Biz oyuncular da beyaz yakalılar gibi sistemin parçasıyız

Biz oyuncular da beyaz yakalılar gibi sistemin parçasıyız
Biz oyuncular da beyaz yakalılar gibi sistemin parçasıyız

FOTOĞRAFLAR: CANSIN ŞENEL

İlk kez birlikte rol aldıkları TV dizisi 'Kayıp'ta tanışan Dolunay Soysert ve Aslı Enver, Craft Tiyatro'nun yeni oyunu 'Personel'de tekrar bir arada. Neoliberal düzenin insanlık dışı şartlarını beyaz yakalı çalışan Emma üzerinden anlatan, Çağ Çalışkur yönetimindeki oyunda olan bitenler herhangi bir şirkette çalışan herkese tanıdık gelecek cinsten. Dolunay Soysert ve Aslı Enver ile 'Personel'i ve dahasını konuşmak üzere buluştuk...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Bu ikili nasıl bir araya geldi?
Aslı Enver: Craft’tan oyuncu arkadaşımız Güven Murat Akpınar ile konuşuyorduk, Craft’ın oyunlarını izliyor, beğenilerimizi belirtiyorduk… Derken bir oyun geldi…

Dolunay Soysert: ‘Kayıp’ zamanında başlayan arkadaşlığımızdan sonra beraber sahnede bir şey yapalım diye konuşmuştuk. Çok planlı olmadı… Sonra tekst ilk önce Aslı’ya geldi. Ben Craft’ı çok beğeniyle takip ediyordum. Bütün oyunlarını izlediğim gibi tiyatroya bakışlarındaki modern anlayış da çok hoşuma gidiyordu. Yeni bir soluk getirdiklerine inanıyorum Türk tiyatrosuna. Aslı da beraber oynamak istediğimizi söylemişti zaten. Ve tekst benim mailime de düştü…

Siz ‘Kayıp’ dizisinde de birlikteydiniz, diziden önce tanışıyor muydunuz?
Dolunay Soysert-Aslı Enver: Hayır…

Aslı Enver: Gıyabında sürekli bir şeyler duyardım… Sürekli “A siz Dolunay’la tanışmıyor musunuz, tanışmanız lazım” derlerdi bana yıllardır. Gördüğümde tanıyor gibiydi…

Dolunay Soysert: Ben de. Ama tanışmıyorduk. İlk defa ‘Kayıp’ın okuma provasında karşılaştık. Bir yerden başlamadı bizim ilişkimiz,  yıllardır bir türlü karşılaşamayan insanlarmışız ve sonunda başarmışız gibi oldu. Tuhaf benzerliklerimiz üzerine örnekler verirlerdi bize insanlar. Fark ettik ki vizyonumuz, hayata bakış açımız ve mizah anlayışımız çok aynı.

DOLUNAY SAHNEDE CAN YELEĞİM
Siz ilk defa tiyatro yapıyorsunuz, nasıl bir hismiş?
Aslı Enver: Dolunay gerçekten can yeleğim. Bazen beklediğimiz yerlerde seyirci reaksiyon vermeyebiliyor ve ben hemen demoralize olabiliyorum. İlk sahne mesela, gerçekten ödümü koparıyor… İlk çıkmak ve yalnız olmak… Biliyorum ki bir adım ötede ama bir adım ötede de seyirci var!

Oyunun yazarı Mark Bartlett Guardian’a verdiği söyleşide demiş ki “Tiyatro kutsal falan değildir. Çok kötü tiyatrolar da var. 70’lerin hızında tiyatro yaparak bugünün seyircisini kazanamazsın” diyor. Siz ne dersiniz?
Dolunay Soysert: Şu çağın insanını anlatan metinler çoğaldı, insanlar kendilerini görmek istediler. Bu metnin de başarısı bu. O kadar çok beyaz yakalı insan, o kadar çok kurum var ki… Herkes bu sözleşmelere maruz kalıyor, herkes bu hiyerarşinin içinde bir çaba içerisinde. Herkesin bulma derdi var, iş bulduktan sonra kalma derdi var. Bu sistemin içerisinde ‘Personel’in hitap ettiği kitleyi tahmin ediyorduk ve çok kalabalık olduklarını da tahmin ediyorduk. Hayatımızı anlatan işlere ilgimiz var. Bu demek değil ki klasik işler yapılmayacak. Klasikler de yapılacak ama onlara da modern bir anlayışla bakmak gerektiğini düşünüyorum. TV ve sinemayla yarışıyoruz, sonsuz bir teknikle karşımızda bir canavar olarak dikiliyorlar. Biz o tekniği ancak günümüz insanının hayat meselelerini anlatarak yakalabiliriz.

