Black Box bir virüs gibi yayılacak

Black Box bir virüs gibi yayılacak
Black Box bir virüs gibi yayılacak
25. yılını kutlayan Pozitif'in kurucularından Cem Yegül'le oturup, geçmişi, bugünü ve geleceği konuştuk. Müzisyenleri kendi karşılayıp uğurladığı günleri özlüyor ama Black Box için de büyük heyecan duyuyor: "Burada yaşanacak tecrübenin virüs gibi nasıl yayılacağını, insanların hayata bakışını nasıl değiştireceğini göreceksiniz."
Haber: MUHSİN AKGÜN - muhsin.akgun@radikal.com.tr / Arşivi

Pozitif 25. yılında. Ve ben bunun 16 yılında varım diyebilirim. Pozitif'le ilk tanışmam Babylon’dur. Babylon’un inşaat halini biliyorum. İlk çektiğim fotoğrafın konusu bir konser değildi. ‘Sünnetli’ oyununuyla ilgili Hüseyin Katırcıoğlu röportajıydı. Ama sonrasında bol bol konser çekimi yaptığım bir sürü ilki yaşadığım bir yer olacaktı. Ayağımın gitmesi biraz zaman aldı ama yenilikleri ve yaşattığı olumlu dönüşüm ile birlikte yaşadığım her deneyim sonrası bir kez daha bir kez daha gitmek istedim. Neyse benim Pozitif tarihimi bırakıp asıl Pozitif tarihini Ahmet Uluğ ve Mehmet Uluğ ile birlikte yazan Cem Yegül’e bırakayım sözü.
Röportajı Uniq İstanbul 'da Pozitifin yeni açtığı Black Box İstanbul’da yapmak istediğimi söylüyorum Yasemin’e (Ener). Neyse günleri uydurmak için biraz çaba sarfediyoruz ve sonunda ilk konserin sonrasında Cem Yegül ile buluşuyoruz ve konuya taze açılış yapan ailenin yeni üyesi Black Box İstanbul ile giriş yapıyorum.



E nasıl geçti ilk konser (Travis konseri). Koltuğuna oturup sahneye baktığında ne hissettin?


Bir kere şimdi yine ağlayabilirim. Hüzün hissettim. Memo…Ben Memo’yu ikna etmeye çalıştım. Böyle birşeyin gerçekleşmesini onun görmemesi… Kötü. Zevkimi yarım kılıyor. İyi olduğu için öyle hissettim belki, kötü bir şey olsaydı iyi ki görmedi diyebilirdim. Ağlaklık yapmazdım. Dün orada kötü oldum. Hep bunun hayali vardı. Böyle bir altyapı projesi gibi değil bu sadece. Burada yaşatacağımız ambiansı anlayacaklar, nasıl bir Türkiye hayal ediyoruz, bu hayal için böyle mekanların, bu tür kurumların varlıklarının önemini… Burada yaşanacak tecrübenin virüs gibi nasıl yayılacağını, insanların hayata bakışını nasıl değiştireceğini konuştuk. Gece başlayınca aslında neyi başardığımızı gördüm. Bence mükemmel bir salon, grup ile farklı bir iletişim kurdu insanlar, grup da farklı bir iletişim kurabildi bu sayede. Yani taşlar biraraya oturdu ve ortaya sihirli bir şey çıktı. O sihir ortaya çıktıkça, o sihir bulaşıcı bir şey, etrafa yayıldıkça insanları mutlu ediyor, dönüşüm aracı oluyor. Artık burada konser izleyen birisini, başka bir yerde izleyeceği konser kesmez. Bu da diğer mekanların kendini geliştirmesi açısından çok büyük bir yol gösterici olacak. Ve şehrimiz için geliştirici olacak.

Peki nasıl gerçekleşti bu proje?
Pozitif, uzun zamandır hayali olan Black Box için bir yer arıyordu. Turkmall'un Ayazağa'da bir kültür-sanat kompleksi dizayn etme fikri olduğunu duyduk ve temas kurduk. Black Box'ı Turkmall bize isteklerimiz doğrultusunda core&shell olarak teslim etti, biz de inşaatı tamamlayarak bir amplifike konser salonu olarak hizmete açtık.

Travis’le mekan ya da ses düzeniyle ilgili konuştunuz mu?

Bana söylemedi ama kuliste mutlu olduklarını söylemişler. Ayrıca zaten sahnedeyken anladım çok mutlu olduklarını. İçeri giren ilk kitlenin arasında da dolaştım. Herkes çok iyiydi. Ayrıca ben artık sanatçıları görmüyorum. Göremiyorum görecek gücüm de olmuyor.

