakarak kuruyoruz...
'Komiğim ama yeri geldi mi de ciddi olurum' gibi bir kaygınız var mı?
Ben komik değilim. Şekil olarak öyle bir adamı oynamıyorum. Bu kadar komik çocuk var, şimdi bunlarla yarışa girmeye gerek yok.
İnsanları espri yaptığım zaman değil, sinirlendiğim, bir şeye isyan ettiğim,
'Hasiktir oradan' derken güldürdüm... Arkamdan komik denmesini istemem. Çünkü benim yetişme şeklimde komik çocuklarla kimse sevişmezdi. Onlar komikti. Masada onlarla eğlenilir, hüzünlü, melankolik, yakışıklı, uzun boylu, gizemli, sert, erkeksi gibi sıfatları olan çocuklarla kızlar sevişmeye giderdi.
'Kadınlar kendilerini güldüren erkekleri sever' iddiasına ne demeli?
O komik ve çirkin adamların icat ettikleri bir şey. Onu ortalığa saldıkları için birkaç
kız bulabildiler.
Benim fotoğrafım güzel bir kadınla çıkıp da
'Bu kadın onunla komik olduğu için yatıyor'
denmesinden nefret ediyorum.
Niye yatak maskarası olayım canım?
Ama siz birkaç komik adam, sürekli birkaç kadınla...
Dört tane şovmen sayıp bunların en komiği kim diye yarışmaya sokuyorlar.
E, biz söyleyelim hangimiz en komik! Ben insanlara komik durumları işaret ediyorum.
'Bir klip çekmişsin, ne kadar salak görünüyorsun' diyorum ve bu komik oluyor.
Dördünüz kadınlarınızı kendi aranızda
değiştiriyor musunuz?

Hayır, ben onların olduğu kızlarla, onlardan sonra hiç çıkmadım. Onlarla benden sonra bir şeyler olabilir. Ama bunların yarısı da yalandır. Birtakım kadınlar sayıp bunlara eşlik etmeye çalışıyorlar. Çünkü Türkiye'de son yıllarda yaşanan, 'Pompei'nin Son Günleri'yle bağdaştırılabilir. Nasıl yanardağlardan lavlar fışkırıp herkesin üzerini örtmeden bir sevişme ve eğlenme dalgası başlamışsa, Türkiye'de de yaşanan bu. Şu meşhurla şu meşhuru seviştirelim, biz de onları seyredelim... Acayip pornografik bir görsel dünyamız var. Her şey pornografik.
O kadar çok sevişiyor musunuz?
Onu da açıklamak istiyorum: Biz medyaya yetecek kadar sevişmiyoruz. Eskiden tek kanallı ve iki üç gazeteli dönemde insanlar hakikaten o medyanın üzerinde sevişebiliyordu, fakat şu anda sokaklarda dolaşan binlerce magazin muhabirine yetiştiremeyiz. Benim 18 tane pipim olsa yetmez. İmkân yok o kadar sevişmemize. Mesela bir yerden çıkıyorum, arkamdan
'Sabahın ilk ışıklarında bilinmeyen bir yöne doğru kayboldular' yazılıyor. Yani ben öyle bir yere gitmişim ki, orada 70 tane çıplak kadın, birtakım siyah porno starları ve acayip bir grup seks başlamış. Ben öyle değilim, eve gidip çorbamı içiyorum, burnumu karıştırıyorum.
Dördünüz bir yandan da 'Rakip değil, arkadaşız' görüntüsü mü vermeye çalışıyorsunuz?
Dört kişi bir araya gelmiyor hiç.
Ama onlarla tek tek görüşmelerimde
mutlu oluyorum. Dördümüz toplanıp da 'Hadi dışarı çıkıp kızlara bakalım, eğlenmeye gidelim' diye konuşmuyoruz. Böyle bir dörtlü değiliz.
Mesela Yılmaz Erdoğan'la hiç erkek muhabbeti yapar mısınız?
Olmuyor, hayır. Yılmaz'dan daha çok Cem'le ya da Beyaz'la görüşürüm ama çoğunlukla konuşmalar teknik olur.
Sinema hakkında çok konuşuyoruz. Dikkatliyiz birbirimize karşı, saygılıyız. Bence önemli olan bu. Sanılanın aksine aramızda 'Sen hangi mankenle oldun?'
gibi sulu zırtlak şeyler geçmiyor...
Artık daha iyi niyetli biri mi oldunuz?
Hayır, tamamen kötü niyetliyim. Sadece dozaj bilmek ve insanları kabul etmek gibi bir düşüncem var. Karşımdaki on saniye içinde ağzına sıçabileceğim malzeme veriyorsa, bu benim için çok kolay. Onu orada öldürmem. Onu seviyorsunuz, sevmeye de devam edin. Zaten korkarak geliyorlar programa, hiçbir bok olmamasına rağmen.
Peki 'Gece Kuşu' döneminde bu insanlarla alıp veremediğiniz neydi?