Beyaz yakalıların dünyasıyla bir temasınız olmuş muydu daha önce?
Dolunay Soysert: Çok yakın temas halindeyim ben, çünkü kardeşlerim ve kardeşlerimin eşleri ve hatta Sinan’ın (Tuzcu) kardeşi ve eşi ‘plaza insanı’ diyeceğimiz insanlar. Ama ‘Personel’den sonra başka bir gözle dinlemeye başladım anlattıklarını. Ne yaşadıklarını daha empati kurarak takip edebiliyorum. Kurumsal olarak yaptığım işler de var. Bir ilaç firması için MS’li hastalarla ilgili bir proje için çalışıyorum, sistemin nasıl işlediğini, bir kararın alınması için kaç kişiden geçmesi gerektiğini, parlak olduğunu düşündüğünüz bir önerinizin bile fazla parlak bulunduğunda ne hale getirildiğini, önünüze ne gibi engeller konulduğunu, bir şeyin gerçekleşmesi için ne kadar beklemeniz gerektiğini tecrübe ediyorum. Çok hızlı çalışan bir firma olmasına rağmen getirdiğimiz her yeni şeyde çok fazla bürokrasi var. ‘Personel’in sözleşmesinin abartılı bir sözleşme olduğunu düşünmüştüm. Oyuna çalışırken bir bakalım, nerede ne sözleşmeler var diye baktığımda, sözleşmenin birebir aynı olduğunu, genel olarak sözleşme formatlarının böyle geliştiğini gördüm.

Şirket içi özel ilişkiye müdahale var mıymış?
Dolunay Soysert: Çok büyük firmaların sözleşmelerine baktım. Çok şaşırdım, aynı departmanda aşk ilişkisi mümkün değil. “Ama aşk” diyebileceğiniz bir şey mümkün değil… “Onu tercih ediyorsan gidebilirsin” diyorlar.

ETRAFTA O KADAR ÇOK GÖZÜNÜN FERİ SÖNMÜŞ İNSAN VAR Kİ…
Kadın adaylara “Çocuk yapmayı düşünüyor musun?” diye sorulması çok sıklaştı mesela.
Dolunay Soysert: Doğum izni kullanmanız hakkınız ama doğum iznini kullanmamanızla ilgili manevi baskı görüyorsunuz. Orada olmadığınız süreç size sürekli olarak hatırlatılıyor, halbuki bu kanuni hak.

Aslı Enver: Beyaz yakalı tanıdığım yok. Oyunu okurken Dolunay’a “Bu kadarı nasıl gerçek kılınabilir ki insanın zihninde?” diyordum. Dedi ki bana “Bunlar gerçek” ve onun üstüne iyice araştırmaya başladık. Ama oyundan sonra seyircilerden “Geçen günkü olay gibi” türü konuşmalar duymaya başladık. Karakterim Emma için hep “Bu noktaya gelsek neden durursun?” diyordum ama biz de ona bakarsan 48 saat çalışıyoruz ve duruyoruz! Çünkü bu bizim işimiz ve seviyoruz. O kadın da kendi işini seviyor. Nedense şöyle bir yargı var; “Sabah 9, akşam 5 bir iş…” Evet, o onu seviyor çünkü. Oradan bakmaya başladıkça Emma’yı ve Emma gibileri de anlamaya başladım.