Black Box İstanbul için, Pozitif’in 25. yılını düşünürsek tepe noktası diyebilir miyiz?
Memo olmadığı için en tepe noktamız değil tabii. Olsaydı belki öyle diyebilirdim. Sonuçta tepe noktalar bizim için maddi, elle tululur şeyler değil. Bizim tepe noktalarımız yaptığımız etkinliklerle ilgilidir. Bence en tepe noktamız bizim Memo ile 82-83 de Washington’da Klimanjora diye siyahların bir klübünde Sun Ra’yı gördüğümüz andır. O günden beri düşüşdeyiz. (Gülüyor) Orada biz o olaya şahit olmasaydık bugün Black Box İstanbul olmazdı. Belki başka birileri yapardı bilemem, ama Pozitif olmazdı. 

Pozitif’in bugün geldiği nokta, bu kadar büyümesi hoşuna gidiyor mu?
Şirket açısından baktığımda hoşuma gidiyor. Büyümek olarak değil, Pozitif’in gücünün artması ve güçlü ortağıyla birlikte bir dünya hayal ediyor gelecek tasarruvu yapıyor olması. Ve tabii o geleceğe ulaşmanın çok daha kolaylaşmış olması. O yüzden hoşuma gidiyor. Ama Cem Yegül olarak hoşuma gitmiyor. Ben hayatımın kontrolü elimde değil gibi hissediyorum. Her şeye koşuyorum sorumluluğum artıyor. Belki hissetmemem gereken yükleri bile üstümde hissediyorum. 





Geçenlerde Vasıf Kortun, Facebook sayfasında yayınlamış. Bizim ilk konser Zoanet diye bir gruptu, 18 mayıs 1989, yaşgünümdür. O konserden sonra adamları aldık -ki o zaman gelenleri sabahtan aksama kadar ağırlardık 1 hafta sürerdi- adaya götürürdük. Büyükada’da Buğda’ların evinde adamlarla bir masanın etrafındayız. Benim üstümde ‘Free South Africa’ yazan bir tişört kafamda bir rasta şapkası gibi bir şey takılıyoruz, mutluyuz. O bizim hayatımızın bir parçasıydı. Adamları havaalanlarına ben bırakıp alıyordum. 4.5-5 yıl sürdürdüm bunu. Mecbur olduğumdan değil, tüm caz müzisyenleriyle ve “reggea”cilerle konser gecelerinden sonra kalır, partiler, hiç uyumadan alana bırakırdım. 




‘Yeni’ Babylon nasıl bir yer olacak. Sence Bomonti de, Asmalımescit gibi tutacak mı?

Bomonti’de yeni yer açıyoruz. Babylon Asmalımescit’in mahallenin olumsuz dönüşümünden ve de mekanın bir takım yetersizlerinden dolayı tadilata girmesi gerekiyor. Kulisi 4 m2 misal. Tamam orası sihirli bir yer, ama o imkanlarla artık istediğimiz grupları getirmemiz imkansızlaşıyordu. Ayrıca Asmalımescit’in geldiği nokta bizim seyircimizin gelmesini engellemeye başlamıştı. Bizim Babylon’u açtığımız zamanı ve sağladığımız dönüşümü hatırlarsa insanlar, mahallenin artık başka bir tarafa doğru gitmeye başladığını hissetmişlerdir. Orada gerekli izinleri alabilirsek çok daha modern bir yer açacağız.
Bomonti’deki yeni yerimiz ise çok daha modern ve istediğimiz grupları getirebileceğimiz bir yer olacak. Şu an detayları söyleyemiyorum ama orayı mahallenin, İstanbul’un hayatına katkı sağlayacak bir yer olarak tasarladık.





Geçen yıl başladığınız ‘İstanbul Calling’ konserleri olacak mı? İnönü Stadı’nın üst kullanım hakkıyla ilgili IMG ile olan ortaklığınızın durumu nedir desem ve bağlantılı olarak stadyum konserlerine hazırlanalım mı diye sorsam…



‘İstanbul Calling’ İnönü Stadı’nın tamamlanmasıyla birlikte tekrar başlayacak. Bu arada bizim İnönü Stadı etkinlik ortağımız IMG’yi daha büyük bir şirket olan William Morris Endeavor Entertainment, LLC (“WME”) satın aldı. O sebeple bizim temasa geçebileceğimiz isimlerin sayısı artmış oldu. Ayrıca bu tür büyük şirketlerle yapılan ortaklıklar ülkede sektörün büyümesine yapısal katkıda bulunacaktır. Stadyum konseri yapabilecek grup-kişi sayısı bir sene içerisinde dünyada en fazla 15 civarındadır. Bu sayıyı geçmez zaten. Sen bunların beşini getirsen büyük iş yapmış olursun.

