Bizim erkekler böyle

Bizim erkekler böyle
Bizim erkekler böyle
'Kuzey Güney'in Sami Bey'i Mustafa Avkıran, Garajistanbul'da başladığı 'Sabahlar Olmasın' konser serisinde 'içinden içki geçen' şarkılar söylüyor. Avkıran: "Sevgilerini hiç göstermeyen, yalnız ağlayan babalardan birini canlandırıyorum."
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Garajistanbul, o akşam modern bir Maksim Gazinosu gibi. Tiyatrocu Mustafa Avkıran ise gömleğinin yakalarının ceketinin yakalarının üstüne çıkarmış vaziyette sahnede. Az sonra, ‘Han sarhoş, hancı sarhoş’u, ‘Ben her gece sarhoşum derdimden böyle’yi, ‘Her akşam votka rakı ve şarap’ı, ‘Elveda meyhaneci’yi, ‘Bizi sarhoş görüyorlar’ı ve içinden içki geçen daha nice şarkı söyleyeceği bir konser verecek. Ser Hoş Komünite ile birlikte iftiharla sunuyor ‘Sabahlar Olmasın’ konserini Avkıran. Ayrıca şarkı aralarında Kemal Gökhan Gürses’in yazdığı metinler okuyup hikâyeler anlatıyor… Biz sohbete ‘Sabahlar Olmasın’dan girdik; incelikli bir baba karakteri oluşturduğu Kuzey Güney’den çıktık.

‘Sabahlar Olmasın’ nereden, nasıl çıktı? (Eşi) Övül’ün (Avkıran) doğumgününde Tanju Okan dinliyorduk. ‘Kime Ne?’ şarkısı çalarken, ben bu şarkıyı dinlemek istiyorum dedim. Aslında hikâye kendi içimde çok daha önce başlamış. Konservatuvardan mezun olalı 30 yıl olmuş; 30 yıl önce mezuniyet parçamda da beş tane şarkı söylemişim sahnede. ‘Üç Kuruşluk Opera’da da söyledim, ‘Ah Şu Gençler’de de söyledim, söyledim de söyledim. Bir şarkı söyleme durumu var ama şarkıcılığımı oyunculuğumda saklamışım. Sonra ‘Peki ben şarkı söylersem ne söylerim?’ diye düşündüm ve fark ettim ki ben içinden içki geçen şarkılar söylemek isterim.

Neden içinden içki geçen şarkılar? Geleneksel ortaoyunundaki, halk tiyatrosundaki o sarhoş tiplemeleriyle, ‘Tuzsuz Deli Bekir’lerle, Matiz’lerle hep ilgilenmiştim ben. Dolayısıyla bu konserde sarhoşun kendi bedeninden sıyrılarak, kendi kalıplarının dışına çıkarak ettiği lafları etmek istedim. Bir de kendisi sarhoş olan şarkıları söylemenin çok eğlenceli olduğunu fark ettim. Yıllarca en avangart işleri yapan, en çok ağlanan oyunları yapan bir rejisör olarak, ‘Allah’ım aklım neredeymiş, daha önceden niye bu kadar eğlenmeyi düşünmemişim?’ diyorum.

Arabeskin insanın içindeki karamsarlığı ateşlediği söylenir. Siz nasıl bir ruh hali içinde oluyorsunuz konser bittiğinde? Tam tersi, çok mutlu hissediyorum kendimi ben. Çoğu acı içeriyor şarkıların ama hep birlikte söyleme hali çok acayip. Konser bittiğinde ‘Eve gidelim de biraz daha ağlayalım, daha kahredelim hayatı’ şeklinde değil de coşkuyla çıkıyor herkes Garajisanbul’dan. Yeni bir eğlence kültürü gibi sanki. Meyhane- kabare karışımı... Ben 80 kuşağıyım, Orhan Gencebay’ın ilk albümlerini almış ve dinlemiş biriyim. Ahmet Kaya’yı bizatihi bilen biriyim ama tutup da şimdi bu konser projesi sayesinde tanıştığım çok yeni isim oldu. Malatyalı İbrahim, Oğuz Yılmaz mesela. Herkes göbek atıyor, herkes keyif alıyor…
 
‘Kuzey Güney’deki rolünüz de devam ediyor. Çok tanıdık bir baba değil mi Sami Tekinoğlu; seviyor ama göstermiyor? Ben bizim erkeklik mirası gibi bakıyorum Sami’ye, orada ben varım, benim babam da var. Sokakta 10 tane adam görsem, 5 tanesi ‘Aynı babamsın’ diyor. Sami bir figür, onun gibiler hiç göstermiyor sevgilerini. Yalnız ağlıyorlar.

Sevgiyi gizlemek neden? O da çünkü babasından öyle bir miras devralmış. Onun babası ona sevgisini göstermemiş ki bilmiyor. Bu miras taşınıyor çünkü. Ama bence bizim kuşak bunu bozdu.

Bir röportajınızda “Nasıl bu kadar kötüyü oynayabiliyorsunuz?” diye sormuşlar, “İçimde bir kötü vardır herhalde” demişsiniz. Bunu açıklayabilir misiniz? Herkesin içinde bir erkek, bir kadın olduğu gibi, herkesin içinde bir iyi, bir kötü var bence. O olmasa zaten insanlar birbirlerine nasıl bu kadar kötülük edebilirler? Adam altı kişiyi doğramış, gazeteci gidiyor soruyor komşusuna, “Ya melek gibi adamdı” diyorlar; neresinde saklıydı ki onun içindeki cani? Bir yerde duruyor... Çok kızdın birine, çok da iyi bir insansın ne yapacaksın? Geçen gün bir şey yaşadık burada, “Ne yapsaydım?” diyor adam, “eşek kadar adamım, bana el kaldırmış, ne yapsaydım yese miydim o dayağı? O yüzden ondan önce davranıp ben vurdum.” Al işte! Şimdi bu çocuk kötü filan değil. Nasıl bir endişeyse o korkuyla doğrudan saldırmış.

Ama şiddeti dolaylı yoldan meşrulaştırmış olmuyor muyuz o zaman ? Yok, yok, hiç öyle bir şey demiyorum. Kötülük ve şiddet benim hayatımda neredeyse yok gibi. Yaptığımız işlerlerde de bu benim çok düşündüğüm bir şeydir. Onun için benim için ‘Kurtlar Vadisi’ diye bir dizi yok mesela. Bende milliyetçiliğe de yer yok.