Bol kas az zekâ!

Bol kas az zekâ!
Bol kas az zekâ!
Armageddon, Pearl Harbor ve Transformers gibi gişe filmlerinin yönetmeni Michael Bay, 'bağımsız ruhlu' filmi 'Zor Kazanç'ta vücutları zekâlarından fazla gelişmiş suçluların hikâyesini anlatıyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Radikal Hayat ’ta çarşamba günü ‘Gişe Canavarı Olmanın Püf Noktaları’ başlıklı bir haber yer alıyordu. Hollywood’da gişeyi sallamayı hedefleyenlerin yapması gerekenler, seyirciyi tavlamanın püf noktaları ayrıntılarıyla yer alıyordu bu haberde. Haberin bir noktasında “Yaz sezonu gişe devlerinde, sigorta olsun diye daha önce tutmuş ne kadar fikir varsa bir araya getirme yönünde bir eğilim oluyor. Hikâyenin bütününde bir anlam ifade etsin, etmesin… Eğer çok uçulduğu konusunda şüpheye düşerseniz de mümkün olduğunca patlama sahnesini bir araya getirin ki kimse olay örgüsündeki boşlukları fark etmesin” ibaresi yer alıyordu. İşte bugün kariyerinin hemen hemen tamamını ‘fazlaca patlama sahneli’ filmlerle oluşturmuş, çektiği filmlerdeki hikâye boşluklarını bu ‘aksiyon’ sahneleriyle doldurmuş, hakkını yemeyelim, on filmiyle yalnızca Kuzey Amerika’da yaklaşık 2 milyar dolar gişe başarısı elde etmiş bir yönetmenin filmiyle karşı karşıyayız.

Rüyalar gerçek olsa

Kariyerinde ‘Armageddon’, ‘Pearl Harbor’ ve üç adet ‘Transformers’ bulunan Michael Bay imzalı ‘Zor Kazanç/Pain&Gain’in basın gösterimine giderken beklentilerimiz fazla yüksek değildi açıkçası. Bu ‘dev’ işlerin dışında ilk filmi ‘Bad Boys’u (19 milyon dolar bütçe) ve ‘The Rock’ (75 milyon dolar) bir yana bırakırsak, ‘Bad Boys’, ‘Island’ ve yukarıda anılan beş ‘gişe canavarı’ film için toplamda 1 milyar doların üzerinde bir bütçe ile çalıştı Michael Bay.
Hemen söyleyelim, 26 milyon dolar gibi ‘mütevazı’ bir bütçe ile kotarılan ‘Zor Kazanç’ yönetmenin en iyileri arasında (bana göre en iyisi) üst sıralarda yer bulacak gibi görünüyor. Filmin bütçesinin mütevazı olmasının nedenlerinden birisinin üç başrol oyuncusu Mark Wahlberg, Dwayne Johnson ve Anthony Mackie’nin para almayıp ‘gişe geliri’ anlaşması yapması olduğunu belirttikten sonra filme geçebiliriz.
1995 yılında yaşanan gerçek bir hikâyeden uyarlanan ‘Zor Kazanç’, Amerikan Rüyası’nın peşinden giden ama bunu yaparken meselenin aynı zamanda bir ‘kapasite’ sorunu olduğunu anlayamayan üç vücut geliştirmecinin başından geçenleri anlatıyor. Miami’de vücut geliştirme antrenörlüğü yapan Daniel, hayatının hep aynı yerde saydığını fark edip kısa yoldan ‘Amerikan Rüyası’nı yaşama planlara yapmaya başlar. Salonda tanıştığı Paul ve Adrian’ı da ikna ederek zaten ‘suçlu’ olduğuna inandıkları bir işadamını kaçırma planı yapar. Ama evdeki hesap çarşıya uymayınca ortaya çıkan sonuç onları ve beraberlerinde başka kurbanları felakete doğru sürükler. 

Bay’den Coen’lere selam 

Hollywood, seyircinin bu tür suç hikâyelerini ‘suçluların’ ya da ‘mağdurların’ gözünden görmesini sever. Böylece karakterlerle özdeşlik kurup filmin içine dahil olmak daha kolay olur. Ancak geleneksel Hollywood şablonlarını çok seven, bugüne kadar çektiği bütün büyük filmlerde bu klişelere sırtını dayayan Michael Bay bu kez buna izin vermiyor ve hem suçlulara hem de mağdurlara mesafeli bir noktadan bakmayı tercih ediyor.
Bay, filmin üç ‘suçlu’ karakterin çapsızlıklarını, yeteneksizliklerini ve aslında aptallıklarını yer yer Coen Biraderler’i (hatta İngiliz suç filmlerini) andıran bir absürdlükle anlatmayı tercih ediyor. Bu yorumun filmin finaline doğru giderek yükselen şiddetin ve katlanan suç sayısının artışının ardından karakterleri ‘fazla karikatür’ olarak algılamak gibi sıkıntılı bir durum yarattığını söylemek gerekiyor. Buna bir de kurbanların zaten, dolandırıcı, pornocu gibi ‘gayri ahlaki!’ alanlarda yapıyor olmaları eklendiğinde akıllara “Acaba bu suç makinelerine fazla mı sempatik bakıyor” sorusu gelmiyor değil.
Açıkçası filmden ilk çıktığımda ben de benzer bir durumdaydım. Ama yazının başına oturduktan sonra film üzerine biraz daha düşününce, böyle bir yoruma açık olmakla birlikte, Bay’in hikâyeye ve ‘Amerikan Rüyası’nın Daniel’in dediği gibi ‘filmlerdeki gibi’ gerçekleşebileceğine inanan alt sınıflara yönelik bu ironisinin filmin gücünü daha da arttırdığı fikri ağır basmaya başladı. Üstelik bu ironinin Hıristiyanlık, evlilik, cinsellik gibi Amerikan toplumunda günlük hayatın belirleyici unsurlarını, bu unsurların birbirine geçişini, karakterlerin durumunu iyice ortaya koyması da filmin güçlü yanlarından.
Bay, bugünün seyircisinin estetik algılarına uygun hızlı bir kurgu ile desteklediği filmde tek bir karaktere odaklanmak yerine hepsine söz vermeyi tercih ediyor.
Mark Wahlberg, Dwayne Johnson ve Anthony Mackie’nin oldukça başarılı kompozisyonlar çizgi film; Bay’in ‘Ada’ filminde altında kaldığı ‘kendine özgü bir dil’ yaratma iddiasını yükselttiği iyi bir seyirlik olarak görülmeyi hak ediyor. Son olarak eğer dikkatli bakarsanız birkaç sahnede Daniel’in kalbini çalmaya çalıştığı kadın rolünde Galatasaraylı futbolcu Sneijder’in eşi Yolanthe Cabau’yu da görebilirsiniz.