@omererbil

Bosna'da hâlâ hüzün hâkim

Bosna'da hâlâ hüzün hâkim
Bosna'da hâlâ hüzün hâkim
20. yüzyılın en büyük trajedilerinden birine ev sahipliği yapan Bosna-Hersek'te, yeşil olması gereken parklar bile bembeyaz mezar taşları ile dolu...
Haber: ÖMER ERBİL - omer.erbil@radikal.com.tr / Arşivi

Bağcılar Belediyesi ‘1983’ten 2013’e Saraybosna Süreci ve Aliya İzzetbegoviç’ konulu sempozyuma davet ettiğinde ilk tepkim ne alaka olmuştu. Meğer 5 yıl önce İstanbul ’da yine Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu düzenlenmiş, çok sayıda bilim insanının verdiği bildiriler Bosna’da yankı bulmuş. İkincisinin o nedenle Sarajevo’da yapılmasına karar verilmiş. Şimdi size sempozyumdan çok Sarajevo, Mostar izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.
Batı’nın saygı duyduğu, Doğu’nun sevdiği, savaşta bile barışı düşünen adam diye bilinen Aliya, bugün ülkesinde ciddi eleştirilere uğruyor. Yapılan eleştirilere katıldığımı söyleyemem ama burada değinmek istiyorum. Dayton Anlaşması’nı Sevr’e benzetenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bundan dolayı Damat Ferit gibi Aliya da eleştiri oklarını çekiyor. Bosna ekonomik bir abluka altında. Ülkenin kantonlara bölünmesi, yönetimin Boşnak, Hırvat ve Sırplar tarafından ortak yönetimi; kısacası tam bağımsız bir devlet olamamasının sorumluluğu Aliya’ya yüklenmiş durumda. Türkiye ’nin yardımları ile Boşnaklar ayakta durmaya çalışıyor. Turizm ve diyasporadan gelen destek Boşnakları daha ne kadar ayakta tutar bilinmez ama böyle gitmeyeceği herkesin ortak kanaati. Bu meseleyi derinlemesine irdelemek bu yazının ana konusu olmadığı için burada nokta koyup gezdiğimiz yerlerde gördüklerimizi aktarmaya çalışalım.
Savaşın bitmesinin üzerinden tam 18 yıl geçti. Savaşın kahramanları, acıları yaşayan kadın ve çocuklar, gaziler, şehit yakınlarına hemen her yerde rastlamak mümkün. Yaşanan vahşi katliamları birinci ağızdan dinliyorsunuz. Savaşta yaşanan destansı hikâyelerin mimari ve coğrafi şahitleri 18 yıl önceki haliyle duruyor. Mostar Köprüsü, İgman dağları, Sarajevo’nın 3 yıl 10 ay boyunca düşmemesindeki en önemli faktör olan 800 metre uzunluğundaki tünel bu durumun en önemli kanıtları.
Neretva Nehri üzerinde Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında inşa edilen Mostar Köprüsü, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alındı. Yapımında 456 kalıp taşın kullanıldığı tarihi köprü, 4 metre genişliğinde ve 30 metre uzunluğunda. 1992 yılında savaş ilk başladığında önce Sırplar köprüyü yıkmaya çalıştıysa da 1993 yılı kasım ayında Hırvat tank topları ile yıkılabildi. TİKA ve UNESCO’nun çabaları ile köprü 2003 yılında yapımı tamamlanarak yeniden açıldı. Bugün çok sayıda turist ağırlayan köprü Bosna’nın da en büyük gelir kaynağı.
3 yıl 10 ay kuşatma altında kalan, bugün bile hâlâ duvarlarında mermi, şarapnel izleri bulunan Sarajevo’dayız. Başçarşı ve çevresindeki eski Osmanlı yapılaşması şehrin ana gezi mekânlarından. Sarajevo’nın kalbi niteliğinde olan bu bölge kuşatma sırasında da Sırpların ana hedefleri arasında yer aldı. 16. yüzyıl mimarisinin tipik izlerini taşıyan Başçarşı’nın içine girdiğinizde ilk izleniminiz Kapalıçarşı ile eşdeğer oluyor. Türkiye’den geldiğinizi öğrendiklerinde yüzlerindeki memnuniyet ifadesi bir o kadar daha artıyor. Sattıkları hediyelik eşyaların hemen hepsi de Türkiye menşei taşıyor. Başçarşı’nın hemen yakınında Gazi Hüsrevpaşa Camii ve medresesi de gezilmesi kaçınılmaz yerlerden. 1531 yılında Mimar Sinan tarafından inşa edilen cami, savaşta ilk hedefler arasında yer almış ve korkunç tahribata uğramıştır. 1996 yılında restore edilen caminin bahçesindeki türbede de Gazi Hüsrev Bey yatmaktadır.
Restorasyonu devam eden Milli Kütüphane ziyarete kapalı. Hani gözlerimizin önünde yanan kütüphane. Sırpların Osmanlı’nın izini silmek için ilk bombaladıkları tarihi mekân. İçinde binlerce elyazması kitap o bombalama sırasında kül oldu. Şimdi UNESCO tarafından restore ediliyor. Yine kütüphane olarak hayata geçecek.
Ara sokaklardan göğüs göğüse çarpışmaların yaşandığı ara mahallelere çıktık. Evlerin duvarlarında hâlâ şarapnel ve mermi izleri duruyor. Bazı evlerin çatıları yanmış. Sokak içlerindeki parklar mezarlığa dönmüş. İnsanlar ölülerini bile gömemeyecek hale geldiklerinden buldukları ilk boşluğu mezarlık haline getirmişler. Yeşil olması gereken parklar bembeyaz mezar taşları ile dolu. Bir zamanlar çocukların sallandığı o parklarda şimdi insanlar yakınlarına ağıt yakıyor. O parklardan birinde de Aliya’nın etrafı açık, gayet sade mezarı bulunuyor. Halkıyla iç içe bir ömür geçiren Aliya, öldükten sonra da halkın gömüldüğü mezarlıkta yerini alırken yine halkından uzak kalmadı.