Diğer organizasyonları da düşünürsek sence bir senede İstanbul’da bu kadar etkinliğe bilet satılır mı? 
Bilet talebini İstanbul karşılayabilir mi? sorusuna her zaman ‘karşılar’ derim. Çünkü siz insanlara az önce bahsettiğim, mutlu olduğu virüsü bulaştırırsanız o insanlar bu deneyimi satın alırlar.
Ben İstanbul’un 2000’lerinin sonunu, Rio’nun 80’ler dönemine benzetiyorum. Bir adam çıktı Roberto Medina diye ve Rio’da yavaş yavaş büyük konserler yaparak şehrin çehresini değistirdi. Rio'da Rock in Rio'yu başlatan Roberto Medina, aslında bir marketing'ci ve Rio'yu bir müzik platformu olarak tasarlıyor. Önce neredeyse bedavaya konserler yapıyor, kitlesini oluşturuyor, ardından bir sektör çıkıyor ortaya ve neredeyse bütün Güney Amerika'nın kaderi değişiyor. İnsanlar sihirli bir platformda, sihirli bir deneyimin içinde buluşunca bütün işin rengi değişiyor.

‘Soma için Müzik’ projenizle Soundgarden, One Love Festival, Travis, Bob Dylan ve Pixies biletlerini hem çok ucuz rakamlarla satışa çıkardınız hem de bütün geliri Soma’ya bağışladınız. Bu diğer organizasyon şirketlerini etkilemiş midir? Ayrıca bu doğru bir proje miydi? 


Soma konusunda çok hızlı bir şeyler yapmak durumundaydık. Ve bunun için bir sürü toplantı yapamazdık böyle bir vakit yoktu. O sebeple böyle bir karar aldık ve bütün gelirleri bağışladık. Burada üzücü olan verdiğimiz fiyat skalasından çoğunluk biletin 10 TL fiyatından satın alınmasıydı. Bu bizim için daha düşündürücü bir sonuç. Yoksa 10 TL’ye bilet alan birisi diğer konserlere gitmemezlik yapmaz diye düşünüyorum. Ayrıca şöyle de bir durum var bu konserlerin giderlerini Pozitif karşılıyor. Bunu da belirtmek isterim.



Blues Festivali bu sene yok. Neden?



Blues Festival 23 yıl boyunca Efes Pilsen’in desteği ile hayata geçirilmişti. Yeni yasa ve düzenlemeler doğrultusunda alkollü içecek firmalarının etkinliklere sponsor olamaması nedeniyle maalesef Blues Festival’i bu yıl devam ettiremiyoruz.

Doğuş Grubu ile yaptığınız ortaklığı anlatamadığınızı düşünüyor musun? Sosyal ortamlarda insanlar hala size karşı tepkili. Gerçi ben hatırlıyorum Gezi sürecinde Babylon Lounge’un kapıları açıktı insanlara ama!

Doğuş Grubu, bizim hayallerimizi ve dünya görüşümüzü paylaşıyor. Türkiye'nin geleceği ile ilgili hayallerimiz de örtüşüyor. Bizi gerçek anlamda anlayan ve arkamızda duran ve duracağını gösteren, çoğunluk hissesine sahip olmasına rağmen bizi tamamen özgür bırakan bir ortak.

25. yıl ile ilgili özel bir proje var mı?
25. Yıl kapsamında uzun yıllardır bizimle beraber olan ve yeni aramıza katılan müzikseverler ve etkinliklerimizin takipçileri için dijital iki kampanyayı hayata geçireceğiz. Ayrıca, takipçilerimizi etkileyeceğine inandığımız sürprizlerimiz olacak.


Röportajı bitirirken Cem Yegül’e; bir konser haberi ver de röportajın tatlısı olsun ‘Ne bileyim Radiohead’le az önce konuştum, tamam dedi de' misal diye yüklendim ama aldığım cevap ‘şu an için yok’ oldu. Neyse Ayşegül (Turfan) yan taraftan röportajı hemen yayınlamazsan belki haftaya bir isim verebiliriz dedi ama aldığım duyumlara göre, iki gece üst üste yapılması planlanan o konser iptal olmuş …