Borcu bitmeyen sevda

Sanatında 50. yılını kutlamaya hazırlanırken tiyatrosunu kapatan Haldun Dormen, şimdi televizyondan kazandığı parayla tiyatrosunun borçlarını ödüyor.
Haber: CELAL BAŞLANGIÇ / Arşivi

Babası Sait Ömer, Kıbrıs'ta doğmuş, genç yaşta İngiltere'ye gitmiş, orada eğitim gördükten sonra bir süre de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etmiş aydın bir işadamıydı. İngilizceyi iyi konuşur, Fransızca ve Kıbrıslı geçmişi nedeniyle Rumca da bilirdi.
Annesi Nimet Rüştü ise tipik bir İstanbul paşa kızıydı. Acıbadem'de 13 dönümlük bir köşkte yetişmiş, Çamlıca Kız Lisesi'ne gitmiş, Fransızca ve piyano dersleri almış, iyi yetişmiş bir İstanbul kızıydı.
Acıbadem'deki köşkte evlenmişler, evlenir evlenmez de Avrupa yolculuğuna çıkmışlardı. Avrupalı dadılarla büyümüştü Haldun Dormen. Daha okula başlamadan sinema meraklısı dadısı Fraulein Janet ile gittiği filmlerden yarattığı düşler kurmaya başlamıştı.
"Sinema beni mutlu ediyordu. Film, konu oyuncular ne olursa olsun bayılıyordum, hayalimi var gücüyle işleten bu sanat dalına. İşte galiba o günlerde karar verdim oyuncu olmaya. Hele müzikli filmleri görünce birkaç gün mutlu oluyordum. Şarkıları tekrarlıyor, kendi kendime danslar ediyor ve kurduğum yeni evrende o filmlerin parçası gibi görüyordum kendimi. Hele Johann Strauss'un sözümona yaşamını anlatan 'Büyük Vals'i ve Alice Faye, Tyrone Power çiftinin oynadığı 'Büyük Caz'ı gördükten sonra birkaç gün kendime gelemedim. Küçücük aklımla telaşlanıyor, günün birinde onlar gibi olamayacağım diye uykularım kaçıyordu."
Sahneye ilk kez Galatasaray'da okuduğu
ortaokul yıllarında çıktı. Tiyatroya meraklı müzik öğretmeni Hakkı Bey, kendi yazdığı
'Demir Bank' adlı müzikli bir oyunun provalarına başlamıştı. Dormen bunu öğrenene kadar kendisine rol kalmadığını görünce çok üzülmüş ama umudunu yitirmemişti. Belki biri hastalanır da yerine geçer diye bekliyordu. Sonunda Hakkı Bey, Haldun Dormen için özel bir '25 kuruşluk' rolü yazar. Bankanın kasasında oturan paralardan birini oynayacaktır. Rolü pek büyük değildi ama, herkesle birlikte "Ne de çabuk kuruldu bizim Demir Bank" diye şarkı söyleyip dans ediyordu. Hatta iki satırlık bir tiradı bile vardı.
'Kamp'ın büyük yıldızı
Oyunun kazandığı büyük başarı üzerine Hakkı Bey yıl sonunda 'Kamp' adlı bir oyunu sahneye koymaya karar verir. Haldun Dormen'in
önemli bir rolü vardır. Kampa gelmiş bir patenciyi canlandırır ve müzik eşliğinde ayağındaki tekerlekli patenlerle Olimpiyat
şampiyonu ve günün sevilen sinema yıldızı Sonja Henie'yi çatlatacak bir numara yapmaktadır. "Rüyalarımdaki dans yıldızlığı gerçekleşiyor galiba" diye düşünür.
"Kamp'ta büyük bir yıldız olmuştum adeta. Popomun üstüne düşmeden o delik deşik sahnede tekerlekli patenlerle kayabilmem başlı başına bir başarıydı. Bana verilen davetiyelerle beni seyretmeye gelen Saadet yenge 'En iyi sendin şekerim. Ne de güzel kayıyordun' diye tüm akrabalarımın yanında beni göklere çıkarınca büsbütün inandım gerçek bir yıldız olduğuma..."
Bir tiyatroya izleyici olarak ilk kez apartman komşuları bir aile tarafından götürülür.
