Bizim 'önemsiz' rutinimiz

Bizim 'önemsiz' rutinimiz
Bizim 'önemsiz' rutinimiz
Rampa'da açtığı 'Her Gün Aynı Şey'i otobiyografik bir sergi olarak nitelendiren İnci Furni, "Hepimizin yaşadığı bir rutini sadece kendi alanıma bakarak yansıttım. Ve ister istemez anonimleşti" diyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Rampa’nın Akaretler üzerindeki bölümünde duvar, aynı yataktan görünen onlarca manzarayla bezenmiş. İnsanın, ilk gözünü açtığında kendisini bekleyen rutinin bilinci ile rüya halinin iç içe geçtiği manzaralar sanki bunlar. Rutinin, yani günün geri kalanı ise Rampa’nın sokağın karşı tarafındaki bölümünde... Kalemtıraş çöpleri, kibritler, dağınık yatak izleri, sokakta denk gelinen motosikletler ve diğer işgünü emareleri dev boyutlardaki tablolarda yinelenip duruyor. İnci Furni’nin – tekrarlarla – kendi deyişiyle – absürd bir noktaya taşıdığı bu gündelik rutin manzaralarında beklenmedik bir özellik var: Sanatçının bu rutini “özgürlük alanım” diyerek sahiplenmesi.
‘Her Gün Aynı Şey’in fikri, sergi öncesi katıldığınız rezidans programıyla mı tetiklendi?
Orada geçirdiğim süreçle bağlantılı değil. Genel olarak çalışma fikriyle bağlantısı var ‘Her Gün Aynı Şey’in. Yapılanın bir önem taşımadığı, her gün aynı eylemden oluşan bir rutin var odağında. Biraz da bununla, çalışmanın gitgide bir ritüele benzemesiyle ilgili ‘Her Gün Aynı Şey’ başlığı. Bu noktada görüntü olarak yatağı seçtim. Sadece sabit bir noktaya bakarak sürekli küçük değişimleri gözlemlemek çok minimal bir yaklaşım, resimsel açıdan da öyle… Performatif bir tarafı da var bu serginin. Benim çalışma ritmim sabah kalkmak, belli bir saate kadar kahve içmek, ondan sonra çalışmak için gerekli olan birtakım, kendi kendime takıntı yaptığım şeyleri yerleştirmek, neyle başlayacağıma karar vermek üzerine. Bir işçiden pek bir farkı yok. ‘Her Gün Aynı Şey’i, bütün bunu kapsayan bir cümle olarak kullandım.
Kendime görsel bir günlük tuttum. Ve tek kişilik yatak diye bir mevzu edindim. Seri, bu tercihi bir şekilde durmadan tekrarlayarak bir tür saçmalığa götürüyor. Tek kişilik yatak serisini Rampa’nın cadde üzerindeki küçük mekânına yerleştirdim. Tek bir günden, önemsiz nesnelerin çok büyük tuvallerde resmedildiği işler de diğer tarafta. Sürekli biriktirdiğim çeşitli nesneler var. Kalemtıraş çöpleri gibi… Kişisel hayatın önemsiz detayları, sanki çok önemli bir aktörmüş gibi rol alıyor sergide.
Otobiyografik bir sergi diyebilir miyiz ‘Her Gün Aynı Şey’e?
Evet, diyebiliriz. Hepimizin yaşadığı bir rutini sadece kendi alanıma bakarak yansıttım. Ve ister istemez anonimleşti, ortak bir eyleme işaret etmeye başladı. Bu anlamda kişisel alan ve toplumsal alan tartışması doğuyor. Bildungsroman’a da benzetilebilir bu. Edebiyat, benim daha fazla içine girmek istediğim ve ilişki kurmak istediğim şey.
Biraz da soyuta mı gidiyor buradaki formların sürekli tekrarlanması?
Biraz öyle, evet. Ben zaten soyut dili kullanmayı çok istiyorum, kullandığım işler de var. Bütün her şey çekilmiş, temsili anlamda soyut dışında bir şeyle ilişki kuramayabilirsiniz. Soyut dersiniz ve bakarsınız. O absürdlük ister istemez soyutla ilişkisini kuracaktır.
Rutine odaklanmak başından beri aklınızda mıydı?
Bu, uzun zamandır içinde bulunduğum hal zaten. Kendi kendine çalışan bir insanım. Bir işverenin yok, kendi rutinini kendin kuruyorsun. O rutinin kimi zaman dayanılmaz olma hali var. Ama o sıkıcılığın içinde ilerlemek, kendi iç alanınızı ne kadar genişlettiğinizle ilgili. Dolayısıyla öyle aklıma gelen, şimdi de böyle çalışacağım dediğim bir fikir değil. Zaten kendiliğinden bu yolda gidiyordu. Ben de bunu minik bir isimle tescilledim.
İnci Furni’nin sergisi 18 Mayıs’a kadar Rampa Galeri’de.

Rutinde özgürlük var

Rutin haline isyan ettiğiniz oldu mu?
Ben bu çalışmanın özgürlük olduğunu düşünüyorum. Çalışmayı kutsamak için söylemiyorum. Ama kendi alanımı ve kişisel özgürlüğümü bu şekilde kurabiliyorum.
Niye bazı eylemler bu rutine girdi, diğerleri girmedi?
Grafiğini çizebilirim sana gündelik hayatımın. Sabah 8–9 arası kalkıyorum. Bazen dışarı çıkmak istemiyorum. Bahçeye çıkan bir odam var. Orada kahvaltı falan ediyorum, aslında o masada başlıyor her şey. Minik minik çalışmaya başlıyorum. Akşamüzeri yürüyüş yapıyorum bazen. Yemek yiyorum, sonra yine çalışıyorum. Yani çok büyük hareketler yok açıkçası. Ama şu da var: Zaman zaman hiçbir şey yapmıyorum, geziyorum, başka yerlere gidiyorum. Bu benim lüksüm tabii ki. O yüzden de bu rutini oturtsam da bazen çalışma dışarı taşınıyor. Sait Faik’i düşün mesela, o da gezerek yazıyordu.
Bu kendi kişisel alanına vurguda, kadınlık hallerine dair bir okuma da yapılabilir mi?
Tabii ki. Kimlik meselesiyse ve yaşam tercihi tartışmasıysa, evet. Ben şikâyet gibi algılanmasını istemiyorum ‘Tek Kişilik Yatak’ın. Kesinlikle bir tercih o. O açıdan düşünürsek, bu majör söylemlerin akla gelmesi kaçınılmaz.
‘Erkek Berberinde Deneyler’ ve ‘Babamın Şemsiyesi’ başlıklı resimler de var sergide. Bunlar gündelik rutine nasıl girdi?
Şemsiyeyi ben aslında kavram olarak dildeki anlamıyla kullandım. Dilde ne anlama geldiğini biliriz. Biliyoruz buradaki sosyal yapının nasıl kurulduğunu. Benim de ailem ataerkil bir aile . O, söz konusu kişisel hikâyeyle ilgili. Tabii ki cinsiyet politikalarına da bağlanılabilir. Diğeri; ‘Erkek Berberinde Deneyler’de ise cinsiyet üzerinden ayrılan mekânlardan biri var. O mekânlarda birtakım rahatlıklar girer ya işin içine, salar insan. Orası da benim için öyle bir mekân. Kalabalık bir mahrem, insanların kendi aralarında bir dil oluşuyor orada. Benim evimin köşesinde o berber.