Böyle olur şairlerin galası

Böyle olur şairlerin galası
Böyle olur şairlerin galası

Filmin yıldızları birarada. Tek eksik Londra dan dönemeyen Farah Zeynep Abdullah...

'Kelebeğin Rüyası'nın masraftan kaçınmadan beynelmilel standartlardaki galasında bütün meşhurlar bir aradaydı. Antika arabalar ve dev spotlar bile vardı. Kemal Yılmaz izledi...
Haber: KEMAL YILMAZ - kemal.yilmaz@radikal.com.tr / Arşivi

Hava çok soğuk, evden çıkasım yok. Gökhan Egene’nin sponsorluğunda yapılan Mirgün Cabas’ın ev partisinde iki densizin kendini Kemal Yılmaz diye tanıtmasından beri içimde bir sıkıntı var. İnsan arasına çıkmak istemiyordum, ta ki telefonlar azana kadar.
Aramalar pazardan başladı. “Abi Kelebeğin galasına davetiye var mı? Abi kimle gidiyorsun? Onu alma beni al...” Tuvalete giderken portmantonun üzerindeki davetiyeye gözüm ilişti. Kelebek kanatlarını açmış bana bakıyordu. Ani bir kararla herkesin merak ettiği gala kaçmaz dedim, çıktım.
Akşamüstü Lütfi Kırdar’ın orada işim vardı. Erken çıktım. Bir yandan gece ‘after party’ sıkarsa Buğra Gülsoy’un doğum günü var ona giderim diye düşündüm. Lütfi Kırdar’ın aşağısından kıvrılıp Jackie Club’ın yanından geçerken dev projektörlerin aydınlattığı bulutlara bakakaldım.
Merakım iyice kıpraşmıştı. Ayaklarım beni gala mekânına götürdü. İhtişamı görünce içimden “Holy Wood!” dedim. Türkiye ’de gördüğüm en uzun kırmızı halı ve İstanbul ’daki dev spotların tamamı (40 saydım) oradaydı. Binanın üstü filmden karelerle süslenmiş, sigara içenler ıslanmasın diye tasarlanmış seyyar harici sigarahane bile düşünülmüştü.
“Elde naylon torba galaya gidilmez” dedim. Alışveriş torbalarını benim külüstürün arkasına bırakıp soluğu galada aldım. Çevrede 1940’lar tarzında giyinmiş hostes kadınlar... İlk on dakikada içki biter diye şaraba uzandım. Bitmedi. İnanmayacaksınız filmden sonra dahi ikram devam ediyordu. Organizasyon yapanlar genelde iki eli havada ortada koşuşturan kadınlardan oluşur. Burası öyle değil. Etkinliğin provası dahi alınmış. Zümrüt Arol sakince her şeyi kotarmış. Yapımcı Necati Akpınar huzurla dostlarıyla sohbet ediyor. Selma Semiz davetlilerle ilgileniyor.
Radikal yazarları da teşrif etmişler. İleride Koray Çalışkan ve Ercan Kesal elde rakı muhabbetteler. İki güzel kadınla gelmişler ama eşleri değil. Biri Mustafa Sarıgül’ün danışmanı Elif Uluğ, diğeri yapımcı Banu Demir.
O sırada Yılmaz Erdoğan salona giriyor. Büyük bir fırtına, heyecan. Hızlı adımlarla sahne girişine doğru gidiyor. Birden Ercan Kesal’ı görüp duruyor, geri geliyor. Kısaca sohbet ediyorlar, ben de gecenin yıldızının ilgi gösterdiği kişiyle aynı gazetede yazar olduğum için kendime iftihar payı çıkartıyorum…
Salon hınca hınç. 140 dakikalık filmi 2000 kişi tek soluk izliyor. Veremli şairlerden insanlar o kadar etkileniyor ki filmin sonunda öksürükler artıyor. Bir yönetmen için en büyük ödül. Dakikalarca alkış.
Dışarda fuayede tebrikler devam ediyor. Gülben Ergen, Cem Yılmaz, galadan önce Borsa Lokantası’nda içkiyi fazla kaçırdığı iddia edilen Ata Demirer, Kenan Doğulu, Beren Saat herkes orada. Yüzler gülüyor.
Arkamda iki entelektüelin konuşmasını dinliyorum. Selamı esirgedikleri için adlarını yazmıyorum. Bana da hafiften duyurmaya çalışarak “40’ların Varlık Vergisi, Varlık dergisi, veremli şairleri üzerine bir film yapacağım de, beş kuruş para bulamazsın. Büyük risk, inşallah seyredilir” diyor biri. Öbürü karşı çıkacak bir- iki şey mırıldanacak ama olmuyor, zaten gözleri Büşra Pekin’in Beşiktaş Çarşı sponsorluğu için giydiği harika siyah beyaz elbiseye takılıyor.
Gala sonrası o bildik gerilim insanların yüzünde. After party nerede, kim gidiyor, kim davetli. Filmin ağırlığı üzerime çökmüş, çevremdeki yıldızlar, güzel insanlar Ankaralı yanımı kaşımış, evimi özlemişim. After Party’den de Buğra’nın doğum gününden de vazgeçiyorum. Eve dönüyorum. Portmantodaki kelebek hâlâ orada. Süper uçacağından eminim. Yatıyorum.