Boğaz'a nazır viski yudumlayarak dizi izleyenlerin egemenliğine son!

Boğaz'a nazır viski yudumlayarak dizi izleyenlerin egemenliğine son!
Boğaz'a nazır viski yudumlayarak dizi izleyenlerin egemenliğine son!
Televizyon yapımcısı Armağan Çağlayan'ın Ezgi Başaran'a verdiği röportajda sözünü ettiği yeni reyting sistemiyle ilgili televizyon eleştirmenlerinin görüşlerini aldık. İşte bu görüşler...

DAHA KALİTESİZ YAPIMLAR GELECEK

Yüksel Aytuğ – Sabah Gazetesi

Televizyon sektöründeki ‘reyting krizinin’ birinci nedeni reklam/reyting pastasının giderek daha ince dilimlenir olması. Bu kadar kanal ve bu kadar çok program, dizi dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Ekonominin gerçeğidir: Enflasyon eninde sonunda "kriz" doğurur. İkinci neden, televizyonun iletişim mecrası olarak cazibesini giderek yitirmesi. Artık kimse televizyonların akışına ve reklam bombardımanına tabi olmak zorunda değil. Açıyor internetten dizisini, yarışmasını "huzur içinde" seyrediyor.

Üçüncü neden, özelikle dizi sektöründe işin tamamen "göle maya çalmak" düzeyine indirgenmesi. Ne kadar çok kumarbaz, o kadar çok hayal kırıklığı... Dördüncü neden: İzleyicide özellikle dizilere karşı gelişen metal yorgunluğu. Sezonda 90 diziyi ne göz kaldırır, ne sinirler... Ayrıca iki bölümde kalkan dizilerle izleyicide bir "güvensizlik duygusu" hakim oldu.Beşinci neden ise reyting panelinin her daim "tartışılır" olması. Kıstaslar, kriterler nedir, hala bilen yok. Bu panel Türk televizyon izleyicisinin genel karakteristik özelliklerini, beklentilerini, taleplerini tam olarak ifade ediyor mu? Panel oluşturma süreci şeffaf ve katılımcı hale getirilmedikçe bu tartışma daha çok su kaldırır. Ben mevcut durum içinde eğitim ve kültür düzeyi yüksek, harcama inisiyatifi bulunan, daha "seçici" kitlenin yeterince temsil edilmediğini düşünüyorum.Yaşam biçimi ve eğitim kriterlerinin kaldırılmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. İnsanların televizyon konusundaki tercihlerini belirleyen en önemli kriterlerin bunlar olduğuna inanıyorum. Bu iki önemli verinin göz ardı edilmesi, mevcut kitlenin sözde tercihiyle sektörü daha kalitesiz yapımlara yönlendireceğinden endişe ediyorum.

İZLENME ORANI YENİDEN ‘DİZAYN’ EDİLDİ

Sina Koloğlu – Milliyet Gazetesi

Günümüzün tabiri ile izlenme oranı yeniden ' dizayn' edildi. Buna ‘Halk bunu istiyor’ yaklaşımının ölçüm panellerine yansıması da denilebilir. Dizilerin bir ayağı 'bedava kömür' alanlara bir diğer ayağı 'Arapları sevindir'meye dayanıyor.  'Küçük Gelin'in izlenme oranı yüksek, birinci 'Kurt Seyid ve Şura' düşük. Biri yabancı pazarda yok, öteki dizi başlarken  anlaşmayı yapmış...

Sistemin özü nereye dayanıyor? Reklam geliri ve tüketim.  Şehirli genç kitle (ki tüketimi yapanlar da onlar) yavaş yavaş internet ortamında paylaşmaya gidiyor. Ailecek ekran başı yavaş yavaş yerini 'yaşlı fertlerin' salonda gençlerin kendi odalarında haline dönüşüyor. Bir diğer gerçek; televizyon kanal sayısı fazla. Seyirci şımardı. Verdikçe istiyor, istedikçe doymuyor.  Türkiye' de bedavaya çok iyi görsel ürün veriliyor. Bunun paralı olması gerekiyor. Ama galiba geç kalındı. Özel televizyonlar batıda paralı izleniyor. “Halkımızın beğendiği diziler oynayacak, Boğaz’a nazır viskisini yudumalayarak dizi izleyenlerin egemenliğine son. Yeni Türkiye' nin yeni seyircisi benim Anadolu halkım olacak” diyerek aslında bu yeni düzen oluşturuldu.  Reklamı izleyen malı alan ile televizyon kanalları sanırım ABC1 diye sözü edilen kategoride buluşacak. 'Total' sadece, bir göz boyama olarak kalacak. Kapitalist sistemde popülizme yer olmaz. Ürünü hangi kategorinin seyircisi alıyorsa onun yüzdeleri ister istemez öne çıkacaktır.