Dolunay Soysert: Gitmesi gerekiyor Emma’nın diye düşünmüştük başta. Hangi güçle insan bu kadar şeye maruz kalır ve durur? Ama metnin içinde çok önemli bir şey var, ilk tehdidini savurduğu anda dışarıda kolay iş bulunamadığını hatırlattı ona. Tazminat davaları da var… Bunların hepsinin Emma’ya şantaj olarak kullanıldığını düşünüyoruz. Müdürün bir kimlik olduğunu düşünmedik hiç, müdür tamamiyle sistemi temsil ediyor. “Sistem budur, karşında bu sertlikle dikiliyoruz. Ya uyarsın, ya da koparıp atıyoruz seni” diyor. Hem de her şeyini, bütün insanlığını öldürerek. Çarka kapıldığınız zaman bir şekilde kimliğinizi kaybediyorsunuz.

Aslı Enver: O kadar çok var ki etrafımızda gözünün feri sönmüş insanlar. Gözünün feri sönmüş ama yüzü gülüyor ve aşırı gülüyor… Etrafıma baktığımda görebiliyorum öyle insanlar. Ne yapsın, ne yapabilir ki?

Emma için başkaldırma, isyan etme hali mümkün değil mi sizce? Gezi sürecinde hiç beklemediğimiz, çok etkileyici bir an yaşattı bize beyaz yakalılar, öğle arasında bir TV kanalını protesto ederek. Plaza Eylem grubu mesela, bu tür eylemlilikler içinde olan bir örgütlenme…
Aslı Enver: Kurtuluşu var mı bilmiyorum ama son damlaya kadar direndiğini görüyoruz.

Dolunay Soysert: Ben bu konuda çok umutsuzum. Bu kadar farklı özel sektör kurumu varken ne kadar toplu harekete gidersen git, herkes sistemin içerisinde kendi yararları doğrultusunda hareket ediyor. “Tepende işini kaybedersen aç kalırsın” gibi bir şey varsa, bir firmada da “Bunu yapmazsan sana ekstradan tatil veriyoruz” gibi bir şey varsa birleşemiyorlar zaten. Bütün bu insanların aynı anda aynı isyanı çıkarması mümkün gelmiyor bana. Katılımcı olunuyor ama devamı gelmiyor. Biz şikayet etmeyi, ardından gelecek isyanı yapan bir milletiz ama takibini yapmıyor, çabuk unutuyoruz.

Oyunda iki kadın var. Her ne kadar kadın müdür sistemin temsilcisi olsa da… Daha çok erkekler tarafından dillendirilen bir laf vardır, “Kadın yönetici daha gaddardır, kadın kadının kurdudur” diye. Ama ‘kadın dayanışması’ diye de bir  şey vardır. Siz hangi taraftasınız?
Dolunay Soysert: Oyun üzerinden bakarsak biz onun üzerinde durmamaya dikkat ettik. Kadını da sistem olarak ele aldık. Bu iki erkek arasında da oynanabilecek bir oyun. Metnin içinde de altı çizili değildi, oynarken de çizmemeye dikkat ettik. Tamamen sistemin insanlığımızı nasıl yok ettiğine odaklanmış bir oyun.

DİZİLERDE SALT KÖTÜLER VAR ÇÜNKÜ MASAL SEVİYORUZ
Bu söylediğim genelgeçer yargılar sizin sektör için de geçerli mi mesela?
Dolunay Soysert: Kamera arkasına çok hakim değiliz ama oralarda da genelde dayanışma oluyor çünkü bizim çalışma şartlarımız çok zor. Kadının kadının, erkeğin erkeğin ayağını kaydıracağı bir durum değil; beraber uykusuz kalıp beraber aç kalıyorsunuz ve iş yürüsün diye bakıyorsunuz. Bu çok ütopik gibi görünüyor ama bizim sektörümüz daha dayanışmaya dayalı bir sektör.

Aslı Enver: Hayır, tamamen kişisel durumlar onlar. Çürük elmaysan çürük elmasındır…

Dolunay Soysert: Her sektörde olduğu gibi bizde de mücadele edilen alanlar oluyor. Aynı anda birkaç kişiyle istediğiniz roller, yapmak istediğiniz işler oluyor ama bana önerilen rolü aynı zamanda Aslı’ya önerilse Aslı başka yorumlar, ben başka yorumlarım. O yönetmenin hangi yorumu istediğiyle alakalı bir şey. Onun ayağını kaydırmam benim o rolü almama sebep olacak bir şey asla olmayacaktır.