"Gece kendimi Araboğlu ailesinin fertleri arasında Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun locasında bulunca, bir süre rüya görüyorum sandım. Saat tam 08.30'da geleneksel ziller çaldı ve kırmızı kadife perde ağır ağır açıldı. İnanılmaz bir düş âlemindeydim.
'Othello' oynanıyordu sahnede. Hadi Hün, Cahide Sonku, Talat Artemel ve Suavi Tedü o gün sanki yalnız benim için oynuyorlardı. Shakespeare'in adını ilk kez duydum o gece. O güne dek asıl tutkum sinemaydı. O günden sonra tiyatro da katıldı yedinci sanatın yanına."
Robert Kolej'deki yılları da tiyatrocu olma özlemiyle dolu geçer. Aslında babası mühendis
olmasını istemektedir. Ama Dormen'in geleceğe dönük planları bambaşkadır.
"Amerikalı öğretmenlerle ve özellikle çok sevdiğim Prof. Mac Neal'le yaptığım konuşmalar sonucunda Yale Üniversitesi'nin tiyatro bölümünün dünyanın en iyi tiyatro
okulu olduğunu da öğrenmiştim. 11'inci sınıfa gelince bu okula yazıp, koleji bitirince oraya devam etmek istediğimi bildirdim. Prof. Mac Neal de çok iyi bir mektup yazmıştı okul idaresine benim
için. Arkadaşlarım, seçtikleri mesleklere göre birinden gelmezse birinden gelir diye birkaç üniversiteye birden mektupla başvuruyorlardı. Benim bir tek Yale'e yazmam onlara çılgınlık geliyordu. Ama gitmek istediğim tek yer orasıydı ve başka bir yeri düşünmek istemiyordum."
Altı ay geçmeden Yale Üniversitesi'nin tiyatro bölümüne kabul edildiğine dair bir mektup alır. Şimdi bütün iş, durumu ailesine bildirmeye kalmıştı.
Bu arada babası iki ay sürecek bir New York yolculuğuna çıkar. Dormen bunu durumu bildirecek en iyi fırsat olarak değerlendirir
ve Amerika'daki babasına tiyatrocu olmak istediğini anlatan bir mektup yazar. İki hafta sonra okul dönüşünde annesi onu evin kapısında karşılar: "Ne o, artist oluyormuşsun. Babandan mektup geldi. Bir de sana yazmış. Yatağın üzerine koydum."
Annesi konuşmasını sürdürüyordu:
"Yazıklar olsun... Bu kadar uğraş didin, oğlun artist olmaya kalksın. Sürüneceksin."
'Olacaksan en iyisini ol'

Heyecanla koşup açtı mektubu. "Biricik Oğlum" diye başlıyordu mektup. Rahat bir nefes aldı. "Allah'ın belası" ya da "Nankör köpek" diye de başlayabilirdi. Ama babası
onu anlamıştı. "Tiyatro da asil, güzel bir meslek. Ama görevin iyi tiyatrocu olmak ve bu işin en iyi şekilde öğrenimini yapmak" diyordu. Dünyalar onun olmuştu.
Artık Amerika'da tiyatro öğrencisidir. Çok başarılı bir öğrenim süreci geçirir.
İstanbul'a dönüşünde Muhsin Ertuğrul yönetimindeki Küçük Sahne'ye girer. Cep Tiyatrosu'nda çalışmalarını sürdürür. 1957'de Dormen Tiyatrosu'nu kurar. Topluluk en parlak dönemini 1957-1972 yıllarında yaşar. Televizyonun yaygınlaşmasıyla başlayan
zorlu ekonomik koşullar nedeniyle kapanan tiyatro 1984'te perdelerini yine açar.
Haldun Dormen bugüne kadar 120'den fazla oyunda oynar, çeşitli tiyatrolarda 25'i müzikal, 140'ın üzerinde oyun yönetir. 11 oyun yazar. Hacettepe Üniversitesi tarafından
Onursal Bilim Doktoru olarak ödüllendirilir. Son 30 yıl içinde çeşitli televizyon programları hazırlar, bir yandan Dormen Tiyatrosu'nu yönetirken diğer yandan
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde ders verir, bir bankaya bir de sanat merkezine danışmanlık yapar.
Bu arada anılarını 'Sürç-ü Lisan Ettikse',
'Antrakt' adları altında kitaplaştırdı Haldun Dormen. Anılarının son bölümünü anlatan kitabı 'İkinci Perde' de piyasaya yeni çıktı. Son kitabında Dormen Tiyatrosu'nun nasıl battığını da anlatıyor Haldun Dormen.