 

Ezgi Başaran yazdı. "5 yıl sonra hepimiz bu sektörden çekilmek zorunda kalabiliriz"

SON 12 YILDA İZLEYİCİNİN KODLARI DEĞİŞTİ

Oya Doğan – Vatan Gazetesi

Reytinglerde değişimin ardında herkesin öncelikle ve ilk sırada herkesin sığındığı şu cevap var: Değişen denek yapısı! Daha önce kimler ölçülüyordu, şimdi kimler ölçülüyor bilmiyoruz. Ama çok net bir şey var ki, bu denek yapısı bulmaca çözmek istemiyor. Bu sezon daha çok gülmek, kafasını boşaltmak ya da dramalarda hayallerini izlemek istiyor. Bana kalırsa ikinci neden politika. Çünkü bir projeyi tutturmak istiyorsanız siyaseti iyi koklamak zorundasınız. Biz toplum olarak son iki yılda siyasette yaşanan kaosun acısını çekiyoruz. Bu televizyonda prime-time’a da etki ediyor. Herkes sadece kafayı boşaltacak basit iş istiyor. Çünkü haber izledikten sonra kelimenin tam anlamıyla seyirci şişiyor. Üçüncü sebebin günlük diziler olduğunu düşünüyorum. Kadın izleyici kitlesi sabah 10.30’da başlayıp 20.30’a kadar 4 tane günlük dizi izliyor. Özellikle “Beni Affet” yayınlandığı saat nedeniyle kadının tek başına kumandaya hâkim olduğu, bir yandan yemek hazırlarken izleyebileceği dizi. Entrikanın, dramın, olayların ardı arkası kesilmiyor. Gündüz yayınlanan dizilerle dramaya doyan kadın akşam izlediği diziden sıkılıyor. Çünkü aynı şeyi tekrar izliyormuş gibi hissediyor. Dördüncü sebep ise sektörün izleyiciye değil kendisine iş yapması. Kısacası seyirciyi küçümsemeyen, derdi olan, merak duygusunu cazip tutan, iyi kurulmuş bir proje oldu da seyirci mi izlemedi? Asmalı Konak, Binbir Gece, Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü gibi kitleleri peşinden sürükleyen bir iş çıktı mı? Hayır. Ama suçlu denek yapısı deniliyor. Peki, o dizileri bu denek yapısı da izlememiş miydi? Lütfen yanlış anlaşılmasın, sadece şunu söylemek istiyorum. Sektör önce iğneyi kendisine, sonra çuvaldızı denek yapısına batırmalı. Bu denek yapısınınTürkiye’nin yüzde 50’sini yansıttığını düşünüyorum. Zaten burada bir karar vermek gerekiyor. Türkiye’ye mi dizi yapacağız yoksa Arap dünyasına mı? Mesela Kurt Seyit ve Şura daha yayınlanmadan pek çok ülkeye satıldı ama bu panele uygun değildi.

Ölçüm sistemi çok büyük bir itici güç olmasına rağmen bu sorun daha çok sosyolojik. Çünkü son 12 yılda bu ülkenin bireyinin davranış kodları değişti. Talebi, beklentisi, yaşam biçimi, tahammülü ve toleransı. Dolayısıyla bu ekrana da yansıyor. Bu ülkede çok büyük bir dizi izleyicisi var. Çünkü adeta dizilerle büyüdü izleyici. Geceden sabaha diziler, tekrarları derken her şeyi ezberlediler. Seyircinin sektöre iş yapanlardan tek isteği kendisini aptal yerine koymaması. Yani basit iş dendiğinde sektörde “Bu seyirci bunu anlamaz” algısı var. Aslında işin özü “Seyirci anlamaz” değil, “Seyirci kafasını boşaltmak istiyor, bulmaca çözmek istemiyor” olsaydı bu sezon bu duruma gelmezdik. Kısacası seyirci kendisinin küçümsendiğini hemen anlıyor ve reytingle cevap veriyor. Seyirci yeni arayışlar içinde mi? İnterneti kullanmayan, sadece televizyondan dizi izleyen kitleyi düşünürsek, aslında hayır. Sadece kendisine saygı gösterildiğini görmek istiyor. Bugünlerde kaybettiği samimiyeti ve sıcaklığı arıyor.