Peki dizi senaryolarında sık gördüğümüz; çok kötü, paçalarından kötülük akan kadın karakterler sizi rahatsız ediyor mu önünüze bir iş geldiğinde?
Aslı Enver: Bana, 21-22 yaşlarındayken bir ergen acımasızlığı kötülüğü rolü gelmişti. Gerçekten çok kötü yazılıyordu ama nasıl yorumladığınız önemli. Kötülük yapmıyor aslında hakkını arıyor gibi bir şeye de dönüşebilir. En son Dolunay’la yaptığımız ‘Kayıp’tan örnek verelim: Dolunay’ın çocuğu kaçırılıyor, kocasıyla beraber olan da benim, çocuğu kaçıran da. Ama bir yandan da Dolunay’la çok yakın arkadaşım. Bu tamamen nasıl yorumladığınla alakalı. Kimse bana “Vay ne de kötüydün” demiyordu. Ki zaten Elif Usman da hiç salt kötü yazmadı.

Dolunay Soysert: Hikâyenin içerisinde ne yaparsan yap o karakterin iyi olan hiç bir alanı olmayabiliyor. Biz çok masal seven bir ülkeyiz, cadılar ve Pamuk Prensesler arasındaki mücadeleye bayılıyoruz. Aşksa mutlaka acı çekilmesi gerekiyor; ikinci kadınları, ikinci adamları çok seviyoruz. Onlar hep çok köşeli yazılıyor. Salt kötü, salt iyi insan diye bir şey yok zaten. O tip senaryoların başarılı olduğunu da düşünmüyorum ama biraz oyunculukla da ilgili.

Aslı Enver: Biz oyuncu olarak böyle işleri çok sevmesek de günün sonunda televizyonda devam eden işlere bakıyorsun… Bakıyorum bakıyorum, seçiyorsun bir işi, devam etmiyor, seçiyorsun devam etmiyor… Ve eline salt kötü ve salt iyinin olduğu bir senaryo geldiğinde “Kesinlikle tutacak” diyorsun ama şu ben son damlada değilim, şu an için direneceğim diyorsun. Ama reyting sistemi değiştiğinden beri, tercih edilen işlerin bu tip işler olduğunu görüyoruz. O işlerde oynayanlara da bir şey diyemeyiz…

‘DİZİNİN BİTMESİ OYUNCAĞIMIN ELİNDEN ALINMASI GİBİ’
Üzülüyor musunuz rol aldığınız diziler erken bitirilince?
Aslı Enver: Çok üzülüyorum.

Dolunay Soysert: ‘Kayıp’ bittiğinde çok üzüldük. Bayağı büyük bir ayrılık yaşıyorsunuz. Siz bir karakterle yaşamaya başlıyorsunuz ve o karakterle vedalaşması ayrı bir süreç. O karakter bünyenizde oluyor artık. Bir sabah kalkıyorsunuz, reyting gitmiş ve ondan sonra da haberi geliyor… Bir anda gönlümden atıp “Bundan kurtuluyorum artık, böyle bir şey yapıyorum” diyemiyorsunuz. Çok güzel bir bağ kuruluyor karakterle sizin aranızda. Buyur gel ve burada canlan dediğiniz birisi yazılmış ve o gitmeye karar veriyor, birileri emrettiği için. Çok ağır geliyor tabii. Sonra ekipler… Hayatınıza bir 60 kişi girip sonra tekrar geri çıkıyor. Sonra o 60 kişinin 30’u başka bir işte buluşuyorsunuz, üç-dört hafta sonra o da dağılıyor. Sürekli olarak hayatınızda bir gel-git olayı var…

