Bizim de itirazımız var!

Bizim de itirazımız var!
Bizim de itirazımız var!
Serkan Keskin ve Hazal Kaya, Onur Ünlü'nün son filmi 'İtirazım Var'da baba-kız olarak karşımızda. İkiliyle buluştuk, Serkan Keskin ile ilk başrolün sorumluluklarını, Hazal Kaya ile önyargıları konuştuk.
Haber: ŞENAY AYDEMİR / Arşivi

‘İtirazım Var’daki imam karakterini canlandırma süreciniz nasıl gelişti?
Serkan Keskin: ‘İtirazım Var’, ‘Leyla ile Mecnun’u çekerken Onur’un (Ünlü) yazdığı bir senaryoydu. Bana okumam için vermişti. Ben çok sevmiştim ama içinde olup olmayacağım belli değildi. Çünkü halihazırda dizi devam ediyordu. Araya zaman girdi, Türkiye ’de bir şeyler değişti. Öncesi ve sonrası dönemi… Sonra bir gün bana “Oynar mısın, çekelim mi” diye sordu. Aslında o zamana kadar kimin oynayacağı da belli değildi. Ortada sadece bir senaryo vardı. Ben senaryoyu çok sevmiştim. Döndü dolaştı, “Yapalım mı bu filmi” diye düşünüp karar verdik ve 15 gün sonra setteydik. Bildiğim ve çok heyecanlandığım bir karakterdi. Çok hazırdım yani.
Siz nasıl dahil olduğunuz?
Hazal Kaya: Ben dahil olduğumda filmin çekileceği, Serkan’ın oynayacağı belliydi. Senaryoyu okuduğumda çok eğlendim, çok mutlu oldum. Diğer yandan da senaryoyu okurken, katilin kim olduğundan ziyade, bu mutluluk hali çok etkiledi beni. “Çok şahane bir şey yapacağız bunu yaparsak” diye düşündüm. Bir de zaten takip ettiğim ve işlerini sevdiğim bir yönetmenin, çok iyi bir senaristin projesi olduğu için çok mutlu oldum.
Serkan Keskin daha önce de Onur Ünlü ile çalıştı. Nasıl bir imaj vardı sizin kafanızda Onur Ünlü ile ilgili?
Hazal Kaya: Biz daha önceden tanışıyorduk aslında. Sette nasıl bir yönetmen olduğunu, oyuncuyu nasıl yönettiğini, etkilediğini bilmiyordum. Ama tuhaf bir güven ilişkisi, daha tanışırken vardı aramızda ve sete yansıdığını söyleyebilirim. Yaptığı işleri çok seviyor olmanın yanı sıra, samimiyetine çok güvendiğimiz bir insan ya Onur Ünlü. Bir de sette yönetmen olarak senin arkanda olduğu zaman o samimiyet ve o güvenle yapabileceğinin ötesine geçiyorsun. Tahmin ettiğimden çok daha rahatım mesela ben sette.
Peki dizi için hazırlanmakla, film için hazırlanmak oyuncu için farklı motivasyonlar doğuruyor mu? Yoksa oyuncu için fark etmiyor mu?
Serkan Keskin: Oyunculuğun, iş olarak dizide başka bir disiplin, sinemada başka bir disiplin olduğuna inanmıyorum. İkisi de bizim işimiz. Ama tabii ki bunun süreçlerini bilmek farklı. Sıkıştırılmış bir zaman aralığında daha fazla disiplin anlamında etkisi oluyor. Bu biraz da karşındaki yönetmenin ne vaat ettiğiyle, seninle kurduğu ilişkiyle alâkalı. Yönetmen filmine ne kadar sahip çıkıyorsa, sen de onun filmine o kadar sahip çıkıyorsun. Bu demek değil ki, diziler kötü çekiliyor. Aynı şekilde dizisine sahip çıkan yönetmenler de var. Bence bizim işimiz hepsi için aynı. Tabii ki sinema başka bir disiplin.