Önce deprem sonra kriz
2001 yılına gelindiğinde ekonomik kriz artık iyice kendini hissettirmeye başlamıştır. Önce 17 Ağustos depremi etkiler tiyatroyu. Çünkü Feriköy'de, tiyatro binası olarak kullanılmaya pek elverişli olmayan bir yerdedir salon. Depremden sonra oyuncu sayısı düşmeye başlar. O sırada 'Yukarıda Biri mi Var' adlı çok düzeyli ve komik bir oyun sergilenmektedir. Ancak mevsim ortalaması 200 kişiyi geçmez. Oysa tiyatronun
yürüyebilmesi için her oyuna en az 300 seyircinin gelmesi gerekir.
"2000-2001 mevsiminde 'Bugün Git Yarın Gel' komedisinin başlamasıyla işler büsbütün sarpa sardı. Oyun çok eğlendiriyor, çok güldürüyor ama seyirci ortalaması 147'yi geçmiyordu. Dormen Tiyatrosu sanki lanetlenmiş gibiydi. Ben tek çareyi sponsor aramakta bulmuş ve bu iş için kolları sıvamıştım. Ama günün birinde Başbakanımız Ecevit, Cumhurbaşkanımız Sezer'e sinirlenip köşkteki toplantıyı apar topar terk edince olanlar olmuş, Türkiye'nin bir anda altı üstüne gelmişti. İflas edenler, işsiz kalanlar, parası ödenemeyenler, kapanan bankalar, ortaya çıkan hortumlama olayları, kaldırılan televizyon programları, gazetelerde çalışanların habersizce işten çıkarılması bir anda ülkenin gündemleri haline gelmiş, üstümüze kara bulutlar çökmüştü. Sponsor bulabilme umudu da yok olup gitmişti. Yine kapanan bir perde, borçlar yüzünden çıkacak tatsızlıklar ve yine 1972'deki tablo... Yalnızca tiyatro yapmak, seyirciyi mutlu etmeye çalışmak ve yetenekli oyunculara fırsat vermenin acımasız bilançosu..."
Umutlar tükenmedi
Ne yapsalar tiyatronun işleri hiç iyi gitmez. Borçların ödenmesi bir yana, delik giderek büyür. Bu arada 'Hiç Hesapta Yoktu' adlı bir cinayet komedisinin hazırlıklarına girişilir. Hatta oyuna renk katması ve küçümsenmeyecek bir ticari boyut getirmesi
için Can Kıraç'a da rol vermeyi düşünürler. Kıraç provalara başlar bile. Ancak daha sonra affını isteyerek oyundan ayrılır. Sonunda oyundan vazgeçer Haldun Dormen.
"Dormen Tiyatrosu fena halde batıyordu. Bunu görmezlikten gelmek daha büyük felaketlere yol açmak demekti. Oyuncuların maaşları verilemiyor, vergi borçları karşılanamadığı için faize biniyordu. Dormen Tiyatrosu'nun ünlü ilkelerinden hiçbiri geçerli değildi artık. Sağlam ilkeler üzerine kurulmuş ve 40 yıldır bu sağlam ilkeler sayesinde bir ekol, bir efsane olmuştu. Oysa artık ilke diye bir şey kalmamış, 40 yıllık Dormen Tiyatrosu üç-beş kişinin toplanıp bir araya gelerek tiyatro kurmalarını hatırlatan bir topluluğa benzemişti."
Sonunda tiyatroyu kapatmaya karar verir Haldun Dormen. Tiyatronun borcu 240 milyarı bulmuştu. İki ortağıyla toplanır Haldun Dormen ve borçları paylaşırlar. Dormen'in payına da 140 milyar tutan vergi ve sosyal sigorta borçlarını ödemek düşer.
Dormen şimdi televizyonun en sevilen dizilerinden biri olan 'Dadı'da oynadığı Pertev rolünden kazandığı para ile Dormen Tiyatrosu'ndan kalan borçları ödemektedir.
Haldun Dormen hâlâ Dormen Tiyatrosu'nu küçük çapta da olsa yeniden açmak ve 50. yılını kutlamak umudunu taşıyor ve yaşamı boyunca büyük bir tutkuyla âşık olduğu sevdasının bitmeyen borcunu ödüyor.