Aslı Enver: Sağlam olmak gerekiyor çok zedelenmemek için… Bizim ‘Kayıp’ta reytinglerimizin çok kötü olmaması ve gün değişimiyle tepetaklak olması, sonra hiç aynı gün yayımlanamamamız… Göz göre göre gitmesi hissi vardı. Ben kendi yaptığım işten rahatsızlık duyuyorsam bence de bitsin. Ben istemem zaten öyle de gözükmek. Ama sevdiğimiz işleri çok seçerek, altı, yedi ay bekleyerek, diğer işlere “Hayır” diyerek ve beklediğin, çok çalıştığın bir şeyin elinden alınması… Çocuk gibi, oyuncağının elinden alınması gibi. Ben ‘Kayıp’ı seviyordum, sevildiğini de görüyordum ama maalesef ki sayı olarak çok dar bir seçmen tabanımız var.

‘Mutlu Ol Yeter’de nasıl bir karakteri oynuyorsunuz şimdi?
Aslı Enver: Ali Atay, Ertan Saban ve Öner Erkan’la iyi bir ekip olacağımızı düşündüğüm için de dahil oldum, “Hadi bir de komedi deneyelim” dedim. Zeynep erkeklerle büyümüş, en yakın arkadaşı Ali Atay’ın oynadığı Can olan bir karakter. Zeynep çok rahat, her şeyle dalga geçebilen bir kız. Daha önce oynamadığım bir karakter. Beni en azından mutlu ediyor, ‘Mutlu Ol Yeter’.

Sizin var mı şu an TV projeniz?
Dolunay Soysert: Seddülbahir’i çekiyoruz TRT ile Çanakkale’de. Dört bölüm olarak tasarlandı. Çanakkale Savaşı’nın 32 saatini anlatıyor. Köydeki şifacı, Hatice Kadın’ı oynuyorum. Erkeklerin sayısının azalmasıyla erkeklerin işine soyunmuş ve cepheye yardım yapmaya çalışan bir kadın. Hep savaş sahneleri vardı ya, geride kalanlara ne olduğuna bakan bir proje. Yıllar yılı çocukların seyredeceği projelerim hep olmuştur benim, hâlâ her 29 Ekim’de benim 17 sene önce rol aldığım ‘Cumhuriyet’ seyrediliyor, araya ‘Veda’ girdi, ‘Mavi Gözlü Dev’le Nazım girdi… Bu da bu dönemin projesiymiş demek ki dedim.  

SEKTÖRE GİRDİĞİMDE DİZİLER 50 DAKİKAYDI, ŞİMDİ 130…
Oyunun içine girince kendi çalışma şartlarınıza dönüp baktınız mı?
Dolunay Soysert: Sistem sadece beyaz yakalılar için çalışan bir şey değil ki. Büyük bir çarkın içinde küçük küçük çarklar dönüyor ve en büyük çarka hizmet ediyor. O küçük çarklardan biri de biziz. O çark medyaya bağlı, o reklam sektörüne bağlı derken… Biz dizilerin süresi kısaltılsın diyoruz ama o zaman reklam sektörü bağırıyor, yapımcı bağırıyor derken diyorsun ki burada en ufak çark benim, benden yukarısı çok büyük diyorsun… Bir sistem değiştirilecekse toplu olay ve toplu kararlara ihtiyacımız var. Biz çok çabaladık, kaç senedir her yürüyüşe katılıyorum, “Lütfen kısalsın şu dizilerin süresi” diye ama bir dakika bile kısaltamadık. Hatta inat eder gibi her sezonda bir 10 dakika eklendi üzerimize. Sektöre girdiğimde 50 dakika iş çekiyorduk, şu anda 130 dakika…

Aslı Enver: Biz şu anda ‘Mutlu Ol Yeter’de 70 dakika çekiyoruz ve sonuçlarını görüyorsun…

Dolunay Soysert: İşte cezalandırılıyor gibisiniz. Sisteme girmezseniz “Bu savaşta olamayacaksınız” deniyor. Acaba ne kadar devam edecek? Öğlen başlayıp akşama kadar sürecek diziler mi yapılacak?