Hazal Kaya: Bence arada bir fark var. Tabii ki dizide özensiz olalım, filmlere daha çok özen gösterelim gibi bir durum yok. Ama bir filme başlarken sahneler belli, karakterin ne yaptığı, ne yapacağı belli, sonu belli; dolayısıyla orada tabii ki çok daha yaratıcı olmaya zorluyorsun kendini. Buraya bir renk daha ekleyeyim, burada bir şey daha yapıyor olsun, gibi çok daha farklı şeyler bulmaya çalışıyorsun karaktere. Dizide bu mümkün değil, çünkü ‘şöyle olunca reyting artıyor’ diye bir sahne ekleniyor mesela; o güne kadar karakterin gelişimine aykırı bile olsa artık yapacak bir şey yok. Dolayısıyla dizide karakterin nereye gittiğini bilmeden, kör gibi, nasıl gerektiriyorsa öyle oynamak zorunda kalıyorsun. Ama sinema öyle değil
Filmin ana karakteri Selman Bulut çok farklı bir imam. Siz nasıl görüyorsunuz canlandırdığınız karakteri?
Serkan Keskin: İnsanın içini titreten bir karakter. Beni en çok etkileyen şey, insani bir hikâye olması. Din adamından önce bir insan olması. Bir de adalet duygusunun fazlalığı beni çok ilgilendirdi. Bu bir din adamı, başka bir şey de olabilirdi. Polis, asker… Donanımlı bir adam aynı zamanda. Bu yüzden kendi fikriyle sadece insani ve adil olması, susmayan biri olması bence hepimizin içinde olan bir şey. Ama bunu hayatta her zaman yapamayabiliyoruz.
Kızı da aslında kendi hayatına sahip çıkmakta ısrarcı, hatta bu konuda babasıyla tartışmaya da girebiliyor. Bir ‘kızlı-erkekli’ durumu da var filmde.
Hazal Kaya: Benim babam da dindar bir adamdır ama ben oyunculuk yapıyorum. Onun karşı çıkabileceği pek çok şey yapıyorum. Orada işte baba-kız ilişkisi durumu devreye giriyor. Baba-kız olunduğu zaman, baba imam mıymış, kız heykel mi okuyormuş bütün bunlar ortadan kalkabiliyor. Güven ve sevgi ilişkisine bağlı her şey. Burada da belli ki çok da anneyi kaybetmek gibi ortak bir travmaları olduğu için ortada birbirine özen gösterme hali var. O yüzden Selman Bulut, bir an parlıyor ve ‘Kızım aslında oluru şudur’ noktasına geliyor. Ciddi bir sevgi var ortada. Ben ‘imam ve güzel sanatlarda okuyan kızı’ gibi bir bakışa karşı çıkıyorum. Çünkü böyle bir imam olabilir, onun kızı güzel sanatlarda okuyabilir, kızlı-erkekli bir durumun içinde kalabilir, baba bunu kabul edebilir…
Selman Bulut biraz Gezi sürecindeki Dolmabahçe Camii imamını da çağrıştırmıyor mu?
Serkan Keskin: Onu soruyorsan Selman da caminin kapısını eylemcilere açardı. Ama bu senaryoyu ben Gezi’den önce okudum. Onur’un son dört yılda yazdığı, şu an çekilen senaryoyu benim geçen yıl nisan ayında okuduğum bir iş bu. Bir şekilde hayat öyle gitti ve denk geldi.
Peki; sizin nelere itirazınız var?
Hazal Kaya: Trafiğe itirazım var, her restorana köpek sokulamayışına itirazım var. Çok var da işte, başlarsak bitmez.
Serkan Keskin: Konuşamamaya itirazım var mesela. Katil balinalara gösteri yaptırılmasına, önyargıya itirazım var, insanlar hakkında tanımadan verilen hükümlere itirazım var… 