Tanımıyordum. Ben halktım, başka bir yerdeydim. Aradan yıllar geçti, onların aslında çok da nefret edilmeyecek adamlar olduğunu gördüm. İçlerine girdim ama beraber yaşamıyorum. Şimdi biraz daha kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birkaç üniversite öğrencisine yaranayım diye bu insanlara hakaret edemem. Bu çok çiğ bir hareket. Eskiden bir adam getiriyorlardı. Plakçısı 'Biz bu adamı serseri olarak çıkardık' diyordu. Çocuk süt dökmüş kedi gibi oturuyor. 'Kardeşim sen ne iş yaparsın?' diye soruyorum, 'Ben serseriyim' diyor. O zaman da kıyamazdım.
***
'Hakkı Devrim'le beni Viagra düşkünü sanacaklar'
Neden Hakkı Devrim'le söyleşi yaptınız?
Bunu özellikle anlatmak istiyorum. Hakkı Devrim'le röportaj yapmayı çok istedim. Onu 'Senle röportaj yapıyoruz, bayramda yayınlanacak. Çocuklar okusun, tonton ihtiyar olarak gösterilen kişinin ne kadar zıpçıktı ve akıllı bir adam olduğunu, o aykırı çocuğun da çılgın bir popçu olmadığını görsünler' diye aradım. Röportajda linguistik gibi abuk sabuk şeyler olacağı için, biz de çılgın giyinelim, o fotoğraflar yüzünden röportaj okunsun istedim. Ben ne salakmışım ya! Aynı grubun gazetesi Hürriyet, onun düğmesi açık resmini yayınladı. Onlara elli tane fotoğraf gönderdim; hangi sayfa sekreteri o resmi yayınlar!
Başından böyle bir işi reddetmeniz gerekmez miydi?
Hayır, Hürriyet'in istediği hoş bir şeydi. Ben de onlara inandım. Ne oldu, röportajın sonunda 'Size Viagra'yla ilgili soru sormuyorum' dedim. O da üç beş cümle söyledi,
bütün röportajı yok ettiler, sadece o bölümü sordular. Ben şimdi Ertuğrul Özkök'e mektup yazmak istiyorum. 'Acaba nasıl bir ülkedeyiz ve nasıl bir basın ki bu, bizler ölüp gideceğiz, sizler bizi seks manyağı olarak gösterdiniz' diye. Çok sağlam şeyler konuşuldu orada, bunu çük kaldırma ilaçlarıyla anlatacaklarına, aslını koysalardı daha az okunmayacaktı. Anlamadıkları bu. Bizi Viagra düşkünü adamlar sanacaklar.
Yıllar önce Hürriyet'e 'Bu ülkede mizahla muhalefet yapılmaz, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarından çok etkilendim' demiştiniz. Ardından da Ertuğrul Özkök övgü dolu, hak veren bir yazı yazmıştı. Hakikaten inanarak mı söylediniz?
Komedyenler acınacak şeylerle dalga geçmezler. Türkiye'de siyaset acınacak bir durumdur, komedyenler böyle şeylerle uğraşmaz. Hep kendilerinden daha büyük müesseselerle dalga geçerler. Bu uğurda da Osmanlı ve dünya tarihinde olduğu gibi kellelerini kaptırırlar. Çünkü çiş gibi bir şeydir, gelince durmaz, akar... Birtakım komedyenler Demirel taklidiyle ömrünü tamamlamış olabilir ama çok belli ki yeni jenerasyon bunu yapmıyor. Ben nasıl Ecevit taklidi yapayım? Gerek yok.
Kastettiğiniz tam o değildi galiba, suya sabuna dokunmamaktan bahsediyordunuz sanki.
Hayır, hiçbir
zaman onu kastetmedim. Ama Hakkı Devrim'de olduğu gibi diğerinde de sorumluluk kabul edemiyorum. Ben de Ertuğrul Özkök'ün yazısını baş köşeme asmadım. Ertuğrul Özkök takdir edebilir, insanların beni takdir etmesi beni ilgilendirmiyor. Binlerce kişi beni takdir etmiştir.
Zaten ilk çıkışınız da mevcut düzene muhalif bir tavır değil miydi?
Hâlâ öyleyim ve bu konuda çok yalnızım. Bin kere dedim ki 'Oy verin, yoksa sizi salaklar yönetir'. Hakkımda dava bile açmıyorlar, ben hep böyle diyorum diye. Bütün dünyada hakikaten çok çılgın adamlar bunu yapar, söyler. Frank Zappa sırf bu lafı söylemek için takım elbiseyle sahneye çıkıyordu. Ama Türkiye'de kime muhalefet koyacağım? Kiminle muhalefet edeceğim? Peki şu çıkmazla nasıl uğraşacağız: Türkiye oy vermek konusunda dünyada birinciliğe yarışıyor. E, oy veriyor bu insanlar. Oy verenler mi salak?