ANKETÖRLÜK, BEBEK BAKICILIĞI, TERCÜMANLIK YAPTIM
Hiç para kazanmak için başka bir iş yaptınız mı hayatınızın herhangi bir döneminde?
Aslı Enver: Anketörlük yaptım ben, ne kadar zor bir iş… X cevaba yanlış cevap verdiyse, senin bir buçuk saatin gidiyordu, cart diye kesiyordu senin 10 liranı. Bir hafta falan sürmüştü ama çok zordu. Ki çalışmaktan hiç gocunmam. Bir ara düğün makyajı falan yapıyordum, çok zevkli…

Dolunay Soysert: Anketörlük yaptım ben de çok kısa süre. Fuar hostesliği yapmıştım. Tercümanlık yaptım. Yurtdışında bütün oyuncuların yaptığı gibi garsonluk yaptım. O yüzden şimdi garson bahşişleri konusunda hassasiyetim had safhadadır. Bebek bakıcılığı yaptım, Catering işinde çalıştım. Çiçek düzenlemesi yapıyordum.

Yakın zamanda 'Sanatçı politik eylemlere katılır/katılmaz' gibi bir tartışma yaşandı. Siz ne düşünüyorsunuz?
Dolunay Soysert: Sanatçı kimliğimle konuşmuyorum ben zaten, öyle algılanıyor olabilir… İnsan olarak konuşuyorum, çeşitli konularda çeşitli fikirlerim var. Kimsem ve ne düşünüyorsam, sansürlemeden düşündüğüm şeyi söyleme özgürlüğüm olduğunu düşünüyorum. Başkalarının hayatına zarar vermediğiniz sürece düşüncenin sınırlanması gibi bir şeyi hiçbir sistem içerisinde kabul etmiyorum. Kimliğiniz, kadın ya da erkek oluşunuz, mesleğiniz, Kürt ya da Alevi oluşunun bir önemi yok. Düşünce yargılanıp sorgulanamaz, kişiye özeldir. Bu tartışmalar içerisinde de Şener Şen için de bu konuya baktığım zaman “Böyle düşünmüş” dedim. Ben de karşı düşünebilirim, ne o nu sorgulayabiliriz, ne beni… Kimin hangi şartta ne kelimeleri kullandığını da tam olarak bilmiyoruz. Masala meraklı olduğumuz kadar, polemiğe de meraklıyız.

O SUÇ DUYURUSU BİR AYIP OLARAK KAYITLARA GEÇTİ
Peki bu ortamda toplumsal-politik mevzulara dair söz söyleme konusunda bir adım geri durma hissi yaşıyor musunuz? Berkin Elvan’ın katil zanlılarının hâlâ tespit edilmememiş olmasına dikkat çeken videodaki sanatçılar hakkında soruşturma açıldı en son…

Dolunay Soysert: Mesela eşim var onların arasında… Bunun mevzu olarak bile gelmemesi gerekiyor. İnsanları düşünceleri üzerinden yargılama ve bu konuda suç duyurusunda bulunmayı ne yazık ki anlayamıyorum. Galiba empati kurmadığım tek şey bu. Çok sert ve çok baskıcı geliyor bu bana. Ne bileyim, öyle takdir etmişler. Herhalde bir suç unsuru vardır diye düşünmüşler. Ama bu ayıp zaten bu suç duyurusunun yapılması ve bu soruşturmanın açılmasıyla başladı. Bu ayıp artık kayıtlara geçti. Ben videoyu gördüm, ne vardı orada?

Aslı Enver: Tabii bir otosansür uygulanıyor. Bir tarafta durmak istemiyorsun. Ben birey olarak her tür teröre ve ölüme ve hak ihlallerine çok içim yanıyor. Ama iyi bir şey söylemeye çalıştığın anda ağzının ortasına bir tokat iniyor. Bir noktada, ben kendi açımdan otosansüre gitmeye başladım. Çünkü canım yanıyor. Bu susmak mı? Bilmiyorum. Kimsenin kimseye empati kurduğu bir dönemde de değiliz. Siyasetten çok anlayan biri de değilim açıkçası. Söyleyecek sağlam bir cümlen yoksa da söylememen gerektiğini düşünüyorum. İyi bir şey yapmaya çalışırken başka bir şeye battığını görüyorsunuz…