Başrol başka bir sorumlulukmuş


Yirmi civarında filmde rol aldınız. Ama bu ilk başrol, oyuncuda nasıl bir duygu yaratıyor?
Serkan Keskin: Bu benim mesleğim olduğu için her yerde iyi yapmak gibi bir inancım var. Bir sürü filmde bir şeyler yaptım, hepsi benim için çok önemli. Ama burada şöyle bir durum var. 35 iş günü sabah akşam oradasın. Bunun başka bir sorumluluğu var. Kendine iyi bakmak zorundasın. Senin olmaman setin durması demek. Bu başka bir sorumluluk getiriyormuş. Böyle bir fırsatı verdiği için, gerçekten bu kadar çok sevdiğim bir karakter olduğu için, ilk başrolüm bu olduğu için Onur’a çok teşekkür ediyorum ben. Bir tecrübe yaşadım, elimden gelen her şeyi yaptım. Bunun Onur’la olması beni çok rahatlattı. İlk başrolümün onunla olması büyük bir avantajdı.

‘Dizi oyuncusu’ önyargısını aşamıyorum


Daha önce ‘Bu Son Olsun’, ‘Ay Büyürken Uyuyamam’, ‘Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ün de aralarında bulunduğu filmlerde rol aldınız. Bir oyuncu olarak sinema deneyiminizin neresindesiniz, daha neler yapmak istiyorsunuz?
Hazal Kaya: Bugüne kadar ağırlıklı olarak dizilerde oynadım. Rahatsız olduğum bir dizi oyuncusu-sinema oyuncusu ayrımı durumu var. Dizilerde, özellikle de aşk dizilerinde başrol oynuyor olmak sinema için bir dezavantaja dönüştü. Çünkü ister istemez bir önyargı var. Zaten dizilerde çok zor şartlarda çalışıyoruz, ortaya çıkabilen performanslar belli o şartlar altında. Onur Ünlü’ye ben de şu anlamda teşekkür edebilirim. Cesaret edip bana bu karakteri verdi. Twitter’da bazı tepkiler gördüm mesela “Onun orada ne işi var” diye. Bu bir önyargı ve bunu kırabilecek cesareti olduğu için ben de teşekkür ediyorum. O yüzden sinemasal anlamda henüz tatmin olmuş asla değilim. Çünkü bu ‘dizi oyuncusu’ tanımı yüzünden çok fazla fırsat çıkamıyor karşıma. Benim özellikle oynamak istediğim filmler genelde bana gelmiyor.
Neler mesela?
Hazal Kaya: Benim izlemekten zevk aldığım, yönetmenler ya da yapımcılar tercih etmiyor. Dizide yüzlerce insan para kazanıyor. Orada risk almak yanlış olabiliyor zaman zaman. Ama sinemada, sinemacıların genç oyuncularla ilgili risk alamayışını anlayamıyorum ben. Onur Ünlü bu riski aldı. Bu önemli. Genç ve televizyonla başlamış oyuncular için de.
Bizim sinemacılarımız oyuncuları daha çok var olan imajlarına bakarak seçmeyi tercih ediyor. Dönüştürme riskine girmiyor gibi, katılır mısınız? Mesela ‘Büyük Budapeşte Oteli’ yıldızlar geçidi gibi ama Wes Anderson onları bambaşka formlarda çıkartıyor karşımıza.
Hazal Kaya: Bunun sadece oyuncuların gelişimini değil, sektörün gelişimini etkilediğini düşünüyorum. Şunu bilmiyoruz mesela: Hazal ne yapıyor, aşk dizilerinde âşık bir kadın olur, acı çeker, ağlar vb. ‘Neden başka bir kadın olmasın’ sorusunun karşılığı yok. Neden bir imamın kızını oynamayayım ki ben. Oynayıp oynayamadığımı, yaptıktan sonra görürüz. Bunun bir cesaret yoksunluğu olduğunu düşünüyorum. Buna cesaret edilemiyor. Ya da şan şöhret menşeli önyargıların da etkisi olduğunu düşünüyorum. “O oynamaz, yapmaz” diye de düşünülebiliyor. İkimiz adına da söyleyebilirim ki biz iyi işler, iyi filmler yapmak istiyoruz ve itirazımız var! (Gülüyor)